Eveet bir sürü duygu gelgiti yaşadığım, kitap bittiğinde öfke duygusuyla kaldığım bir okuma oldu.
Açıkçası kitabın isminden sebep , kitaba başladığımda Tess Gerritsen tadında bir “serial kil*ler” okuması yapacağımı düşünmüştüm ki o tarz polisiye/ gerilim kitaplarını çok severim.
Ama yazarımız kitapta öyle bir yapı inşaa etmiş ki.. öyle bir roman olmuş ki!
Kitap her iki tarafın anlatımı şeklinde yazılmış.
ilk önce kendi halinde kelebek koleksiyoncusu bir gencin, saplantılı aşkını okuyorsun.
Sonra bu saplantının insanı,birini tutsak etme noktasına sürüklerken, hayatının sadece bu fikirle dolduğunu okuyorsun.
Tutsak olanın gözünden okurken psikolojik gerilime geçiyorsun..
Daha sonra iki zıt tarafın mebcuri ilişkisine, dirence, boyun eğmeye şahit oluyorsun.
Sonra aşırı şeylerin taraflara ne yaptığını görüyorsun.
Bence bu kitap her okuyucunun elinde başka başka anlamlar kazanıyor.
Benim penceremden
Okumaya saplantılı aşık Frederick in gözünden başlıyorsun. Aşkı ilk başta masum ve acınası geliyor.
Ama saplantısını eyleme döküp Miranda’yı tutsak etmesi ile ne kadar ileri gideceğini sorgulatıyor. Onun gözünden eylemleri ve kafasında taptığı Miranda’yı okuyoruz. (Ki Miranda gözümde canlandı öyle güzel anlatmış yazar sağolsun)
İkinci sahnede Miranda’nın günlüklerinden, Miranda’nın açısından olanları okuyoruz.Miranda’nın özgürlüğü düşlemesi, kurtulacağı, ışığı göreceği günü beklemesi, kendini/kendisine dayatılan, yaşadığı hayatı sorgulaması,kuralları, umutları..
Miranda’nın günlüğünü okurken Caliban ın ezikliğine, yalnızlığına, kibarlığına üzüldüm. İlk bölümde kendi gözünden okurken nefret ettiğim karakteri, ikinci bölümde mağdurun gözünden okurken ona acıdım.
(Bu bölümü okurken açıkcası biraz sıkıldım. )
Son bölümü Frederick in gözüyle okuyoruz.
Bu bölümle ilgili fikrimi spoiler vermeden belirtemeyeceğim için bir şey yazmıyorum!
Bu romanda tek bir olayı iki ayrı gözle okumadım. Bu kitapta iki ayrı gerçek vardı..
Frederick aslında taparcasına Miranda’yı sevmiyordu. O sadece onun ona ait olma fikrine aşıktı. Tıpkı kelebekleri gibi..