Katip Bartleby (Babil Kitaplığı 8)

·
Okunma
·
Beğeni
·
21,7bin
Gösterim
Adı:
Katip Bartleby
Alt başlık:
Babil Kitaplığı 8
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
76
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059658447
Orijinal adı:
Bartleby The Scrivener
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Melville'in engin imgeleminin ürünü, şöhretini borçlu olduğu kahramanı, Nantucket'in kaptanı Ahab, Beyaz Balina tarafından sakat bırakılmış ve intikam almaya karar vermiştir; olayların geçtiği yer dünyanın tüm denizleridir. Wall Street'te, bir avukatın yazıhanesinde kâtip olan Bartleby ise bir tür alçakgönüllü inatçılıkla çalışmayı reddetmektedir.

Melville, yarım yüzyılı aşkın bir süre önce, yalnızca tüm mantık kurallarına aykırı hareket etmekle kalmayıp aynı zamanda çevresindekileri şaşkın suç ortakları olmak zorunda bırakan Bartleby'nin tuhaf davasını işlemiştir.

Bartleby, ustalığın ya da düşsel imgelemenin uçarılığının ötesindedir; her şeyden önce evrenin gündelik ironilerinden biri olan gerçek faydasızlığı gösteren üzücü ve gerçek bir kitaptır."
-Jorge Luis Borges-
43 syf.
‘Yapmamayı tercih ediyorum’’

Kitabı satın alırken tezgahtarın bana söylediği cümle idi. Sonra karşılıklı muhabbet etmek amacıyla sordum ‘’beğendiğiniz bir eser sanırım? ‘’
‘’ Evet, çok beğendim, siz de beğeneceksiniz’’
‘’Neler kaldı aklınızda?’’ dedim.
Bu tanıtım cümlesini kitabı satarken söyleme gereği duyduysa, tercih etmeye karar verdiği onlarca yapmayacak eylemi olmuştur diye merakla cevap bekledim ama sessiz bir alış veriş sonrası oradan ayrıldım.

Kitabı okudum ama o kadar çok soru birikti ki kafamda tekrar tekrar okudum yine de cevaplarını bulamadım.
Katip Bartleby, neye karşı pasif direniş sergiliyordu? Düzenli bir hayatı, evi, yemek alışkanlığı bile yokken , düzene karşı gelmek ise amacı bunu neden işe girerek yapma gereği duydu?
Tüm sessiz direnişine rağmen, avukatın iş yerini değiştirmesine sebep olması mıydı kazancı ? Ya da tüm çalışanlara ‘’ tercih ediyorum- etmiyorum’’ kelimesinden öte hangi etkiye tepki düşüşüncesi aşılayabildi? Üstelik hiçbir ikili ilişkileye ihtiyaç duymazken, avukatın ne olursa olsun ondan vazgeçemiyor olmasından bile bir nebze mutluluk duymadı.
Avukatın yaşadığı vurdumduymaz umursamaz hayatına karşılık ona sınav mıydı Katip Bartleby? Vicdanını rahatlatma, günahlarının bedelini ödeme şekli miydi? (Etme bulma dünyası tabirinin ispatı olarak) Ya da gerçekten çok çok iyi bir insan mıydı avukat?

Diğer üç çalışan hava durumu insanlar misali avukatın ruh haline göre her dediğine itiraz etmeksizin fikir belirtmeksizin taraf olurlarken neden silik tip karakterlerin ötesine geçemediler? (kıyakçılığın sonu ayakçılık gerçeği )
Sayfalar ilerledikçe tamam şimdi Katip Bartleby'in bu direnişine sebep olacak , beni doğruluğuna inandıracak bir olay, yaşanmışlık ya da bir örnek anlatılacak diye bekledim ancak kitabın sonunda belirtilen gerekçe bana çok da geçerli gelmedi.
Katip Bartleby, bence direnişin sembolü değil kaybedecek hiç bir şeyi kalmayan bir adamın çaresizliğidir.

Cevapları aramak yerine neleri yapmamayı tercih etmeliyim diye kendime yöneldim.

Yaşayamadığımız hayatların faturasını başkalarına kesmek yerine zamanında yaşamamız gereken anda işte tam da o zamanda yüreğimizin sesini dinlemeyi tercih etmeliyiz. Beklenen kariyerler yerine mutlu olduğumuz yerde olmayı, hesap cüzdanının bol sıfırlı olmasından ziyade tebessümlerimizin kahkahalara dönüştüğü mutluluğumuzun sonsuz oluşunu tercih etmeliyiz.

