Bu kitapla tanışmam tamamen tesadüflere dayalı bir şey oldu. Bir gün ilk kitabını kırkından sonra çıkaran yazarlar hakkında bir araştırma yapıyordum (şu an neden öyle bir araştırma yaptığımı dahi hatırlamıyorum..) ve karşıma çıkan kitaplardan biri de Richard Adams’ın Watership Tepesi oldu. Kitap hakkında okuduğum birkaç küçük tanıtım yazısından sonra meraklanıp, (ki bence bu merak ve heyecan, bir kitaba başlamak için en önemli tetikleyici ve motive edici bir unsur) hevesle satın alıp ve dün itibari ile de bitirdim.
Watership Tepesi’nin bende bıraktığı izlenime gelecek olursak, bilgilerim taze iken sıcağı sıcağına anlatmak istedim.
Kendi sözlüğünü yaratan kitap
Kitabı okumak ilk etapta nedense çok zor geldi. Sürekli notlar alıyor ve hikayeyi bir bütün olarak zihnimde toparlamaya çalışıyordum. Sebebi ise her tavşanın ayrı bir isminin olması, geçen mekanlar ve daha da önemlisi tanrının, kötülüğün, yırtıcıların, doğa ananın her şeyin tavşan diliyle (bkz. Lapin dili) bir karşılığı olmasıydı. Mesela sıradan bir kitapta “tanrı korusun” deniyor ama Watership Tepesi’nde tavşan diliyle bu “Frith korusun” olarak karşılık buluyordu.
İşin komik yanı ve ne yazık ki üç yüz sayfa sonra fark edip kendime gülmeme sebep olan durum ise; tüm bu karşılıkların kitap arkasında zaten var olduğuydu. Notları boşuna almış olmadım ama en başta görseydim, en azından okurken neydi bu diye son sayfaya hızlıca göz atardım.
Sadece bir tavşan hikayesi mi?
Kitap gerçekten muazzam bir emekle hazırlanmış. Yazar sadece yüzeysel bir hikaye değil, aynı zamanda insan doğasına yakın duyguların başka bir dünyada nasıl yankı bulabileceğini titizlikle anlatmış. Bunun yanı sıra tavşanların doğasıyla ilgili de oldukça derin araştırmalar yapmış. (Kitabın önsözünde de special thanks olarak kaynaklarına teşekkür etmeyi ihmal etmemiş.)
Kendi düşüncelerimi paylaşmadan önce (kitabı bitirdikten sonra) acaba başkaları neler yazmış diye merak edip birkaç şey okuyup-izledim. Açıkçası bazılarına da üzüldüm. Dişi aramak için dolaşan bir avuç tavşan gibi oldukça haksız ve yersiz hatta acımasız diyebileceğim eleştiriler gördüm. Herkesin her şeyi aynı değerde anlaması ve yorumlaması elbette beklenemez ama bu gerçekten fazlaydı.
Çünkü Watership Tepesi, bana göre sadece bir grup tavşanın yeni bir yaşam alanı arayışı olarak basite indirgenemeyecek kadar derin metaforlar ve alt metinler içeren bir başyapıttı. Bir grup tavşan olarak nitelendirilen tavşanların her biri aslnda bir insan karakterini, liderliği, bilgeliği, gücü veya sanatı temsil eden Hazel, Fiver, Bigwig, Blackberry, Dandelion ve Silverweed gibi muazzam karakterlerdi.
Fiver; kitabın baş kahramanı ve tüm olayların fitilini ateşleyen, aslında bir nevi kitabın lokomotifi. Hazel’in çelimsiz küçük kardeşidir aynı zamanda. Güçlü sezgilere sahiptir.
Hazel; kitabın baş kahramanı ve aynı zamanda Fiver’e inanıp, sezgilerine önem veren büyük kardeşi. Karar alır, bedel öder, risk alır, adil davranır ve grubu yönlendirir. Grubun lider tavaşanı.
Bigwig; birçok konuda oldukça becerekli, cesur ve iri bir tavşan. Dostlarına ve Hazel’e son derecek sadıktır. Kafasının ortasında minik bir tüy vardır.
