Voltaire

Voltaire

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
koseli-arti
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.1
2.233 Kişi
okuyor-dolu
6,9bin
Okunma
v3_begen_dolu
936
Beğeni
goz
25,5bin
Gösterim
Kitaplarını Satın Al
bilgi
Sponsorlu
Tam adı
François Marie Arouet
Unvan
Fransız Yazar ve Filozof
Doğum
Paris, Fransa, 21 Kasım 1694
Ölüm
Paris, Fransa, 30 Mayıs 1778
Yaşamı
François Marie Arouet (21 Kasım 1694 - 30 Mayıs 1778), Voltaire takma adıyla tanınan Fransız yazar ve filozof. Fransız Devrimi ve Aydınlanma hareketine büyük katkısı olmuştur. Din ve ifade özgürlüklerinin yanı sıra, insan hakları konusundaki düşünceleri ve felsefi yazıları ile ünlenmiştir. Eserlerinde Kilise dogmaları ve döneminin Fransız müesseselerini yoğun olarak hicvetmiştir. Zamanın en etkili isimlerinden biri olarak tanınır. Voltaire Paris'te, 1694'te doğmuştur. Sekiz yıl boyunca sanat eğitiminin başladığı Collège Louis-le-Grand'da okumuştur. Fakat orada "Latince ve aptallıklar" dışında bir şey öğrenmediğini iddia etmiştir. Mezun olduktan sonra Voltaire edebiyatta kariyer yapmaya başladı. Babası ise oğlunun hukuk eğitimi almasını istiyordu. Bu nedenle Voltaire, Paris'te bir avukatın asistanı olarak çalışıyormuş gibi gözüküp, zamanının büyük bir kısmını hicivsel şiirler yazmaya adamıştır. Babası bunu öğrendiğinde Voltaire'i yine hukuk okumaya göndermiştir; yine de Voltaire yazmayı sürdürmüştür. Sivri dili ile aristokratik ailelerin beğenisini toplamıştır. Kral XV. Louis'nin naibi, Orléans Dükü, II. Philippe'i konu alan bir yazısı nedeniyle Bastille'de hapsedilmiştir. Oradayken çıkış yaptığı piyesi Oedipe'yi kaleme almış ve Voltaire ismini almıştır. Oedipe'nin başarısı Voltaire'i etkili bir isim yapmakla beraber onu Fransız Aydınlanmasına dahil etmiştir. İngiltere'ye sürgün Voltaire'in hazır cevaplılığı ve sivri dili başına bela olmayı sürdürdü. Genç bir asilzadeyi gücendirmesi onun mahkeme dahi olmadan sürgün edilmesine yol açtı. Voltaire'in İngiltere'ye sürgünü, İngiltere'deki düşünsel durum ve yaşadıkları düşüncelerini büyük oranda etkilemiştir. İngiliz monarşisinden ve ülkenin din ve ifade özgürlüğüne verdiği değerden etkilenen genç yazar, ülkenin yazar ve düşünürlerinden de etkilenmiştir, Shakespeare gibi. Gençlik yıllarından Shakespeare'i Fransız yazarlarına bir örnek olarak görse de, daha sonraları kendini ondan daha büyük bir yazar olarak görmüştür. 3 yıllık sürgünden sonra Paris'e dönmüş ve fikirlerini İngiliz hükümetini konu alan kurgusal bir metinde toplayarak bastırmıştır; Lettres philosophiques sur les Anglais ("İngiliz(ler) hakkında felsefi mektuplar"). İngiliz monarşisini daha gelişmiş ve insan haklarına daha saygılı görmesi nedeniyle yazınları Fransa'da büyük bir tartışmaya yol açmış ve sonunda öyle bir noktaya gelinmiştir ki evrakın kopyaları yakılmış Voltaire ise Paris'i terk etmeye zorlanmıştır. Château de Cirey ve sonrası Bundan sonra sınırdaki Château de Cirey'e yerleşen Voltaire burada Marquise (Markiz) du Châtelet, Gabrielle Émilie le Tonnelier de Breteuil ile de bir ilişkiye başladı. Voltaire ile Marquise 21.000'den fazla kitap toplamışlardır. Kuşkusuz Voltaire'in 15 yıl süren bu ilişkisi entelektüel gelişimine yardımcı olmuştur. Yazmaya devam eden Voltaire Mérope gibi oyunları ve bazı kısa öyküleri yayımlamıştır. İngiltere'de geçirdiği zamanda onu en çok etkileyen şeylerden birisi Isaac Newton'un çalışmalarıdır. Eser ve düşüncelerinde bunun etkileri görülebilir. Marquise'in ölümünden sonra Voltaire Berlin'e, yakın arkadaşı ve hayranı olan Büyük Friedrich'e gitmiştir. Kral zaten onu daha önce ısrarla saraya davet etmişti. Her ne kadar ilk zamanlarda buradaki yaşamı iyi gitse de, zamanla çeşitli zorluklarla karşılaşmaya başlamıştır. Sivri dili ile burada da haksız bulduğu durumları eleştirmiştir. Sonunda kızdırdığı Friedrich, Voltaire'in tüm evrakının kopyalarını yakmış, Voltaire'i de tutuklatmıştır. Voltaire Paris'e doğru yola çıkmış fakat XV. Louis onun kente girmesini yasaklayınca, Cenevre'ye gitmiştir. Her ne kadar iyi karşılansa da tiyatral performansları yasaklayan Cenevre yasaları Voltaire'in Candide, ou l'Optimisme ("Candide, veya İyimserlik") isimli eserini yazmasına ve kenti terk etmesine neden olmuştur. Bu eser Gottfried Leibniz'in felsefesinin hicvidir. Bugün Voltaire'in en tanınmış eseri Candide'dir. Ferney'de malikâne almış ve 1778'deki ölümüne kadar burada yaşamıştır. Çalışmaları Çok üretken bir yazar olan Voltaire neredeyse tüm edebi şekillerde eser vermiştir. Başlıca eserleri şunlardır: Oedipe (1718) Zaire (1732) Lettres philosophiques sur les Anglais (1733) Le Mondain (1736) Sept Discours en Vers sur l'Homme (1738) Zadig (1747) Micromegas (1752) Candide (1759) Dictionnaire philosophique (1764) Épître à l'Auteur du Livre des Trois Imposteurs (1770) Oyunlar Voltaire, tamamlanamamışlar dahil, 50-60 arası oyun kaleme almıştır. Bunlardan bazıları: Ecossaise