Puan vermedi·344 syf.····Okunma: 17 Haziran 2026 12:41 Muhabbet’i bitirdim ve sanırım şimdiden yılın favorileri arasına girdi.
Mektuplardan, mailleşmelerden oluşan yapısını çok sevdim. Seksenine merdiven dayamış olan Sybil Van Antwerp’in çeşitli insanlara yazdığı mektup ve mailler ile ona başkaları tarafından gönderilmiş mektup ve mailleri okuyoruz. Dolayısıyla parçalı ve katmanlı bir kurgusu var eserin. Biz bu mektupları okudukça boşlukları doldurup kendi yolumuzu kendimiz buluyoruz.
Hayatının sonlarına yaklaşmış bir kadının kendisiyle olan hesaplaşmasını okuyoruz. Bunun etrafında bir yas meselesi bir evlat kaybı var. Bunun şekillendirdiği bir hayat var. Bir de bir anne kız ilişkisi var. En çok etkilendiğim taraf sanırım bu anne-kız ilişkisi oldu. Kitap bunu merkeze almıyor ama ben en çok bunun üzerine düşündüm kitabı okurken. Sevdiklerimizle, özellikle çocuklarımızla, ne kadar açık olabiliyoruz? Hislerimizi saklamak gerçekten onları koruyor mu yoksa araya duvarlar mı örüyor?
Sybil karakteri bana yer yer Olive Kitteridge’i hatırlattı. Ben yaşını başını almış hafif gidik, lafını sakınmayan kadın karakterleri okumayı sanırım çok seviyorum. Dünyayı biraz yargılayan, biraz komik, biraz kırgın ama çok iyi gözlemleyen yaşlı kadınları okumak bana çok iyi geliyor. Alakası yok ama Mina Urgan’ın Bir Dinazorun Anıları’nı okurken de benzer keyifi aldığımı hissetmiştim.
Bu arada Muhabbet’i bitirdiğimden beri ona buna mektup yazasım var Sybil için mektup yazmak sadece bir iletişim aracı değil kendini ifade etme biçimi doğrudan mektuplar. O mektup yazarken var oluyor gibi bir şey. Okuduğunuzda ne demek istediğimi anlayacaksınız.