Roman Fransa’nın güneyinde bir tatil beldesinde başlar. Yves Harteloup doğaya ve sessizliğe hayran bir adamdır. I. Dünya Savaşı’nda yaşadıklarını unutmak ister gibidir; denize bakışı, havaya takılışı, kendi kendine “Hava çok güzel” deyişi aslında içindeki yarayı bastırma çabasıdır. Yves savaş sonrası eski konumunu kaybetmiş, hayatla boğuşan bir adamdır.
Bir gün Yves Harteloup, arkadaşı Jessaint’le karşılaşır. İki dost, eski günlerden konuşurken yanlarına gelen Jessaint’in karısı da Denise sohbete katılır ve böylece çekim başlamış olur.
Denise Jessaint hayatı boyunca gerçek bir yoksunluk yaşamamış bir kadın. Varlıklı bir aileden geliyor, konfor içinde büyümüş, sonra da başarılı bir adamla evlenmiş. Güvende ama içi tam dolu değil. İşte tam bu noktada Yves Harteloup hayatına giriyor. Savaştan çıkmış, eski statüsünü kaybetmiş, gururu yaralı bir adam. Denise başta onu zengin sanıyor. Hatta o güçlü, karizmatik, dünyayı görmüş hali Denise’i büyülüyor. Fakat zamanla gerçeği öğreniyor: Yves borç içinde, zor durumda, tutunmaya çalışan biri. Aralarındaki sınıf farkı o andan sonra görünür hâle geliyor. Denise bir yerde “Keşke zengin olsaydı” diye düşünürken, Yves’in içinden geçen cümle tam tersi oluyor: “Keşke fakir olsaydı.” Çünkü Denise hayatın sert tarafını hiç bilmemiştir.
Denise Yves’e âşık oluyor ama bu aşk dengeli değil. Denise sürekli soruyor: “Beni seviyor musun?” Yves asla net cevap vermiyor. Sessiz kalıyor, konuyu değiştiriyor, kaçıyor. O suskunluk Denise’i daha da saplantılı hâle getiriyor. Onun susması Denise’in içindeki boşluğu büyütüyor.
Denise o kadar Yves’e odaklanıyor ki üç yaşındaki kızını bile ihmal etmeye başlıyor. Çocuğu ikinci plana düşüyor. Çünkü Denise için artık merkezde Yves var. Onu anlamak, yanında olmak, kaybetmemek.
Ama ilişki sağlıklı değil. Yves