·272 syf.····Okunma: 17 Haziran 2026 19:10 Malma İstasyonu’nun ardından okuduğum 17 Haziran, bende çok daha derin bir iz bıraktı. Her iki kitapta da benzer yaraların; sorunlu ailelerin gölgesinde büyüyen çocukların ve en acısı da çocukların birer "tercih meselesi" haline gelişinin izini sürüyorsunuz. Ancak 17 Haziran, hem kurgusu hem de ele aldığı konunun işleniş biçimiyle bence çok daha başarılı bir kitap. Okurken bir yandan hikayenin sonunu merak ettim, bir yandan da bitmesin istedim.
Kitabın merkezinde bir öğretmen olan Vidar var. Vidar, okuldaki bir kavga sırasında öğrencileri ayırmaya çalışırken başını büyük bir belaya sokar. Olay anına ait video kayıtları incelendiğinde, kavga eden çocuğun sessizce ona bir şeyler fısıldadığı fark edilir. Vidar, o gizemli cümlenin izini sürerken aslında kendi geçmişinin ve travmalarının izini sürer.
Roman bu noktada iki kollu bir kurguyla ilerliyor. Bir diğer tarafta Vidar, babasının ölümünün ardından evdeki eşyaları toplarken eski bir defter bulur. Defterde çocukluğunun geçtiği yazlık evin telefon numarası yazılıdır. O numarayı çevirdiğinde ise zaman aynıdır; geçmişe bağlanıp annesiyle, babasıyla ve en önemlisi kendi çocukluğuyla konuşmaya başlar. Yetişkin Vidar’ın küçük Vidar’ı yüreklendirdiği o anlar çok sarsıcı. Küçük Vidar’ın merakla "Karikatürist oldum mu?" diye sorması ve yetişkin halinin onu teselli etmek için "Hem de en iyisi oldun" demesi çok dokunaklıydı.
Kitapta yetişkin bir adamın çocukluğuna dokunuşu anlatılıyor gibi görünse de beni asıl vuran kısım, küçük Vidar’ın yetişkin Vidar’la konuşması oldu. Geleceğe dair kaygılarla dolu o küçük çocuğun, gelecekteki halinin sesini duyması kimbilir ona ne kadar iyi gelmiştir... Belki de o an, büyüdüğünde tüm bu yaraların bir gün geçeceğini hissetmiştir.
Çocukluğunda derin kırılmalar yaşayan Vidar’ın, geçmişe yaptığı o aramalardan birinde annesine sitemle sorduğu "Onu hiç sevmedin mi?" sorusu, içinde koca bir dünyayı barındıran, çok etkili bir cümle. Annesinin onu bir otoparkta unutuşunu, nasıl bir anne olduğunu sorgulayarak veriyor. Onu arabada bırakıp yemek yemeye gitmesi, çocuğun sarımsak kokusuyla yemek yediğini anlaması bize
de bu nasıl anne sorusunu sorduruyor. Kitabın sonu ise özellikle o kadar güçlü ve muazzam tasarlanmış ki, Vidar’ın o an hissettiği her duyguyu kendi içinizde hissediyorsunuz.