Eriphile Mahomet Mérope Nanine Zaire Şiir Voltaire'in ilk basılan çalışması şiirdir. İki uzun şiir kaleme almıştır: Henriade ve Pucelle. Bunların yanında birçok kısa şiir de yazmış ve genellikle kısa şiirleri bu iki uzun şiirinden daha fazla beğeni toplamıştır. Mektup 2. Katerina ile yapmış olduğu 26 mektuplaşması vardır. Bu mektuplardan 30 Ekim 1768 tarihlisinde Volter (Voltaire) "İmparator Majesteleri, Türkleri öldürerek beni hayata döndürüyor. [...] Yani haklıydım, ben Muhammed'den daha peygamberim: Ben şarkı söylediğimde Tanrı ve yengili birlikleriniz duymuştu." [...] Felsefe Voltaire'in en tanınmış ve büyük felsefi eseri Dictionnaire philosophique yani "Felsefe Sözlüğü"dür. Dönemin Fransız siyasi müesseselerine yoğun eleştiri içeren yazınlar içeren sözlük, aynı zamanda o dönemlerde popülerleşmiş düşünceler ve Voltaire'in rakip ve düşmanları hakkında da yazınlar içerir. Bunun dışında eserde din eleştirisi de bulunmaktadır. Diğer çalışmaları Voltaire bunların dışında tarihi ve düzyazı eserler kaleme almıştır. Düzyazı eserlerine şunlar örnek verilebilir: L'Homme aux quarante ecus, Zadig, dini ve felsefi optimizme saldıran ünlü Candide. Ayrıca yaşamı boyunca yaklaşık 20.000'den fazla mektup yazmıştır ve bu mektuplar gerek kişiliği gerekse düşünce tarzı açısından büyük önem taşır. 1740 yılında basılan Anti-Machiavel isimli eseri Prusya kralı II. Friedrich için Niccolò Machiavelli'nin Prens adlı başyapıtına yanıt olarak kaleme almıştır. Düşüncesi Her ne kadar ömrü boyunca yurttaşlık hakları ve din özgürlüğü gibi kavramları savunmuş olsa ve var olan Fransız rejimini eleştirse de Voltaire demokrasiden yana değildi. Onun gözünde en iyi yönetim biçimi 'aydın' bir monarşi veya 'aydınlanmacı mutlakiyet'ti. Nitekim hayatının sonuna kadar "aydınlanmış bir monark'ın yönetimini ideal bir yönetim tarzı olarak savundu." Bunun dışında sınıfların varlığını da bir zorunluluk olarak görmüş ve ne teorik ne de pratik açıdan bunu eleştirmiştir. Din açısından ise Voltaire'in tutumları biraz karışıktır. Philosophes'den olan Voltaire genelde, diğerleri gibi, bir deist olarak tanımlanmıştır. Fakat çeşitli söylemleri nedeniyle ateist olduğu da düşünülmüştür. Ünlü felsefi eseri Felsefe Sözlüğü'nde (Dictionnaire philosophique) Voltaire ateizmi ve ateistleri eleştirir. Ortaya koyduğu dini fikir ve söylemler deist çerçevededir. Bazı araştırmacılara göre Voltaire'in deist çizgide kalmasının, kişisel nedenler bir yana, fikri nedeni onun yönetim biçimi konusundaki fikirleridir. Voltaire'e göre din halkın uygun biçimde yönetimi için neredeyse şarttır. Nitekim Voltaire'in tanınmış aforizmalarından birisi Si Dieu n'existait pas, il faudrait l'inventer yani "Eğer tanrı var olmasaydı, onu icat etmek gerekirdi" onun dini fikirlerini anlamak açısından önemlidir. Bunların dışında Voltaire, var olan dinî inanç ve yapıyı eleştirmiştir. Her açıdan Voltaire'in dini dogmatizme karşı olduğu aşikardır. Özellikle dini bağnazlığa sert biçimde karşı çıkmış, Hristiyanlığı ve Musevileri yermiştir. Bu tutumları da yine "Felsefe Sözlüğü"nde görülebilir. Voltaire'in düşünce tarihi açısından önemli biri sayılır. Zaten tarihsel planda çok büyük önem taşıyan Fransız Devrimi'nin de babası sayılmıştır. 2020 yılındaki George Floyd eylemleri sırasında; servetinin bir kısmını sömürge ticaretine borçlu olduğu iddia edilen Voltaire'in Paris'te bulunan heykeline protestocular tarafından kırmızı boya döküldü. Masonluğu Voltaire, ölümünden kısa bir süre önce 4 Nisan 1778 tarihinde, Paris'te bulunan Dokuz Kız Kardeş Locası'nda (Les Neuf Sœurs Locası) Masonluğa alınmıştır. Yaşamı boyunca Masonlarla yakın temas içinde bulunan ve Fransız aydınlanma düşüncesini birlikte oluşturdukları Masonların geç davetine icabet etmiş, tekris töreni büyük bir ihtişam içinde gerçekleşmiştir. Benjamin Franklin gibi birçok isim, ABD'den sadece Voltaire'in tekrisinde bulunmak için Paris'e gelmiştir. Kendisine gösterilen bir saygı ve ihtimamın örneği olarak, Voltaire'e farklı bir tekris prosedürü uygulanmış, mabet kapısına gerilen siyah bir örtünün arkasından gerçekleştirilmiştir. Gözleri bağlanmamış ve Masonların kabulü esnasında uygulanan testler yaptırılmamıştır. Her üç derece de aynı gün içerisinde kendisine tevcih edilmiş, tekrisin ardından Loca başkanı tarafından yanına davet edilmiş ve orada oturmuştur. Kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Voltaire
kamera
Candide
kamera
Voltaire
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Sadık veya Kader
kamera
Voltaire
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Cahil Filozof
kamera
Voltaire
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Safdil
kamera
Voltaire
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Micromegas
kamera
Voltaire
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Babil Prensesi
kamera
Voltaire
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
Daha Fazla
116 syf.
