Berna Günen

Berna Günen

Çevirmen
8.2/10
2.097 Kişi
·
7,3bin
Okunma
·
5
Beğeni
·
823
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
136 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Kibarlık Budalası, bir politik hiciv olarak Fransa Kralı XIV.Louis’in talebiyle Moliere tarafından yazılmış bir komedyadır.

Hicivin merkezini Osmanlı Devleti’nin o yıllarda Fransa’ya atadığı Elçi Süleyman Ağa oluşturmaktadır. Süleyman Ağa saraya davet edilmiş, kral huzuruna çıkmış ve ziyareti esnasında Osmanlı Padişahı’nın sarayının Fransız sarayından daha ihtişamlı olduğunu belirtmiştir. Bunun üzerine Fransa Kralı da intikamını almak için Moliere’e komik bir Türk balesi siparişi vermiştir. Böylece ortaya çıkan Kibarlık Budalası, Kralın da kendi deyimi ile en çok güldüğü Moliere oyunu olarak anılmaktadır.

Kibarlık Budalası, bir burjuva olan Mösyö Jourdain’in sınıf atlama çabası ve bu çabaları sırasında sergilediği komik davranışlar, içine düştüğü komik durumlar olarak özetlenebilir. Mösyö Jourdain cehaleti nedeni ile kendisini, iyi niyetini ya da aptallığını sürekli istismar ettiren ve başkaları tarafından sömürülen bir kişidir. İnsan aklını temsil eden ve gerçekleri sürekli eşine anlatmaya çalışan Bayan Jordain’in tüm çabaları da ne yazıkki başarısız kalır. Kendi kişisel hayatlarımızda da sık sık karşılaştığımız bir durum bu ve sanırım en güzel örnek yine Moliere’in kendi sözü olacaktır : “Bilgili bir aptal, bilgisiz bir aptaldan daha aptaldır.”

Moliere oyunun arka planında insanlığın en temel sorunlarının da eleştirisini yapmaktadır, sınıf ayrımları, güç, zenginlik ve sömürü. Sanıyorum bu eleştiri o dönemin Fransa’sı için de günceldi. Yani toplumda yer alan sınıfsal gücün ve zenginliğin bir eleştirisi olarak.

Ben bu eseri İş Bankası Kültür yayınlarından okudum, çok akıcı bir dile sahip ve oldukça keyif alabileceğiniz bir Moliere eseri. İyi okumalar.
208 syf.
·4 günde·7/10 puan
Jorge Luis Borges, vatanı Arjantin’de Buenos Aires Ulusal Kitaplığı’nın yöneticisi olarak çalıştığı dönemde kendi zevki ve edebiyat anlayışına göre seçtiği, farklı ülkelerden yazarların öykülerini barındıran bir kitaplık oluşturur ve adına "Babil Kitaplığı" der.
Micromegas bu kitaplıkta yer alan Voltaire imzalı öykülerden oluşan bir kitaptır. 6 adet öykü bulunan bu kitap, elinize aldığınız anda konuları ve karakterleriyle sizi farklı zamanlara ve diyarlara götürecek. Anlatımının akıcılığı ile de çok kısa süre içerisinde bitireceğinize emin olabilirsiniz.
Sanatında hicvi en derinlikleri ile benimsemiş olan yazarımız; ülkeler, şahıslar yada inançlar olsun hiç düşünmeden çoğuna güzel güzel sözleri ile değinmiştir. Yazıldığı zamanı düşününce de öykülerini beğenmemek elde değil.
Kesinlikle tavsiye ediyorum.
948 syf.
·Beğendi·10/10 puan
"Bu kanun neden ve niye var, neyi düşünerek hareket edilmiş? böylesini kimse yapmaz ki,bu kısım neden hakimin takdirine bağlı da diğeri degil? " düsünceleri olan ve sorgulayıcı siyaset sever herkesin yapı taşı olarak bulundurması gereken sayılı kaynaklardan. 3 yönetim şeklinin de prensipleriyle kanunları neden sonuç ilişkisiyle özdeşleştirmeyi sağlıyor. Olan,olması gereken ve olması gerekenin olmama sebeplerini barındırıyor.
116 syf.
·1 günde
François Marie Arouet, Voltaire takma adıyla tanınan Fransız yazar ve filozof. Fransız Devrimi ve Aydınlanma hareketine büyük katkısı olmuştur. Din ve ifade özgürlüklerinin yanı sıra, insan hakları konusundaki düşünceleri ve felsefi yazıları ile ünlenmiştir.

