·301 syf.····Okunma: 02 Nisan 2025 19:27 ŞEHADET İNCİLERİ - PEYGAMBER ÇİÇEKLERİ
HZ. HASAN VE HZ. HÜSEYİN ( RADIYALLAHUANH
MUSTAFA NECATİ BURSALI
CENÂB-I HÜSEYİN'İN DOĞUMU
Nûr neslini yürüten iki kolbaşından ilki Cenâb-ı Hasan'ın doğumundan on ay yirmi gün sonra ikinci Peygamber torunu Hazret-i Hüseyin dünyaya geldi.
Allah'ın Arslanı ve Evliyalar Sultanı Hazret-i Ali'nin ikinci oğlu...
Hicretin dördüncü senesi Şaban ayının beşinde, nûr şehri Medine'de bir hikmet goncası olarak açıldı...
Cenâb-ı Hüseyin (radiallahu anh) o kadar parlak bir yüze sahipti ki, karanlık gecelerde etrafını nokta nokta aydınlatırdı.
Allah'ın Resûlü buyuruyorlar:
"Hüseyin benden ve ben Hüseyin'denim, Allahü Teâlâ Hüseyin'i seveni sever."
Hazret-i Abbas'ın zevcesi Ümmü Fadl, bir gün Kâinatın Efendisinin huzuruna geldi:
"Ey Allah'ın Resûlü," dedi, "ben gece bir rüya gördüm."
"Nedir o gördüğün rüya?"
"Çok şiddetli ve mihnetli bir rüya!"
"Nedir o, söyle!"
"(Ey Allah'ın Resûlü!) Senin cesedinden bir parçanın kesilip evime konulduğunu gördüm."
29
2. KÜNYELERİ
HZ. HASAN (R.A.) VE HZ. HÜSEYİN (R.A.)
KÜNYELERİ
Ebu Muhammed!.. Lâkapları; Takî, Seyyid ve Varis... Bu nesep nûrlandırıcı güneşi Cenâb-ı Ali... Levlâke levlâk ufkunun nûrlandırıcı güneşi Cenâb-ı Ali med (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyuruyorlar:
"Bu Hasan bendendir ve Hüseyin de Ali'dendir."
Artık mini mini yavru büyüyor. Beşiğinin içinde etrafa nûrlar saçıyor. Ve çiçek çiçek gülüyor... Allah'ın Resûlü sık sık gidip bu güzel çiçeği kokluyorlar...
İnsanlık hurisi derin ve ince Fâtıma (radiallahu anha), mini mini Hasan'ı tertemiz ellerine almış zıplatıyor. Ve mîr çocuğu şöyle diyerek seviyor:
"Hazret-i Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e benzeyen, babası Ali'ye benzemeyen oğul!"
Ve Nebiyyi Muhterem de bir gün mukaddes ellerini ulvîlik âlemlerine açıp dua buyuruyor:
"Yâ Rabb! Ben Hasan'ı seviyorum, sen de sev. Onu seveni de sev."
Rikkat ve merhamet madeni Hazret-i Ebu Bekir (radiallahu anh) bir gün, Peygamber mescidinde ikindi namazını kıldırdıktan sonra Hazret-i Ali (kerremallahu vecheh) ile çıkıp beraber yürüdüler. O anda mini mini çocukların oynadığı bir eldiler. Hazret-i Hasan da çocuklarla oynuyordu. Cihan...
Buhârî ve İ... cilt: 1, sayfa: 349.
HZ. HASAN (R.A.) VE HZ. HÜSEYİN (R.A.)
KAN HÂLİNE GELEN TOPRAK
Kâinatın Efendisi, Hazret-i Hüseyin (radiallahu anh)'ın Cebrail tarafından Kerbela'dan getirilen toprağını Hazret-i Ümmü Seleme'ye vermiş ve şöyle buyurmuştu:
"Bu toprak, kan hâline gelince, Hüseyin şehit edilir."
Ümmü Seleme Hazretleri o toprağı peygamber yadigârı olarak yarım asırdan beri yanında saklıyordu.
Peygamberler Peygamberinin evlâdı Cenâb-ı Hüseyin (radiallahu anh) şehit edildiği gün toprak kan hâlini aldı. Bunu gören Ümmü Seleme Hazretleri çığlığı bastı; Hazret-i Hüseyin'in şehit edildiğini anladı ve bu acı haberin dehşetiyle kendinden geçti... ⁶³
İbn-i Sîrîn der ki:
"Kadınlar Yahya (aleyhisselâm)'dan sonra, Hazret-i Hüseyin'e ağladıkları kadar hiç kimseye ağlamamıştır!"
4. MIZRAK UCUNDA TAŞINAN BAŞlAR -
HZ. HASAN (R.A.) VE HZ. HÜSEYİN (R.A.)
MIZRAK UCUNDA TAŞINAN BAŞLAR
Saad oğlu Ömer, muazzez şehit Cenâb-ı Hüseyin'in başını İbn-i Ziyâd'a gönderdi.
Tarihte en büyük şehitlerden birinin mübarek başını Kûfe'ye götüren müfreze, bir konak ileride mola verirken, dibinde oturdukları duvardan bir el çıktı, demir bir kalemle duvara şu iki mısrayı kanla yazdı:
"Hüseyin'i öldüren bir ümmet, hesap günü, O'nun ceddin-nin şefaatini umabilir mi?"⁵⁶
Bu askeri birlikten kaçanlar, silahını atıp bir adım ileri gitmeyeceğini haykıranlar, çıldıranlar oldu...
Gökyüzü bile karardı. İmam-ı Hüseyin'in şehit edildiği gün, insanların yüzüne değil, kâinata bakmak lazımdır...
Gündüz vakti ortalık kapkara kesildi... Hatta öyle ki, bir aralık yıldızlar bile göründü... Peşinden korkunç bir kızıllık çöktü... O gün kanlı yağmur yağdığını bile söyleyenler olmuştur...
Cihan günlerini karanlıklar ve kızıllıklar içinde bırakan bu vahşet bütün varlıkları, için için ağlatmıştır...
56 Zehebî, Tarihul-İslâm, c. 3, s. 13.
272
ŞEHİTLERİN DEFNİ
Kûfe'li caniler muazzez şehitlerin cesetlerini bile atlara çiğnetmekten hayâ etmediler... Bir gün sonra Kadiriyye Köyü halkı toplanıp şehitlerin cesetlerini Kerbelâ Çölüne gömdüler. Cenâb-ı Hüseyin (radıyallahu anh)'in kabrini belirsiz etmek için Fırat'tan su salınmıştı...
Daha sonra bir bedevî gelip o şehadet incisi İmam'ın kabrini araştırdı... Kabrin bulunduğu yere doğru yavaş yavaş gitti. Etrafa mestedici bir rayihanın yayılmış olduğunu gördü ve şöyle dedi:
"Onun düşmanları, kabrini belirsiz etmek istediler. Hâlbuki kabrinin hoş kokulu toprağı, kabrine delâlet edip durmaktadır!"
Ve cennet kokuları tüten mübarek kabrin başına oturup hıçkıra hıçkıra ağladı...
(Sayfa: 275)