Muhabbet benim için mektupların gücüyle kurulmuş, son derece samimi ve duygusal bir romandı. Virginia Evans öyle doğal ve akıcı bir dil kullanıyor ki kitabı okurken karakterleri izlemiyor, onlarla yazışıyormuş gibi hissediyorsun. Mektup formu sayesinde her karakterin sesi ayrı ayrı duyuluyor ve zamanla onlar birer kurgu karakter olmaktan çıkıp gerçek insanlara dönüşüyor. Kitap boyunca en çok etkileyen unsur ise Sybil'in yaşadığı kaybın hikâyenin alt katmanlarında sürekli hissedilmesi oldu. Bu acı hiçbir zaman bağırarak anlatılmıyor; tam tersine her mektubun arasında sessizce dolaşıyor ve karakterin bütün hayatını şekillendiren görünmez bir yük hâline geliyor. Sybil'in hayata, insanlara ve kendisine dair söyleyemediklerini yıllarca mektupların arasına saklaması çok dokunaklıydı. Mektuplar onun için sadece iletişim kurmanın değil, hayatta kalmanın ve acısını taşıyabilmenin yolu gibiydi. Bu yüzden kitabın sonlarında içinde tuttuğu her şeyi sonunda dışarı vurması ve ardından hayata veda etmesi beni derinden etkiledi. O an yalnızca bir karakterin ölümü değil, yıllardır taşınan bir yasın, bir yalnızlığın ve bir özlemin dışa çıkışı gibi hissettirdi. Kitabın en güçlü yanı bence tam olarak buydu: büyük olaylar anlatmadan, insanların birbirlerine yazdığı mektuplar üzerinden sevgiyi, kaybı, dostluğu ve yas tutmayı anlatabilmesi. Kitabı bitirdiğimde aklımda olaylardan çok insanlar kaldı; sanki bir romanı değil, bir grup dostun hayatını okumuş ve sonunda onlara veda etmiş gibiydim. Bu nedenle benim için hem çok sıcak hem de çok hüzünlü, uzun süre unutamayacağım bir kitap oldu .