Kitap Safdil'in Fransa'ya gelmesi ile başlıyor. Romantizm akımının tesadüf özelliği burada da karşımıza çıkıyor ve Safdil amca ve halasını buluyor. Ve geldiği bu yerde Matmazel de Saint-Yves'e aşık oluyor. Hikayemiz bu şekilde devam ediyor.

Kitabın içerisinde Safdil dinleri ve milletleri de sorguluyor ve biz de bu sayede yazarın eleştirilerini ve düşüncelerini görmüş oluyoruz.
125 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
"İnsanlara yapılacak en büyük iyilik, onlara akıllarını kullanmayı öğretmektir." - Moliere

"Fransız edebiyatının William Shakespeare'i" olarak anılan oyun yazarı Molière 1622 doğumludur. Fakat dramatik altyapıya sahip oyunlarıyla ünlenen Shakespeare'in aksine Moliere, dünya edebiyatına birbirinden değerli komedyalar armağan etmiştir. Shakespeare'in ölümünün ardından doğan Moliere, Avrupa'daki oyun yazarı boşluğunu doldurmuştur ve günümüzde dahi eserleriyle edebiyat ve tiyatroseverleri tatmin etmeyi sürdürmektedir.

Paris'te, varlıklı bir ailenin ilk oğlu olarak dünyaya gelen Moliere'in asıl ismi Jean-Baptiste Poquelin'dir. Moliere ise onun eserlerini yazarken kullandığı bir mahlası olmasının yanı sıra, sahnede kullandığı bir isimdir aynı zamanda ve ilk ortaya çıkışı 1944 yılına dayanır.

Yıllarca Latince eğitimi alarak bu dilde yazılmış eserleri okuyan Moliere, sonrasında Felsefe eğitimi de görmüştür. Henüz 18 yaşındayken tiyatro dünyasına adım atan Moliere, büyük umutlarla kurulan bir kumpanyanın içinde yer alır ve bir süre dramatik oyunlarda oyunculuk yapar. Kumpanyanın zarar ederek kapanması içinde büyük bir tiyatro tutkusu barındıran Moliere'i yıldırmaz.

Hayatını tiyatroya adayan ve bu uğurda büyük cefalar çeken Moliere, 1673'te Hastalık Hastası isimli bu oyununun oynandığı sırada sahnede rahatsızlanmış ve kısa bir süre sonra da ölmüştür. Oyunda eleştirdiği hekimler tarafından tedavi edilmediği ve ölüme terk edildiği de söylentiler arasındadır.

Cimri, Kadınlar Mektebi, Kibarlık Budalası gibi ünlü oyunları arasında Hastalık Hastası da yer alır Moliere'in. Yazar bu oyununda da asıl amacı olan güldürüyü kullanır ve yine belli bir kesimi hedefleyerek eleştirilerde bulunur. Hiciv ve kara mizahı ustaca kullanan Moliere birçok oyununda olduğu gibi Hastalık Hastası'nı yazdıktan sonra da kimi çevrelerce tepkiyle karşılanmıştır fakat o her zamanki gibi sanatını icra etmeye devam etmiş ve hem yazıp hem de oynayarak sürdürmüştür hayatını.

Argan isimli soylu bir adamın hayatına konuk olduğumuz bu oyunda Moliere tıp bilimi, hekimler ve hastalıklar ekseninde bir güldürüye imza atıyor fakat bu oyunun zaman zaman trajedi sularında yüzmesine engel değil. Yer yer Cimri oyunuyla da benzerlikler gösteren oyunda sürekli hasta olduğunu söyleyen ve iyileşmeyi asla kabul etmeyen Argan'ın doktorlarla, ailesiyle ve çevresiyle olan ilişkilerini okuyoruz.

