Peyami Safa, Türk edebiyatının psikolojik derinliği en yüksek ve felsefi anlamda en yetkin romanlarından biri olan bu eserinde, modernleşme sancıları çeken Cumhuriyet dönemi aydınlarının içsel çöküşünü ve mutlak yalnızlığını masaya yatırıyor. Doğu ile Batı, madde ile mana, inanç ile şüphe arasında sıkışıp kalmış olan Samim, Mefharet ve Selmin gibi karakterler üzerinden, insanın kendi iç dünyasındaki o bitmek bilmeyen yabancılaşmayı ve ahlaki yozlaşmayı çarpıcı bir dille çözümlüyor.
Samim’in sığındığı ve kusursuz bir düzeni hayal ettiği ütopik dünyası "Simeranya" aracılığıyla yazar, materyalist dünyanın yarattığı manevi boşluğa karşı felsefi bir kaçış rotası çiziyor. İnsanın kalabalıklar içinde bile kendi ruhuna nasıl yabancılaşabileceğini, vicdan azaplarını ve nihayetinde hepimizin kendi yalnızlığımızın mahkumu olduğunu yüzümüze vuran, Türk romanının doruk noktalarından biri.