·184 syf.····Okunma: 01 Haziran 2026 10:55 (Spoiler içerir) Bir çeşit anı defteri. Amin Maalouf'un kültürleri, gelenekleri birbirine karan dili sayesinde çoğu kez mekanları uzun uzadıya tasvir etmemesine rağmen kendimi o resmin, olayların içinde çok canlı ve renkli bir karede buluyorum. Karakterde bir taraf var. Gerçek, çok gerçek, canlı. Babasının İsyan'da bıraktığı iz, bir yaradan ziyade bir zihniyet. Bu zihniyet İsyan'ın babasının gölgesi altında ondan hem nefret ederek hem korkarak biraz da severek oluşturduğu birincil karakteri.
İsyan evden ayrılır, doktorluk okur, cemiyetlere katılır, hep bir yerlerde;savaş, telaş, aşk uğruna bu zihniyetin onda karşılık bulmasını izler. Hiçbir zaman ayakları yere sapasağlam basamaz, küçüklük hayali olan doktorluğu okumayı bile tamamlayamaz, korkularının arkasında aslında uzun yıllar onun için örülmüş ve üzerinde yapışmış bu karakterin farkına varır.
Clara'ya aşık olması bu görme sürecine katkı sağlıyor ve mektuplaştıkları dönemlerde bu korkak, yaptığı işte de başarılı olamayan tarafını hep eleştirerek kendine, hayatına, yıllarına yabancılaşıyor İsyan. Babasının hastalanması haberiyle Clara'dan karnındaki oğlunu da bırakarak ayrılması ve araya savaşın girmesi uzun yıllar onu Claradan ayırıyor. Tam ayrıldıkları sırada babasının da vefat etmesi ile hayatında tutunduğu ne varsa yıkılıyor.
İsyan'ın akıl hastanesine girmesi, orada yıllarca kalması, zihnini uyuşturmaları, aslında İsyan'ın seçtiği bir çeşit yaşam tembelliği, yaşamamayı seçme, ölüm. Ta ki kızının büyüdüğünü ve onu aradığını öğrenmesiyle yeniden yaşam enerjisini bulana kadar. Bu İsyan'ın geliştirdiği son kişilik, son dönüm noktası. Kızını görme umuduyla hastaneden çıkıyor ve kızını bir daha hiç görmüyor.
Tüm kitap beni en çok vuran yer İsyanın hapisten çokıp şehir harabeleri içinde tanıdığı birine giderken "yolumun üzerinde" diyerekten uğradığı harap olmuş "baba evi" kısmıdır.
"Baba evi yolumun üzerindeydi. Daha doğrusu ondan geriye kalanlar. İçeri girdim, şöyle bir dolaştım, sonra tekrar yürüdüm."
İsyanın hayatını bize aktaran anlatıcı ile tanıştıkları dönem de bundan yıllar sonra. İsyan Claraya bir mektup yazmış ve onu ilk buluştukları yere çağıtıyor. Yanda bir köprü var. Ya Clara gelecek ya da İsyan gidecek. Bence kitap burada bitse ve biz Claranın gelip gelemeyeceğini bilmesek daha güzel olurmuş.
Kitap uzun upuzun karmakarışık bir hayatı anlatsa da çoğunlukla "bir şeylerden" bahsediyor ve bu şeylerin okurun bir şekilde açığa çıkarabikeceği anlamları yok. Sadece şeyler var. Bu bir yerden sonra okuyorum ama hiç bir şeye varamıyorum dedirtti bana. Kurgu akıyor, bol bol kurgu var bu kitapta, belli dönemler göz önünde bulundurularak empati yapabileceğiniz bir karakter yazılmış. Yine de hiçbir zaman tam anlamıyla içeri giremediğim duvarlarını korudu bu eser. Havada asılı bir toz bulutuna takılı kalmış, acılardan oluşan bir hikaye...