Blackberry; grubun analitik düşünen, sorun çözen akıllı tavşanı.
Dandelion; hikaye dinlemeyi ve anlatmyı seven, kötü zamanlarda gruba yer altında hikayeler anlatıp onlara umut verir.
Pipkin; ahhh Pipkin ahh
Hazel’in, kardeşi Fiver’in sezgilerine güvenmesi çok hoşuma gitmişti. Hani tüm çevreniz bir konuda sizi anlamaz ya da anlamak istemez ya, ama yine de birisi size inanır ve ne olursa olsun yalnız bırakmaz. İşte öyle bir şeydi ve bu inanç gerçekten çok hoşuma gitmişti.
Esaretin Konforu ve Özgürlüğün Bedeli
Bir bölümde yeni bir tepe bulup burada yaşayabileceklerini düşünüyorlardı mesela. Ancak o bölgede daha önceden yaşayan farklı tavşan kolonisi vardı. İlginç yanı ise bu tavşanların saklanma, yiyecek bulma gibi dertleri olmadığı gibi oldukça iri olmaları, tüylerinin parlaklığı ve rahatlığı dikkat çekiyordu. Sebebi ise bu tavşanların o bölgedeki insanlar tarafından bakılıyor olmasıydı. Zaman zaman da bazıları aralarından kayboluyordu. (insanlar tarafından yeniyordu.)
Kısacası, esaret altında olmak ve bunun getirdiği konfor onlar için özgürlüklerinden daha değerli hale gelmişti. Ancak bizim maceracı tavşanlarımız burada yanlış giden bir şeyler olduğunu hissedip diğerleri gibi esaret altında yaşamayı kabul etmeyip oradan kaçıyordu. Bu bölüm beni gerçekten oldukça etkilemişti. Çünkü insan doğasına baktığımızda benzer örnekleri de oldukça fazlaydı. Çoğumuz, ucunda büyük bedeller veya ruhsal esaretler olsa bile sırf konforlu hissettirdiği için otorite altında yaşamayı dert etmiyoruz.
Tavşanlar ölmez, sadece koşmayı bırakırlar!
Kitapta belki de beni en çok etkileyen ve altını özellikle çizdiğim sözlerden biri de bu oldu. Aralarından biri öldüğünde, onun için öldü yerine artık koşmayı bıraktı olarak bahsedilir. Bu sözü biz insanlar için düşününce çok farklı şeyler hissettim doğrusu. Artık şarkı söylemeyi bıraktı… Gözlerini kırpmayı bıraktı… Konuşmayı bıraktı…
İnsana özgü bir yığın duygunun, alışkanlığın ve davranış biçiminin bir anda sona ermesini ne kadar naif, bir o kadar da vurucu anlatan bir felsefe.
General Woundwort!
Kitabın en aksiyon dolu geçen bölümlerinden biri de Efrafa ve Woundwort ile tanıştığım bölümler oldu. Günlük okuma süremi bir tık üste çekmeme ve kitap elimde iken uyuyakalmama sebep olan da yine bu bölümdü. Tavşanlar koşarken onlarla birlikte koşuyor, toprak kazıyor, nehir geçiyor, ağaç kökleri bulunan deliklerde onlarla birlikte saklanıyor gibiydim.
Son Sözler:
Watership Tepesi başta da dediğim gibi terimler sebebiyle başta yorucu geliyor. Ancak bu biraz kendi hatam olmuştu. Eğer okuma listenize alırsanız en arkada imdadınıza yetişecek bir sayfalık bir tavşan deyimleri sözlüğü olduğunu unutmayın. Bir diğer husus; kitap inanılmaz derecede çoğunun adını bile bilmediğim bitki ve ot isimleri içeriyordu. Bu yazıya ekleyemeyecek kadar fazla olduğunu düşündüğümden, daha detaylı ve düzenli bir biçimde ayrı bir sayfada ekledim.
ciplakyazar.com/watership-tepes...ciplakyazar.com/watership-tepes...Watership TepesiRichard Adams