Safdil; Namıdiğer Saf Oğlan
Milli Eğitim Basımevi kitabı,
kamera
Saf Oğlan
ismiyle dilimize kazandırdığı için bu başlığı kullanmak istedim. Aslında kitabın orijinal ismi "İçten" kelimesiyle karşılık buluyor dilimizde. Kitaba bu isimlerin verilme sebebini irdeleyerek başlayalım o halde incelemeye. Ana karakterimiz bir Huron'dur. Huron'lar Ontario Gölü'nün kuzey kıyısında yaşayan bir Kızılderili kabilesidir. Safdil bir dövüşte esir düşmesiyle İngiltere'ye götürülür, İngilizlerin onu serbest bırakmasıyla da Fransa'ya gelir çünkü kendi deyimiyle yeni diyarlar görmeyi seven biridir. Annesini de babasını da hiç tanımamış, belli bir eğitimden geçmemiştir. Adeta boş bir levha gibidir ve en belirgin özelliklerinden biri aklına geleni şakkadak söylemesidir. Herkesin "toplumsal kurallar", "kibarlık", "çıkarları göz etme" gibi sebeplerle söylediklerini eğip büktüğü, eksilttiği ya da değiştirdiği zamanda Safdil, hiçbir kaygı gütmeksizin söyler söylemek istediklerini. İşte ismi de buradan gelir... Fransa'ya ayak basar basmaz karşılaştığı ve himayesi altına alındığı aile Hristiyan bir ailedir. Dolayısıyla ilk işleri, dünyadan habersiz bu çocuğu bir Hristiyan yapmaktır. Safdil buna itiraz etmeyerek dini öğrenme çabasına girişir ancak sorduğu sorularla ve süreğen itirazlarıyla, aileyi çokça terletir. Kutsal kitabın tamamını okuyup öğrenen Safdil, kendisinden "Dinin gereği" olarak istenen her isteği sorgulayarak okuduğu kitapta öyle olmadığını söylemekten dili yorulur. Üstelik öğrendiklerini de bir türlü mantığına oturtamaz ve bu doğrultuda sorduğu sorulara mantıklı cevaplar alamaz. Safdil, adeta boş bir levha gibidir demiştik ya, bu onun yalnızca bilgisiz olduğunu göstermez bize, aynı zamanda önyargısız olduğunu da gösterir. Kafasına aldığı her bilgiyi sıfırdan alır ve onun süzgeci yalnızca mantığıdır. İşte bu yüzden herkesten farklı bir düşünme şekli vardır. Uğradığı bir haksızlık sonucu hapse düşmesiyle hayatının kırılma anını yaşar Safdil. Hapishane arkadaşının itmesiyle kendini okumaya ve öğrenmeye adar. Öğrendiklerini derhal benimsemek yerine ha bire sorgular. Yaşlı, deneyimli ve bilgili hapishane arkadaşı bile ondan çok şey öğrenir bu zaman diliminde. Hapishaneden çıktığında, tarih, edebiyat, geometri gibi birçok alanda bilgi sahibidir artık. Yalnızca dini eleştirileri değil, bürokrasinin yozlaşmışlığını, adaletin işlevsizliğini, liyakatin gölgelenişini, rüşvetin ve yolsuzluğun normalleştirilmesini, kadrolaşmayı ve adam kayırmayı da derinlemesine işler bu kısacık eserinde Voltaire. Yalnızca dipnotlarda bile öyle bir bilgi deryası var ki, bu kitabı okumayan çok şeyden eksik kalır. Okumayan herkes mutlaka ve mutlaka okumalı bu eseri. Diğer Voltaire kitaplarında buluşmak üzere :)
kamera
Safdil
kamera
Voltaire
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.5/10 · 313 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
170 syf.