Kızı Angelique'yi aşık olduğu adam yerine farklı bir adamla evlendirmek isteyen Argan'ın amacı hekim bir damada kavuşmak ve kendini sürekli muayene ettirmektir. Saçma hastalıklara gereğinden fazla para döken ve zengin bir adam olan Argan'ın eşi ve aynı zamanda Angelique'nin üvey annesi Beline'in amacı ise bir an önce bu "cahil ve zengin" adamın servetine konmaktır. Para düşkünü olarak resmedilen Beline'in gerçek amaçlarının farkında olmayan Argan ise ona fazlasıyla aşıktır.

Evin hizmetçizi Toinette, Argan'ın kardeşi Beralde, Angelique'nin sevgilisi Cleante, Mösyö Diafoirus, Thomas Diafoirus ve hekim Mösyö Purgon gibi yan karakterlerle de dallanıp budaklanan ve toplamda 3 perde olmasına rağmen onlarca sahneli oldukça renkli ve takip etmesi keyifli bir oyun Hastalık Hastası.

Eleştirilel kimliğini bu oyununda da kullanan Moliere, satır aralarında bağnazlığa, sığ düşünceye ve liyakatsızlığa savaş açmıştır. Bir yandan güldürürken bir yanda da öğretici bir üslupla adeta nakış gibi işlediği oyunlarıyla okurların gönlünde taht kuran Moliere, Hastalık Hastası'nı da görkemli ve tatmin edici bir finalle sonlandırmıştır.

İnce bir mizah anlayışına sahip olan Moliere eserinin içine kendi ismini de yerleştirmiştir. Oyuncuların ağzından söylettiği "O sizin Moliere patavatsız herifin teki!", "O koca bir dangalak, ne dediğini bilmez!" gibi cümleler oyunlarını yerden yere vuran ve hayatı boyunca kendisine düşmanlık eden çevrelere karşı bir tepkidir şüphesiz. Kendisini anlayamayan insanları böylece ti'ye alan yazar, kara mizahın sınırlarını zorlayarak kendisini ölümsüz bir yazar haline getirmiştir.

Antik Yunan'da komedyalarıyla ün salan Aristophanes'in ardından dünya edebiyatının en büyük 2. komedya yazarı olarak anılan Moliere'in hayali her ne kadar tragedya yazmak ve oynamak olsa da, bu türde yazdıklarıyla bir türlü beklenen sıçramayı yapamamış ve kendisini her seferinde komedya sınırları içinde bulmuştur. Buna rağmen üst düzey oyunlar yazmış ve oynamış olan Moliere yüzlerce yıl sonranın dünyasında okunmayı ve anlaşılmayı bekliyor.

Henüz Moliere okumamış kişiler Cimri ya da Hastalık Hastası gibi yapıtlarından birini seçerek yazarla tanışabilirler. Birçok yayınevinde Moliere eserleri bulunsa da, çeviri anlamında İş Bankası Kültür Yayınları tercih edilebilir. Bu eserin çevirmeni Berna Günen'in eseri başarılı bir şekilde Türkçeleştirdiğini söylemek mümkün.

Keyifli okumalar diliyorum.
948 syf.
Kitap 900 küsür sayfa olmasına rağmen bitirilebilmiş bir eser değildir. Montesquieu bunu, öldüğü yıl olan 1755'e kadar yazmaya devam etmiştir. Ancak bu haliyle bile tarihteki başyapıtlar arasında yerini almayı başarmıştır. Kitabın ilk basımıyla birlikte Montesquieu’ya saldırı ve eleştiriler başlamış ve özellikle din adamları sınıfı kitaba yasak getirmişler, Voltaire gibi önemli isimler de Montesquieu’yu desteklemişlerdir. Kitap dönemin Fransa’sında oldukça sükse yaratmış ve halk üzerinde ‘’Özgürlük’’ bilincinin oturmasını sağlamıştır. Tarihteki böylesi bir etki pek az kitap için söylenebilir.

