Zorba benim için çok canlı, çok insani ve okurken sürekli ilerleme isteği uyandıran bir romandı. Nikos Kazancakis’in dili son derece akıcı; felsefi düşünceler içerse de bunları ağırlaştırmadan, yaşamın içinden gelen diyaloglar ve gözlemlerle veriyor. Kitabın en güçlü yanı bence Zorba karakteri. O, hayata teorilerle değil deneyimle yaklaşan, acıdan da neşeden de kaçmayan, yaşamı bütün yoğunluğuyla kucaklayan bir insan. Roman boyunca anlatıcının kitaplar ve düşünceler aracılığıyla aradığı şeyi Zorba’nın yaşayarak bulduğunu görüyoruz. Bu nedenle kitap sadece iki insanın hikâyesi değil; düşünmekle yaşamak arasındaki çatışmanın da hikâyesi. Zorba kusursuz bir karakter değil, hatta zaman zaman bencil, düşüncesiz ve fevri davranıyor; fakat onu unutulmaz yapan da bu kusurlarıyla birlikte son derece canlı olması. Kitabı okurken bende kalan duygu, insanın hayatı tamamen anlayamayacağı ama buna rağmen onu bütün güzelliği ve karmaşasıyla yaşayabileceği düşüncesiydi. Buna rağmen finalde hafif bir eksiklik hissi yaşadım; sanki Zorba gibi büyük bir karakterin ardından daha güçlü bir kapanış bekliyordum. Bu yüzden romanı çok sevsem de bende tamamlanmışlıktan çok özlem duygusu bıraktı. Yine de dili, karakterleri ve yaşama bakışıyla uzun süre akılda kalacak bir eser olduğunu düşünüyorum