·
2 günde
·
8/10 puan
VOLTAIRE VE ESERLERİ ÜZERİNE
”Uzun yaşamı boyunca aklın her silahını kullanarak bitmek bilmez bir heves, tutkulu bir adanmışlık, hepsinden de öte korkunç alay etme yeteneğiyle uğruna savaş verdiği ideal kazanımları; hoşgörüyü, ruhani özgürlüğü, insanlık onurunu, adaleti kafalarımıza adam akıllı işlemiş ve bunlar sanki artık doğal yaşamımızın bir parçası, soluduğumuz hava, yalnızca onlardan mahrum kalınca üzerine düşündüğümüz şeyler olmuştur. Sözün özü, Voltaire’in kaleminden dökülen en cüretkâr düşünceler bugün olağan hale gelmiştir.” (Francis Espinasse, Voltaire, s. 191) Aydınlanma çağı Filozofları arasında yer alan Voltaire, ileri sürdüğü farklı görüşleriyle çağına damgasını vurmuş bir düşünürdür. Onun ilginç yanı evrenselliğinden ileri gelmemektedir. O, daha çok bilgi ve yaratıcılığıyla öne çıkmış birisidir. Voltaire, özellikle akıl, özgürlük, adalet, eşitlik gibi temel değerleri hakim kılma uğruna her şeye ve herkese karşı direnmiştir. Düşünceleriyle her daim hoşgörüsüzlüğe ve kilisenin siyasal etkisine karşı çıkmıştır. Akıl dışı olan tüm Hıristiyan dogmalarına karşı savaş vermiştir. ”Dini fanatizmi” birçok eserinde yermiş ve çoğu zaman adalet arayışı içinde olmuştur. 25 yaşına geldiğinde ”Voltaire” adını kullanmaya başlayan François Marie Arouet, 21 Kasım 1694’te Paris’te doğmuştur. Oldukça hasta bir bebek olarak dünyaya gelen Arouet’nin fazla yaşamayacağı düşünülmüştür. Ne var ki hastalıklardan çok çekmiş olsa da, beklentileri aşarak 83’üne kadar yaşamıştır. Doğduğunda erkek kardeşi Armand’dan on, kız kardeşi Margueritte’ten dokuz yaş küçüktür; aslında dünyaya gelen iki kardeşi daha vardır fakat onlar doğumdan hemen sonra ölmüştür. Voltaire’in babası, François Arouet, Poitou’nun saygın orta sınıf ailelerinden birine mensuptur; büyükbabası, Poitou’dan Paris’e göçerek orada başarılı bir kıyafet tüccarı olmuştur. Yetenekli ve dürüst bir adam olan François Arouet uzun yıllar boyunca Paris’in birinci sınıf noterleri arasında yer almış, modern İngiliz aile avukatlarının bazı önemli işlevlerinin yerine getirilmesini de kapsayan birtakım uygulamalara karşı duyduğu heves, onu bu konularda başarılı kılmıştır. Babası Arouet de yaşamının erken dönemlerinde noterliği satın alır ve bu işle uğraşır. Annesinin hakkında bilinen çok şey yoktur. İkinci oğlunun onun hakkında söylediği birkaç şey haricinde Madam Arouet hakkında herhangi bir şey bilinmemektedir. Madam, ikinci oğlu henüz yedi yaşındayken hayatını kaybeder. İlginçtir ki, Voltaire’in bir tür kadın düşkünlüğü vardır. Bu, onun oyunlarında yaptığı esprilerden de, yaşamında birçok kadınla beraber olmasından da belli olur. Bunun nedeni de muhtemelen anne sevgisini tadamaması, dolayısıyla kadınlara bir doygunluk yaşamamasıdır. ”Anne şefkati ve kadın tutkusunu” başka kadınlarda, hayatı boyunca aramıştır. Ayrıca, Tolstoy da genç yaşında annesini kaybeder ve onun da büyüyünce kadın tutkusu ortaya çıkar. Tabii ana etken bu değildir fakat etkenlerden biri budur. İki yazar arasında böyle bir bağlantı vardır; aynı zamanda, kadın tutkusuyla anne şefkati arasında da bağ vardır. Öksüz kalan Voltaire, on yaşına basana kadar babasının yanında çalışmış, daha sonra Louis-le-Grand Koleji’ne kaydolmuştur. Burası, ünlü bir ruhban okuludur ve üst sınıf insanların çocukları genellikle bu okula gelir. Okulda yatılı olarak eğitim görenler iki sosyal sınıfa ayrılır: Bunlardan ilki genç Arouet’nin dahil olduğu sınıftır, diğeriyse bazıları soylu olmak üzere hepsi iyi ailelerden gelen çocukların sınıfıdır. Burada Voltaire, kendine uzun süre fayda sağlayacak dostluklar kurmuştur. Aynı zamanda burada Latince öğrenmiştir fakat asla akademik düzeyde Latince metinler yazamamıştır, Yunancasıysa zayıftır. Ayrıca, 1708 yılının dolaylarında Fransa, her türden felaketle boğuşmaktadır. Fransa’nın Oudenaarde’daki zaferinin ardından (11 Temmuz 1708) Marlborough ve Eugene, Lille’i ele geçirmiştir. Lille’in düşüşü (23 Ekim) müttefiklere Paris’e giden yolu açmış gibi görünmektedir. Yetişkin bir adam olduğunda Voltaire, o döneme ait çocukluk anılarını anımsayarak bu haberler karşısında dehşete kapıldığını ifade edecektir. Bu ”dehşetler” de Voltaire’de bir savaş nefreti oluşturmuştur ve dehşetlerini de sık sık yazınsal alana da taşımıştır. 