Paul Lafargue'ın "Tembellik Hakkı" kitabını okudum ve dürüst olmak gerekirse çok etkilendim. 19. yüzyılda kaleme alınmış bir eserin, bugünün dünyasını, bitmek tükenmek bilmeyen koşuşturmacayı ve plazalardaki hayatı bu denli net resmetmesi beni ziyadesiyle şaşırttı.
Günümüzde hepimizin zihnine "Çok çalışmak en büyük meziyettir" fikri yerleştiriliyor. Sürekli bir yerlere yetişme telaşındayız, yorgun düşüyoruz ve sadece çarkın dönmesi için aslında ihtiyacımız olmayan şeyleri alıyoruz. İşte bu kitap, tam da bu noktada bana bir aydınlanma yaşattı. Lafargue, "Hayatımızı neden sadece çalışmak ve tüketmek üzerine inşa ediyoruz? " sorusunu ortaya atıyor ve bu zorunlu çalışma çılgınlığını ustaca eleştiriyor.
Beni en çok etkileyen kısım teknolojiyle ilgili olanıydı. Günümüzde teknoloji bu kadar ilerlemişken, hayatımızın daha kolaylaşması ve bize daha fazla boş vakit kalması gerekmez miydi? Oysa tam tersi oldu; bilgisayarlar ve telefonlar yüzünden artık işi eve, yatağımıza kadar taşıyoruz. Makineler bizi özgürleştireceklerine, bizi kendilerine daha çok esir aldılar.
Lafargue'ın kastettiği "tembellik", bütün gün hiçbir şey yapmadan öylece uzanmak anlamına gelmiyor. Bir insanın kendine, ilgi alanlarına, sanata, felsefeye ve gerçek manada "yaşamaya" zaman ayırabilmesi demek. Yani hayatı ıskalamamak.
Kitap belki her derde deva mükemmel bir çözüm sunmuyor ama çok yerinde bir soru soruyor: Hayatta kalıp bir şeyler harcamak için mi yaşıyoruz, yoksa gerçek yaşam bu mu?
Bugün hepimizin deneyimlediği o tükenmişlik halini, stresi ve telaşı anlamak için muazzam bir eser. Modern yaşamın esareti altında ezildiğini hisseden herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum.