plath'in yazarlığını o kadar sevmiyorum, üzülerek bildiriyorum ki sırça fanus'u da o kadar beğenmemiştim. yine de plath'e bir yakınlık duymuyor değilim, satır aralarında, hiç anlamadığım bir şiirde kullandığı bir kelimeyle avlıyor beni hatun anlayacağınız.
bir de bana göre, sylvia iyi bir yazar olmak için fazla çaresiz. yazdığı hangi şeyi okusam, bir filtrenin eksikliğini hissediyorum. çok kendi içine gömülü bir yazar ve hislerim diyor ki okuyucusunu da pek sevmiyor zaten.
hayalimdeki senaryoya göre, plath bir günlüğüne gelse ve dünya olarak ona ne kadar iyi bir yazar olduğunu, hala okunduğunu söylesek burun kıvırırmış gibi geliyor.
neyse işte, şiirlerini hissetmekten çok, acıyı anlatma konusundaki aceleciliğini, çaresizliğini hissettim onu okurken. kendisiyle aramızda derin bir hate-love ikişkisi var. belki elektrikler kesik olsaydı ve fırın çalışmasaydı o gün yazarlığı ve kafası bu dünyada daha güvenli bir şekilde eriyebilirdi? yine de, ölebildiği için onun adına mutluyum, ne demiş sonuçta, sonsuza kadar kaçmak zorunda kalmadan kaçamam.
umarım gittiği yer durmadan ona kaçması gerektiğini fısıldamıyordur diyelim, ne diyelim