18. yüzyıl felsefesine ve dönemin Fransa’sındaki politik ortama baktığımızda pozitivist anlayışın hakim olduğu, hukuk, sosyoloji gibi bilim dallarının hızla geliştiği bir dönemden bahsediyoruz. Montesquieu da böyle bir dönemin en ideal ismidir diyebilirim. Çünkü kitapları ve olgulara, kavramlara ve reel olaylara yaklaşımı tam anlamıyla pozitivist bir yaklaşım içermekte. Hukuk sosyolojisinin de öncüsü durumdadır.

Montesquieu, toplumsal ahlak ve kültürün oluşumu konusunda örf adet din gelenek gibi faktörlerin yanında iklim ve kanunları da katar. Ancak kanunlar tek başına etkili değillerdir diyerek bir bütünün tamamlayıcı ögesi olarak görür. Çünkü en ileri kanunla bir toplumu dönüştüremezsiniz.

Kitabın çok ciddi bir bölümünü ise Monarşi ve Cumhuriyet rejimlerinin doğasını ele alarak yapılan değerlendirmeler kapsıyor. Bu noktada Montesquieu’nun Cumhuriyetçi fikirleri ve Monarşi tanımları, bu tanımları yaparken bizzat toplumsal örnekler üzerinden gitmesi beni 2020’nin Türkiyesi acaba 18. yüzyılın Fransa’sı mı? diye sorgulatmadı değil. Çünkü vermiş olduğu toplumsal örnekler o kadar bugünün Türkiye’sine benzemekte ki ara ara duraksayıp ben ne okuyorum diye kontrol ettim. Monarşik düzenlerde kanun koyucuları öyle bir yermekte ki ve demokratik cumhuriyetle birlikte bu kanun koyucuların nasıl yok olacaklarını değerlendirirken, din adamları sınıfının Montesquieu'nun üstüne bu kadar gitmesindeki korkuyu anlayabiliyorum elbette. Ki korkulan başa geliyor azizim. Yapacak bir şey yok. Bu arada istibdat yönetimlerine de sık sık değinen düşünürümüzün ‘’istibdatın doğası gereği zaten bozuk olan ilkesinin bozulmasından söz edilemez.’’ sözü meydanlara yazılmalı diye düşünüyorum.

Cumhuriyet tanımında ne kadar eksik kalmış olsa da, (zaten günümüz dünyasında Cumhuriyet her türlü vasfı edinmiş oldu) her açıdan çok çok ileride bir eser. Mutlaka okunmalı. Özellikle bu ülke insanı için zorunlu ders niyetine okutulmalı diye düşünüyorum. Keyifli okumalar dilerim.
152 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Argan çok sevdiği eşi, Beline ve kızları ile beraber yaşayan zengin hastalık hastası bir adamdır...

Doktoru ve eczacısı sürekli olarak ona ilaç hazırlayıp, para kazanma derdindedirler. Eğer verdikleri ilaçları kullanmaz ise öleceğini söyleyip dururlar...

Kızı Angelique'yi, sadece kendini düşünerek doktor olan Thomas ile evlendirmek ister. Angelique ise Cleante aşıktır....


Eşi Beline ise onu çok sevdiğini sürekli hatırlatarak kendi çıkarlarının peşinden gitmektedir...

Toinette, evin hizmetçisi her olaya burnunu sokan sözünü esirgemeyen ve efendisine kurulan tuzaklardan haberi olan tek kişidir...

Toinette, Argan'ın erkek kardeşi Beralde ile birlikte ev halkının gerçek yüzünü efendisine göstermek için bir oyun tertip eder...

Bir tiyatro oyunu olan eseri keyifle okudum...
152 syf.
·1 günde·8/10 puan
Klasisizmin temsilcilerinden olan Moliere, Fransız edebiyatının en büyük komedi yazarıdır. Oyunları birçok dile çevrilmiş, dünyanın çeşitli ülkelerinde defalarca oynanmıştır."Hastalık Hastası" isimli komedisinde yazar; varsıl bir 'kuruntu hastası'nın saflık ve budalalığının sömürülmesi konusunu işliyor.