16-17 yaşlarındayken kilise yasalarına karşı gelişen tavırlarını arkadaşına yansıtmak amacıyla bir mektup yazar. Bu, daha o zamanlardan Voltaire’in kilise dogmalarını aklıyla kavradığının göstergesidir. İleride bu ”fanatizme” ateşli bir şekilde karşı çıkacak ve sadece O’na itaat etmemiz gerektiğini belirtecektir. Bu yüzden de birçok kez başı derde girmiştir. Mektuplardan birinde alayla karışık olan şu cümle bulunur: ”İnzivadan yeni çıktım, ölümüne yorgunum, sırtımda elli vaazın yükü var.” Voltaire 17 yaşında Louis-le-Grand Koleji’nden ayrıldığında, ”kararlı bir şüpheci” olur. Babası, Voltaire’i Fransa’dan uzaklaştırmak için Hollanda’ya yollar ve Voltaire orada Madam Dunoyer’ye âşık olur. Madam Dunoyer hem evlilik konusunu açmadığı için hem de konumu önemsiz olduğu için Voltaire’i kapı dışarı eder. 1713 yılında Paris’e döner. Babası hukukçu olmasını ister ve 1714 yılının başlarında genç Arouet, bir avukatın yanında kalır. İleride çok farklı yollara sapacak olan Voltaire, kariyerinde değerlendirmek üzere kullanacağı olağan hukuk işleyişine dair bilgi sahibi olur. İlk eseri olan Oidipe’i, muhtemelen 1 Eylül 1715 tarihinde tamamlar. Bu tragedyasıyla kötü şöhret sahibi olur. Hükümete karşı şiirler yazdığı gerekçesiyle, 1716 yılının Mayıs ayının ilk haftasında Tulle’a sürülür. Voltaire burada yeni arkadaşlıklar edinir ve devlet karşıtı hicivlerini yazmaya devam eder. Mayıs 1717’deyse, kendisinin olmadığını iddia ettiği bir kitaptan dolayı, hapse atılır. Hapiste kaldığı süre içerisinde kendisine nasıl davranıldığıyla ilgili pek az şey biliniyor. Şartlar her ne olursa olsun yalnızca esaret altında tutulmak bile huzursuz olduğu kadar sosyelleşmeye de düşkün bir adam için oldukça zor olmalı. Genç Arouet hapishaneden çıkar ve yavaş yavaş Arouet ismi unutulmaya başlar. ”Voltaire” mahlası insanlar arasında daha yaygın hale gelir. Kendisine yazıldığında ya da referans gösterildiğinde isminin daha resmi hali olan Mösyö Voltaire kullanılır. Bu ünlü takma ismin kökeni hakkındaki tartışmalar hâlâ devam etmektedir. Yaygın teoriye göreyse Voltaire ismi, ”Arouet l.j” (le jenue – genç) isminin anagramıdır. Devamında Voltaire, Kral Naibi’nden öncesini hedef alan yazılarından dolayı, Bastille’de tekrardan hapse atılıp, Sully’ye sürgüne gönderilir. Dönünce Oedipe’ten büyük bir başarı elde eder ve baba François Arouet 1719-20 civarlarında ölür; bir koşulla birlikte oğluna miras bırakır. Voltaire kibrine ve hiciv tutkusuna ket vuramamasından dolayı dayak yer; çünkü çağdaş yorumlar ışığında olayın yaşandığı döneme bakacak olursak, Paris’te genel olarak şairlerin (özel olarak Voltaire’in), her ne sebeple olursa olsun herhangi birini sözlü ya da yazılı olarak gücendirdiğinde, o şairin dayakla cezalandırılmasından daha doğal bir şeyin olmadığı görülüyor. Belki de Voltaire kendine ket vursaydı, kimseyi hicvetmeseydi ve cesaretiyle ünlenmeseydi, bu kadar ünlü olmayacaktı. Voltaire’i ”Voltaire” yapan her ne kadar sivri zekâsı ve hiciv ustalığıysa da, ”düşüncelerini korkusuzca belirtme gücü” de göz ardı edilmemeli. Daha sonra Voltaire bir aşk ve felsefe macerası yaşar, ”acımasız Jansenistler”i yerer. Hollanda’ya döner ve oradaki inanç özgürlüğünü beğenir. Bir şövalyeyi düelloya davet teşebbüsünden dolayı hapse girer. İngiltere’ye gider ve buradaki düşünce özgürlüğüne ekstra hayran olur. Newton’ın yeğeniyle, Jonathan Swift’le ve daha birçok kişiyle tanışır. Yazdığı ”Henriade” oyunu bayağı bir maddi getiri sağlar ve İngiltere’den ayrılır. ”Eğer İngiltere’de tek bir din olsaydı bu dinin despotizmi korkunç olurdu. Eğer yalnızca iki din olsaydı, bu dinlerin mensupları birbirini boğazlardı. Oysaki İngiltere’de üç din var; mutluluk ve huzur içinde yaşıyorlar,” der. Milton, Shakespeare, Descartes ve Locke’u okur. Descartes’ı sevmez ama nasıl ki Newton’a hayransa, Locke’a da hayran kalır. İki trajedisi yayımlanır ve sahnelenir, hatırı sayılır derecede rağbet görür. Devamında Voltaire, kız arkadaşı Madam Châtelet’yle taşrada bulunduğu sırada, tıpkı korktuğu gibi, Pascal üzerine notlarının bulunduğu basımın Paris’te gizlice yayımlanmış olduğunu öğrenir. Kitabın basımı yasaklanır ve Paris Parlamentosu tarafından kınanır. Kitap ateşe verilir, Voltaire kaçar ve kendini Cirey’de bulur. Voltaire’in Newton’a olan hayranlığı artar ve bilimle uğraşır. Madam Châtelet ile bağları artar ve o ölene değin aralarındaki bağ devam eder. Mohamet oyunu yayımlanır ve büyük tepki toplar. Yakın arkadaşı olan Prusya Kralı Friedrich ile araları az çok açılır. Kamuoyunun baskısından ve Friedrich’in oyunlarından dolayı yurt dışına çıkar. ”Kraliyet Tarih Muharriri” olur ve yeni bir oyun yazar. Tekrar sürgüne gönderilir. Voltaire kralın maiyetinden istifa eder, kızı doğar ve Madam Châtelet ölür. Voltaire Berlin’e gider, illegal yollarla ticaret yapar. Friedrich’le araları bozulur ve görevinden alınır. 