Bir insanın yazdığı eserler yıllar sonra hala yolculuğuna devam edebilir mi? Bu kitabı okurken Nâzım Hikmet’in şiirlerinden çok başka bir tarafını gördüm. Sayfalar boyunca oyunlar, provalar, sahneler, mektuplar ve tiyatrolar arasında dolaştım. Bazen bir oyunun yazılmasından çok, sahneye çıkabilmesi için verilen uğraş dikkatimi çekti.
Demokles’in Kılıcı’ndan İstasyon’a, Kör Padişah’tan Herşeye Rağmen’e kadar pek çok oyundan söz ediliyor. Ama ben en çok oyunların perde açıldıktan sonra da yaşamayı sürdürmesini sevdim. Bir yerde seyirciler alkışlıyor, başka bir yerde bir yönetmen metin üzerine uzun uzun konuşuyor, yıllar sonra başka bir şehirde aynı oyun yeniden sahneleniyor.
Mektuplar da kitabın sevdiğim taraflarından biri oldu. Bazen bir oyunun sahnelenmesini bekleyen, bazen gelen haberlere sevinen, bazen de hayal kırıklığı yaşayan bir Nâzım okudum. Bu sayfalarda şair kimliğinin yanında, emeğinin karşılığını görmek isteyen bir insan da vardı.
Yalnızca oyunları değil, o oyunların çevresindeki insanları da tanıdım. Yönetmenler, oyuncular, çevirmenler, dostları derken kitap beklediğimden daha kalabalık bir yere açıldı. Nâzım Hikmet’i yıllardır şiirleriyle tanıyordum ama bu kez sahne arkasında koşturan, oyunlarının peşini bırakmayan başka bir Nâzım’la karşılaştım.