Klasiklerinde okurken insanları tebessüm ettiren kitapları varmış demek ki.. Hem eleştirsel hem de komedi olarak yazılan bir klasik, okurken keyif alınıp günlerce elinizde süreklenmeyen türden bir eser. Tiyatro şeklindedir, hizmetli-iş veren, baba-kız ilişkilerine güzel bir bakış açısı ile yaklaşmış, insanları hem statü hem de güç olarak sınıflandırmasına rağmen yeri gelince bir hizmetlinin sözü dinlenmiş ondan akıl alınmıştır.

Toniette gibi bir hizmetçiniz varsa sırtınız yere gelmez. Moliere zamanın doktorlarını yerden yere vururken son derece eğlenceli bir oyun sunuyor.
948 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Geldik bir parçanın daha sonuna :) Hayatımda ilk defa bu denli hacimli bir kitap okudum, daha önce lise yıllarında ilk hacimli olarak okuduğu Stendhal'ın Parma Manastırı idi. Eser salt Hukuk üzerine gitmediği gibi inanılmaz bir konu varyasyonu var. Öyle ki bu kitabı Multidisiplinler açısında; Tarih, Felsefe, Sosyoloji, Coğrafya, Hukuk, Siyasal Bilimler, İktisat, Ekonomi ve Kamu Yönetimi gibi bölümlerde okuyan tüm herkesin okuması gereken bir eserdir. Hukukun temelini atan Sümer-Babil modern çağın temelinin atılmasında yardımı olan Antik Yunan Roma ve daha nice antik medeniyetin karşılıklı ve sonrasındaki bilgisel alışverişler sayesinde muazzam bir Sosyal, Siyasi ve Felsefi Hukuk sistemi ortaya çıkarmıştır. Coğrafyanın insanların yaşamı üzerinde o denli etkileri var ki bu eseri okuyunca daha iyi kavrıyorsunuz. Kimi yerlerde erkekler kadınlarını başka erkeklere rahatça bırakabiliyorken, bazı yerlerde ise kadınların dışarı çıkmasını bile yasaklayıp hapsediyorlar. Coğrafya, kültür ve en önemlisi dini inancın etkisi neticesinde bugün duyduğumuzda kulağımıza inanılmaz farklı, dehşet ve son derece ahlaka mugayır kanunlar göreceksiniz. Dönemlerin getirmiş olduğu etkilerde gözardı edilemediği gibi insanların çok uluslu imparatorlukların bünyesinde barınmaya başlanmasıyla birlikte hukuk sistemi üzerine yeni değişiklikler getirmiştir. Dinin her dönem her konuda insanı ilgilendiren her şey üzerinde etkili olmasın gerçekten son derece can sıkıcı ve iğrenç bir durum. Hindistan'da bir erkek öldüğünde bazı yerlerde kadınlarını da kocaları ile yakarak kurban ediyorlar, bazı yerlerde ise kadınlar kendi istekleri ile bu yakılma olayına dahil oluyor. Ticari ilişkiler de etkileşimi arttırdığı için kültürel alışveriş yanında hukuksal etkileşimi de getiriyor. Dine bağlı olan toplumlarda o denli iğrençlikler var ki insan gerçekten insan olmaktan soğuyor ya. Pers geleneğinin dini olan Zerdüştlikte anne ile evlilik serbest, Mısır da kız kardeş ile evlenmek toprakların bütünlüğü için Firavun adına zorunlu. Güney Asya'da bazı ülkelerde yine din ve gelenekten kaynaklanan baba-kız evliliği söz konusu. Gördüğüm ve anladığım kadarı ile aynı şekilde daha önce bu esere yakın okuduğum eserlerde gördüğüm şey Coğrafya ve Dinin her konuda insanlar üzerinde çok etkili olmasıdır. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim, modern çağa evrilene kadar müthiş değişim ve gelişimlere şahit oluyorsunuz. Roma-Yunan-Mısır-Asur-Türk-Çin-Rus aklınıza gelebilecek tüm eski medeniyetlerin insanları etkileyen tüm hukuksal konularına değinmiş muazzam bir eserdir. Özellikle Hukuk okuyan arkadaşlara daha daha şiddetle tavsiye ederim :)

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 7,3bin okur okudu.
  • 130 okur okuyor.
  • 4.308 okur okuyacak.
  • 49 okur yarım bıraktı.