26 Mart 1753’te Voltaire’le Freidrich ayrılırlar ve bir daha asla karşılaşmazlar. Voltaire, ”Annales de l’empire” eserini kaleme almaya başlar. Bu kitap Voltaire’e, sahip olduğu değere kıyasla, büyük belalar açar. Voltaire, yine yanlış anlaşılmadan dolayı, gözaltında tutulur. Devamında Cenevre’ye gider ve Lizbon Depremi yaşanır. Bu deprem, onda çok büyük bir iz bırakır ve Candide’inde de bunu yansıtır. Voltaire Cenova’ya gider. Jean Calas trajedisi yaşanır ve bu onda derin izler bırakır, ”Hoşgörü Üzerine Bir İnceleme”yi bu trajedi üzerine yazar. ”Batıl inanç”ın kötü ve haksız zaferi karşısında Voltaire’in öfkesi sonsuzdur. Yaşamının sonlarına geldiğinde Voltaire, yine haksız bir davadan kaçıp, Prusya’ya gider. II. Katerina’yla da ilişkisi kuvvetlenir. XV. Louis ölür ve bir kadını, Matmazel Varicourt’u evlat edinir, ona ”Belle et Bonne” ismini verir. 5 Şubat 1778’de Paris’ döner. Ardından Voltaire, hastalıktan sonra, görülmemiş bir sevgiyle karşılaşır. 30 Mayıs 1778’de de, ağır bir hastalıktan sonra, ölür. 18. yüzyılda yolculuk anlatılarına duyulan ilginin artması dönemin felsefi düşüncesinin de yolculuk deneyimleriyle şekillenmesine neden olur. Özellikle pek çok yazara esin kaynağı olan Antoine Galland’ın 18. yüzyılın ilk yarısında Avrupa’ya tanıttığı Binbir Gece Masalları pek çok gezgin için gizemli bir dünyaya açılan kapıdır. Doğu hikâyelerinin etkisiyle, dünya yazınında yeniden ortaya çıkan yolculuk izleğiyle yapıtlarına şekil veren Voltaire, başta Binbir Gece Masalları ile Swift’in Gulliver’in Gezileri’nden etkilenir. Eleştirilerini, düşüncelerini ve imgelem gücünü Doğu unsurlarıyla birleştirerek aktarmaya çalışan Voltaire, birçok eserinde bunu belli eder. Voltaire’in ”Sadık veya Kader” öyküsü ilk olarak Babil’de geçer ve yapıtın başkişisi Sadık, iyi eğitim almış, saygılı, erdem sahibi bir bilgedir. Sevdiği kadın tarafından ihanete uğradıktan sonra bilinmeyene doğru yolculuğa çıkar. Karşılaştığı mutsuz insanlar, yaşanan felaketler ve bu felaketler karşısında insanlara yardımcı olmak istemesi onu büyük haksızlıklara ve kötülüklere sürükler. ”Bir insan ne kadar bilge olabilirse Sadık da işte o kadar bilge biriydi, zira hep bilge insanlarla vakit geçirmeye çalışırdı,”¹ der Voltaire. Bilge ve erdem sahibi Sadık, ihanetler yüzünden, zorlu yolculuklara çıkmaya başlar. Yolculuklarından birinde, değerli bir köpek ve at kaybolur. Sadık’ın da ”kaderi” kayboldukları yerin yakınında olmaktır. Ona sorular sorarlar ve o da bilgeliğinden ve gözlem gücünden dolayı cevap verebilir, halbuki köpeği de atı da hiç görmemiştir. Daha sonra ”cadı” ithamına maruz kalır. Onu sürgüne göndereceklerken kıl payı kurtulur. Sadık ”fazla bilgili olmanın kimi zaman ne kadar tehlikeli olduğunu görür”² ve yakınır: ”Pencereden bakmak ne kadar da tehlikeli! Bu hayatta mutlu olmak ne güç!”³ Sadık ilk önce karısı tarafından ihanete uğrar, devamında gözlem gücü sayesinde para ve kırbaç cezası alır; daha sonra, söylediği akıllıca bir söz yüzünden neredeyse kazığa oturtulur. Sadık, tekrardan, şöyle yakınır: ”Mutluluk ne ki! Bu dünyada var olmayan insanlara dek herkes bana zulmediyor.”