Bu kitabı her bitirdiğimde içimde entelektüel bir hayranlıktan ziyade, insan olmanın getirdiği o çiğ ve marazi taraflarla yüzleşmenin verdiği sarsıcı bir huzursuzluk kalıyor. Dostoyevski, Yeraltı Adamı karakteriyle edebiyat tarihinin en kusursuz anti-kahramanını yaratırken bize bir canavarı değil; gururu, kibri ve ezikliği arasında sıkışıp felç olmuş modern bir bilinci sunuyor. Bu karakter, etrafındaki her şeye ve herkese tepeden bakan o entelektüel kibrinin altında, aslında korkunç bir onaylanma ve fark edilme arzusuyla yanıp tutuşan bir zavallı.
Karakterin o hastalıklı yapısını en net gördüğüm yer, caddede kendisini görmezden gelen subayla olan o takıntılı savaşıdır. Subay onu bir insan olarak bile görmezken, Yeraltı Adamı aylarca onunla kaldırımda çarpışabilmek için kıyafet borcuna giriyor, planlar yapıyor. Çünkü onun dünyasında fark edilmemek, nefret edilmekten çok daha ağır bir işkence. Okul arkadaşlarıyla yediği o rezil yemekte de aynı karakter defosu patlak veriyor. Onları küçümsüyor, onlardan iğreniyor ama aynı zamanda kendisini aralarına almaları, ona saygı duymaları için masada adeta kendi kendini paralıyor. Karakterin tüm varoluşu bu iki uç arasında gidip geliyor: Deha olduğunu sanan bir kibir ve hiç olduğunu fısıldayan bir aşağılık kompleksi.
Ancak Dostoyevski’nin bu karakter çözümlemesinde zirveye ulaştığı yer kesinlikle Liza ile olan ilişkisidir. Liza, o çamurlu ve karanlık dünyanın içinde bozulmamış, temiz kalabilmiş tek ruh. Yeraltı Adamı, kendi ezikliğini ve hayattaki güçsüzlüğünü kapatmak için eline geçen ilk fırsatta bu savunmasız kadına saldırıyor. Ona önce kütüphaneler dolusu ahlak nutukları çekip onu kurtaracak bir kahraman gibi davranıyor. Ama ne zaman ki Liza onun o sefil, aciz bodrum katına gelip onun bu zavallılığını çıplak gözle görüyor; işte o an karakterin o sahte entelektüel maskesi düşüyor. Kendisinin ne kadar aşağılık bir durumda olduğunu gören bu kadını, sırf kendi egosunu ve zedelenen erkeklik gururunu tatmin etmek için duygusal olarak paramparça edip kapının dışına fırlatıyor.
Bu kitaptaki karakter çözümü bana şunu söylüyor: İnsan, kendi hayatında bir hiç olduğunu hissettiği an, kendisinden daha zayıf birini bulup onu ezerek hayatta kalmaya çalışır. Yeraltı Adamı bir zalim değil; sadece kendi bilincinin hapishanesinde çürüyen, sevmeyi de sevilmeyi de bir güç savaşına dönüştüren trajik bir korkak.
Kapağı kapattığımda içimi acıtan şey o bodrum katının sefaleti değil. Bir insanın, sırf kendi yaralı egosunu şifalandırmak için kendisine uzanan en temiz eli bile nasıl bile isteye kırabileceğini bu kadar çıplak görmüş olmak.
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski