Suç Mahalli: Tarihin tozlu kokusuyla harmanlanmış Crispin Müzesi'nin karanlık dehlizleri ve otopsi masası.
Kurban: 2000 yıllık bir mumya olduğu sanılan, ancak bacağındaki kurşunla modern bir cinayete kurban gittiği anlaşılan "Bayan X".
Şüpheliler: Kurbanlarını antik ritüellerle mumyalayan, küçültülmüş insan kafaları (tsantsa) üreten ve onları birer "anıt" gibi saklayan dahi bir Arkeoloji Katili.
Edebi Dedektif Raporu:
Geçmişin hayaletleri bazen kumların altından değil, modern bir adli tıp laboratuvarından çıkıp gelir. Tess Gerritsen bu yedinci dosyada adli tıp bilimi ile arkeolojiyi kusursuz bir düğümle birbirine bağlıyor. Ruh Koleksiyoncusu, yazarın kurgusal zekasının ne kadar esnek ve sınır tanımaz olduğunu kanıtlayan muazzam bir macera.
Bir cesedi sadece öldürmekle kalmayıp onu zamana meydan okuyacak şekilde mumyalamak, katilin kurbanlarına duyduğu o hastalıklı sahiplenme arzusunu gözler önüne seriyor. Dedektif Jane Rizzoli katilin peşinde sokakları altüst ederken, Maura Isles antik ölüm geleneklerini ve taksonomi detaylarını inceleyerek adeta tarihin içinde bir iz sürücüye dönüşüyor. Arkeolog Josephine Pulcillo'nun karanlık geçmişinin de davanın merkezine oturmasıyla hikaye tam bir kapalı oda bilmecesine evriliyor.
Karar: Tarih, antropoloji ve saf dehşetin muazzam bir birleşimi. Adli tıp detaylarının bu denli özgün bir konseptle (mumyalama ritüelleri) işlenmesi seriye bambaşka bir soluk getirmiş.
Kurbanlarını birer müze eseri gibi saklayan bir seri katil profili... Sizce de serinin en ürkütücü düşmanlarından biri değil mi? Kitabın o tomografi sahnesindeki ters köşesini okurken ne hissettiniz?