⁴ Sadık’ın gördüğü tüm zalimliklerin tek bir sebebi vardır: bilgelik. İnsanlar, Sadık’ın bilgeliğine katlanamazlar. Onu her zaman bir köle ve aşağılık olarak görmek isterler. Toplumun bilgelere bakış açısı hep bunun gibidir. Micromégas’da da bundan yakınmamış mıdır Voltaire? Ya da kendisi de bu sorundan birçok kez muzdarip olmamış mıdır? ”Bilim, ahlâk, cesaret, hepsi de felaketim oldu,”⁵ der Sadık. Voltaire de öyküsünü bir daha hiç kimse bu sorundan muzdarip olmasın, herkes rasyonel bir bakış açısıyla bilime, ahlâka, felsefeye ve cesarete baksın diye yazmıştır. Öykünün sonu da Shakespeare’in oyunlarındaki gibi, ”iyi insan her zaman hak ettiğini elde eder” mottosuyla biter. Voltaire’in bir diğer yapıtı Candide, Leibniz’in ”Yaşadığımız dünya dünyaların en iyisidir” düşüncesine karşı yazılmıştır. Candide, Latince beyaz ve temiz anlamına gelen “candidus”tan türemiştir. Voltaire Candide’de dünyanın her yerinde kötülüklerin, zulüm ve eziyetlerin var olduğunu, buna karşın insanın aklını kullanarak bu durumu iyileştirebileceğini sanki karanlıklara ışık tutmak istercesine gözler önüne serer. Candide, Voltaire’in iyimserlikten kötümserliğe dönüşen felsefi düşüncesinin yansımasıdır. Voltaire, bu zalim ve saçma dünyada, Dostoyesvki’nin aksine,⁶ cennetin var olmadığını gözler önüne serer. Düşündüğünü tersine bir anlatımla söyleme ve yergiden oluşan ustaca karışım, Voltaire’in Candide eserinin çekiciliğini oluşturur. Yazara göre, her şeyin iyi olduğunu söylemek saçmalıktır. Alman filozof Leibniz’in iyimserlik felsefesine karşı alaycı bir tepki gösterir. Kötülüğün her yerde bulunduğunu, savaş, kölelik, kendini beğenmişlik ve hoşgörüsüzlüğün kötülüğün belirtisi olduğunu gösterir. Dünyada bu kadar çok kötülük varken, böylesine iyimser olmanın, ahmaklıktan başka bir şey olmayacağını vurgular. Candide, Vestfalya adında hayali bir ülkede, Baron Thunder-ten-Tronckh’un şatosunda yaşar. Candide Baron’un kız kardeşi Cunégonde’la yakınlaşır ve bu yüzden Baron onu şatodan atar. Böylece Candide’in farkındalık serüveni başlar. İlk önce Candide, Bulgarlara rastlar. Voltaire Friedrich’in ”mavi elbiseli” adamlarını kullanır. Asker toplamak için görevlendirilen bu adamlar, Candide’i de askerlik için uygun bir aday olarak görürler. ”İşte tam aradığımız özelliklere ve boya sahip genç bir adam,”⁷ derler. Devamında sanki ”Tanrı rızası için” Candide’e yemek vereceklermiş gibi yaparlar. Candide de bu adamlara kanar, ”İnsanlar birbirlerine yardım etmek için yaratıldılar,”⁸ der mavi elbiseli adam, ironik bir şekilde. Burada Voltaire, açık bir şekilde, insanların hiçbirinin ”Tanrı rızası için birbirlerine yardım eden varlıklar” olmadığını, aksine, Sadık veya Kader’de belirttiği gibi, insanların ”küçücük çamur zerresi üzerinde birbirlerini yiyen böcekler”⁹ olduğunu söyler. Voltaire, savaşların zalimce, acımasız bir şekilde devletleri yok etmesinden, en çok da sivil insanların katledilmesinden nefret ettiğinden bahseder. Prusya Kralı II. Friedrich tarafından başlatılan Yedi Yıl Savaşları’nın acımasızlığından bahsetmek için yazar, Candide’i, Bulgar ordusunun askerleri ile karşı karşıya getirir. Savaşta can çekişen askerleri, insan yığınları olarak betimler. ”Bir sürü ölü ve ölmek üzere olan insanın üzerinden geçti ve komşu köye ulaştı. Köy kül olmuştu; Bulgarların kamu hakları yasasına uygun olarak yaktıkları bir Abar köyüydü. Burada kalbura çevrilmiş yaşlılar, kanlı memelerini çocukların ağzına vermiş boğazı kesilmiş kadınların ölümünü seyrediyorlardı; biraz ötede doğal ihtiyaçlarını giderip karınlarını deştiği kızlar son nefeslerini veriyordu; yarı yanmış başkaları canlarının alınması için çığlık atıyorlardı. Kesilmiş bacak ve kolların yanında beyinler yerlere dağılmıştı.” (s. 20) Yolculuğunun devamında Candide, akıl hocası ve ona ”en iyi dünyada yaşıyoruz” ideolojisini aşılayan (Leibniz’i simgeleyen) Pangloss’la karşılaşır. Bulgar askerleri şatoyu yağmalamıştır ve kaçabilen kaçmıştır, Pangloss da berbat bir haldedir; Candide, ”Dünyaların en iyisi neredesin?”¹⁰ diye feryadı basar ve hayata karşı ilk farkındalıklarını kazanmaya başlar. Yavaş yavaş Candide manen gelişir ve o sırada bir deprem yaşanır, bu deprem Voltaire’i çok etkileyen Lisbon Depremi’dir. 1 Kasım 1755’te gerçekleşen bu depremle birlikte insanlar çok büyük bir dehşete düşer. Aslına bakılacak olursa bu tür korkunç bir facia yalnızca, her gün küçük çapta meydana gelen bir olayın bu kez büyük çapta gerçekleşmesinden ibarettir. Denizde batan gemiler, yanan bir bina ya da tiyatro; kimi dürüst kimi düzenbaz ebeveynler, masum çocuklar ya dalgaların ya da alevlerin arasında kaybolmuşlardır. Birçok haneden ağlamalar, hıçkırıklar yükseliyordur… O zamanlar altı yaşında bir çocuk olan Goethe’nin de altmışlık Voltaire kadar aklı karışmıştır; depremin etkisi çok büyük olmuştur. Voltaire de bu depremi Candide’de okurlarına yansıtır. Pangloss burada da iyimserliğini konuşturur, dolayısıyla, düşüncelerinden dolayı engizisyona kurban gider (gittiği sanılır). Voltaire burada insanların sadece düşüncelerinden dolayı, hem de tamamen dinlenmeden, engizisyona kurban gittiğini, hatta devamında depremleri engellemek için bile birkaç kişinin yakıldığını belirtir.