"Sen, minicik bir kuş! .. Ben şu heybetli beden ... Aşağıda da dağ gibi alevler. Allah aşkına, beni nasıl kurtaracaksın?" "İşte şu kanatlarımla İbrahim! .. Tutun haydi, gidelim buradan!" Önce hüzünlü bir tebessüm, sonra imkansızın idraki, ardından yaşaran gözler: "O minicik kanatların beni kurtarmayacağını sen de biliyorsun a kuş; neden böyle yapıyorsun?" "Çünkü sen hakkı savunuyorsun İbrahim, doğruluk üzerindesin." "Teşekkür ederim ama bak, alevlere dokunmak üzereyiz, uzaklaş artık." "Asla! Seni kurtarmadan olmaz!" "Boşa öleceksin!.." "Hiç boşa olur mu İbrahim, kimden yana olduğum bilinir." Ateşlere İbrahim'le birlikte düştük. Yok yok, düşmek yanlış kelime; birlikte girdik. Kadifeler kaplı bir kapıdan ipek döşeli bir salona girer gibi, bir gurbetten bir sılaya erer gibi.
Sayfa 12·Kitabı okuyor
Alıntı
··1 alıntı·
1 +1'leme
·
457 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.