Yaşar Kemal’in o epik, şiirsel ve Anadolu’nun bağrından kopup gelen o devasa kalemiyle, Ağrı Dağı’nın o dumanlı, heybetli zirvelerinde yankılanan muazzam bir aşk ve başkaldırı destanını büyülenerek okudum. Yazar; kapısına sığınan kır bir at vesilesiyle yolları kesişen Ahmet ile Ahmet Bey’in kızı Gülbahar’ın o saf, sarsılmaz ve efsanevi aşkını anlatırken, güç ile geleneklerin, halkın adaleti ile zalim bir hükümdarın kibrinin arasındaki o amansız çatışmayı muazzam bir halk bilimi zenginliğiyle işlemiş. Doğanın, dağın, kuşların ve insanların sesini tek bir senfoniye dönüştüren, feodal düzenin acımasızlığına karşı sevginin ve dayanışmanın o görkemli direnişini ölümsüzleştiren, Türk edebiyatının o en büyüleyici, en köklü ve zamansız başyapıtlarından biriydi.