Oğuz Atay, toplumun kalıplarına sıkışmış, kendi zihninin labirentlerinde kaybolmuş o tutunamayan insanın trajedisini müthiş bir ironiyle önümüze seriyor. Korkularıyla beslenen ve yalnızlığı bir zırh gibi kuşanan bireyin o varoluşsal sancısı, okurken hem trajikomik bir tebessüm bırakıyor hem de insanı kendi iç dünyasının kuyularına fırlatıyor.