¹¹ Candide birkaç cinayet işler; karakteri iyilik ve saflıktan, katilliğe, farkındalığa ve dehşete dönüşür. Devamında, yanında Cacambo’yla birlikte ”hayali ve muhteşem ülke” Elorado’ya giderler. Orada Candide kendi ülkesinin ve diğer dünya ülkelerinin ne kadar yozlaşmış olduğunu fark eder, ”Üstat Pangloss ne derse desin Vestfalya’da her şeyin kötü gittiğini sık sık fark etmiştim,”¹² der. Voltaire de ”Her şeyin yolunda gittiği yer Eldorado’dur,” der ve Eldorado da hayali bir ülke olduğu için, bu dünyada hiçbir şeyin yolunda gitmediğini ve güzel olmadığını vurgular. Candide, her türlü zorluğa rağmen kısmen güzel bir sonla biter. Voltaire, Candide eserinin sonunda, mutluluğa ulaşmak için, bahçemizi yetiştirmemiz gerektiğini söyleyerek bize bir umut iletisi verir. Akıl ve çalışma eylemi kötülüğe karşı ürettiği bir çözüm, yozlaşmış, korkunç manzaraların yer aldığı bir dünyadan mutlu bir topluma geçiş için de köprüdür. Aslında, Candide’in geçirdiği her sıkıntı, yaşadığı her zorluk önemlidir. Candide’i ”Candide” yapan şeyler de bunlardır; onun yaşamındaki her gün, her duygu özeldir, o kendini böyle oluşturur. Voltaire diğer eserlerinde de kendi öğretisini yansıtır. Hoşgörü Üzerine Bir İnceleme’de Jean Calas trajedisi üzerinden hoşgörünün hem toplum hem de birey için çok önemli olduğunu, kanıtlarla birlikte vurgular. Cahil Filozof’ta sadece O’na ibadet etmemizi salık verir ve insanların ne kadar bilgi edinirlerse edinsinler ”cahil” kalacaklarını açıklar. Bazı filozofları över, bazılarını da yerer. Babil Prensesi’nde ”Binbir Gece Masalları”na atıflarını sıklaştırır, kendi ideolojisini ve insanlığa karşı yergilerini yansıtır. Safdil’deyse, tıpkı Candide’deki gibi, kişilik oluşturma mücadelesini farklı yollardan işler. Aslında Voltaire yüce bir filozof değildir; çünkü onun ”çok çarpıcı” düşünceleri yoktur. Sadece zamanına göre idealist ve akılcıdır. Çağının dogmalarını küçük yaştan itibaren kavrar ve eleştirir. Dayak yese, sürgün yese, hapse atılsa bile hiçbir zaman yermekten, insanlara gerçekleri göstermekten sakınmaz, Sadık gibi her zaman cesurdur; Voltaire’in de en önemli özelliklerinden biri budur. Her ne kadar bu çağda yaşayan bir insana düşünsel olarak çok büyük fayda sağlamasa da, fayda sağladığı göz ardı edilemez. Sözün özü, Voltaire’in kaleminden dökülen en cüretkâr düşünceler bugün olağan hale gelmiştir. Faydam dokunduysa ne mutlu bana, keyifli ve verimli okumalar. KAYNAKÇA: ¹(Sadık veya Kader, İş Kültür, s. 3) ²(a.g.e, s. 11) ³(a.g.e, s. 12) ⁴(a.g.e, s. 13) ⁵(a.g.e, s. 72) ⁶(Karamazov Kardeşler: ”Baylar, çevremizi saran şu Tanrı nimetlerine bakın bir kez: Gök açık, hava temiz, otlar körpe, kuşlar, doğa olabildiğine güzel ve günahsız… Yalnız bizler, biz tanrıtanımaz ahmaklar yaşamın bir cennet olduğunun farkında değiliz.”) ⁷(Candide, Alfa Yayınları, s. 15) ⁸(a.g.e, s. 16) ⁹(Sadık veya Kader, İş Kültür, s. 31) ¹⁰(Candide, Alfa Yayınları, s. 24) ¹¹(a.g.e, s. 33) ¹²(a.g.e, s. 87)
kamera
Candide
kamera
Voltaire
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.0/10 · 3.587 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
224 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Okurlarının hayatına dokunacağı mesajlar barındırmakla birlikte bunları ironi ile birleştirmeyi başararak güldürürken düşündürmüştür kitabın da Fransız Yazar ve Filozof François Marie Arouet ya da takma adıyla bildiğimiz Voltaire. Okurlarını yaşamı boyunca dünyaya kattığı eserlerin, dünyada sonsuza kadar etkisini sürdüreceğinden şüphemiz yok ama bu zaman diliminde Voltaire’in kelimelerinde sayısız kez ruhumuzu huzura kavuşturalım.Umut dolu kitaplara, keyifli okumalar...
kamera
Candide ya da İyimserlik
kamera
Voltaire
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.0/10 · 3.587 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
;