Puan vermedi·144 syf.····Okunma: 20 Haziran 2026 10:28 Edebiyat tarihi, zengin ve konforlu hayatından sıkılıp heyecan arayan burjuva kadınları ile hayatın sillesini yemiş, cebi delik melankolik adamların hikayeleriyle dolu galiba. Yanılgı romanında yine bu bayat klişeyi anlatmış yazar.
Bir yanda Birinci Dünya Savaşı’nın cephelerinde gençliğini, ruhunu ve ailesinin tüm servetini bırakıp dönmüş, Paris’te sefil bir ofis işine mahkum olmuş Yves Harteloup. Karşısında ise paranın, servetin ve zengin kocası Jean’ın sağladığı o korunaklı, steril dünyada sıkıntıdan patlamak üzere olan Denise Jessaint.
Güney sahillerinin o rüya gibi atmosferinde bu yasak aşk filizlenirken iki karaktere de yer yer hak verdim. Denise’e hak verdim çünkü etrafı tamamen hissiz, tek derdi para ve statü olan robotlarla çevrili, hayatında ilk defa nefes aldığını hissediyor. Yves’e de hak verdim, savaşın o cehenneminden sonra sığınacak bir şefkat limanı, yaralarını saracak zarif bir eldi istedigi..
Ama haksız oldukları yerler daha fazlaydı elbette, en başta yasak bir aşkı yaşamak bütün haklılıklarını haksız kıldı benim gözümde. Denise’in durumu bir varoluşsal sancıdan ziyade, lüksün getirdiği bir şımarıklık ve tatminsizlikti aslında. Yaşadığı hayatın sterilliğinden şikayet ederken, o hayatın sunduğu hiçbir maddi konfordan da vazgeçmeye niyeti yoktu. Yves’i gerçekten sevdiğinden mi, yoksa monoton hayatına bir heyecan katmak, kendini bir roman kahramanı gibi hissetmek için mi seçtiği şüpheli çünkü. Yves kendi monotonluğunu kıracak bir oyuncak, hissiz dünyasından kaçış sağlayacak geçici bir macera mıydı onun için?Gerçek sorumluluklar kapıyı çaldığında o steril dünyasına geri döneceğini bilmenin rahatlığıyla hareket etmesi, onun bu aşkta haksız ve samiyetsiz oldugunun kanıtıydı aslında.
Yves ise savaşın faturasını ve kendi hayal kırıklıklarını Denise’e kesti bi bakıma. Aradığı şey bir şefkat limanından ziyade, kaybolan gururunu ve sınıfını bir burjuva kadını üzerinden yeniden kazanma arzusuydu bana göre, Denise’in zenginliğini ve hafifliğini hem arzuluyo hem de içten içe ondan nefret ediyodu. Kendi sefaletinin ve melankolisinin getirdiği o kurban psikolojisinin arkasına sığınarak, ilişkide sürekli manipülatif ve hırpalayıcı bir rol oynadı.Bir kadından yaralarını sarmasını beklerken, o kadının da kendi zaafları ve sınırları olan bir insan olduğunu unutup Denise’i sadece kendi trajedisinin bir figüranı haline getirdi.
Yanılgı, tam da adının hakkını vererek, iki farklı dünyanın insanının birbirini bir kurtuluş olarak görmesinin anlatıldıgı bi kitap. Yazar, bu bayat klişeyi sadece bir aşk hikayesi olarak değil savaş sonrası Avrupa’sının ruhen çökmüş aristokrasisi ile yönünü kaybetmiş burjuvazisinin çarpışması olarak önümüze koyuyor. Son tahlilde kitap, insanın kendi içindeki boşluğu bir başkasıyla doldurmaya çalışmasının nasıl büyük bir "yanılgı" ile sonuçlanacağını yüzümüze çarpan toplumsal bir eleştiri olmuş. Çok keyifle okuduğumu söyleyemem ama okunabilir bir kitaptı..