Henüz göremediğimiz şehirlere gidebilmeyi, başını okşayamadığımız çocukların varlığını hatırlamayı , yüreğimize işleyen dostlukları sevgileri kaybetmemeyi tercih etmeliyiz.

Bütün gece sigara, dert, düşünce, suratsız bir vaziyette uyanarak sabah sabah yollara düşmenin, her akşam yorgun argın eve dönmenin çilesiyle ah vah etmeyi değil, var olan tüm kötülüklere , tüm dert ve hüzünlere başkaldıracak güce sahip olabilmeyi tercih etmeliyiz.
Tüm direnişlerimiz ister sessiz, isterse bol eylemli gürültülü olsun ama bir amaca hizmet etmeli. Bu gerekirse kendimiz, gerekirse şiddet gören bir canlı, eziyet edilen bir işçi, haksızlığa uğrayan bir, çocuk, bir kadın , bir erkek hiç fark etmez değmeli.
Kitabı belki farklı ruh haliyle , farklı tepkilere sahip düşünceler ile okuyanlar olacaktır. Şunu belirtmeden geçemeyeceğim ben kitaptan daha çok incelemeyi beğendim.
Kitabı iki kere okudum ancak , kitaptan çok çok daha fazla beğendiğim, Rahime #29233619 incelemeyi defalarca... Niye mi sessiz direnişin sebebini anlamaya uğraşmak yerine senin tercihlerine kör, sağır ve dilsiz kalınması beni çok daha etkiledi.
Neyse , ben kendi tercihlerimle hesaplaşmaya gideyim.
Okumak isteyenlere keyifli okumalar dilerim.
50 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
İlkokul 4 yada 5. sınıftayım.Özcan diye bir arkadaşım var.Başka şehirden okul ve sınıfımıza yeni katılan İri pörtlek masmavi gözleri ve fazlaca kiloları var.Bizim Bartleby gibi solgun ve zayıf değil yani.Fiziksel olarak Özcan ama ruhsal olarak Bartleby bu arkadaşım.O yaşlarda büro sahibi yazar gibi Özcan'ın ruhsal dünyasına inmeye çalışıp o durgun,o içimi yaralayan ruhsal halini çözmeye çalışıyorum ama mümkün değil.Bir gün öğretmenimiz öyle tahmin ediyorum ki Özcan'ın dilini çözmek için sınıfta bir etkinlik düzenledi.Etkinlik,herkesin sırayla kalkıp kendi ailesini kısaca anlatmasından ibaretti.Sıra Özcan'a geldiğinde bir süre konuşmamayı yeğledi.Sonra nedendir bilmem geldiği şehiri,annesinin ev hanımı olduğunu,babasının itfaiyeci olduğunu ama babasını iki ay önce bir yangında kaybettiğini ağlaya ağlaya anlattı.O günden sonra uzunca bir zaman her gece uyumadan önce Özcan'ın o iri mavi gözlerini ve acısını düşünüp ağlaya ağlaya uyur oldum.Sınıfta ona özel arkadaşlığım,onunla konuşabilmek için çırpınışlarım hep karşılıksız kaldı.Vermek istediğim herşeyi almamayı yeğledi.Bir gün,belki almayı değil de vermeyi yeğliyordur diye ödünç olarak kalemtraşını istedim,vermemeyi yeğledi.O günden sonra da Özcan için üzülmedim artık.Çünkü azimli bir insanı pasif bir direniş kadar delirten birşey gerçekten yoktur.

Bartleby,o büroya uğramadan önce başından neler geçtiğini yazar küçük bir ipucu ile kitabın sonunda her ne kadar verse de,içinde bulunduğu durum bana göre tam bir melankolidir.Ölü mektupları okumak bu melankoliye tutulmasında bence büyük etkendir.Arkadaşım Özcan'ın melankolisi ise çocuk yaşta babasını feci şekilde kaybetmesidir.

Vah Bartleby,vah Özcan.
50 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Bu kitap efsunlu...

Bu kitaba, kitabın kendi mottosuyla karşılık verip İnceleme "yazmamayı tercih ederim" çünkü, hislerimi yazmayı tercih ediyorum.

Aslında tercihlerimin adamı değilimdir. (Adam olmadı sanki, madâm mı deseydim acaba)
Çünkü çoğu yaşadığım şey, benim tercihim değildi. Kimi zaman iki seçenek arasında kalacak kadar bile bir tercih hakkım olmadı. İnsanın kendi hayatı ile alakalı karar vermesi bir ihtiyaçtır, lüks değildir. Hani şu varoluş lakırtısı vardır ya, işte insan varoluşunu sorguluyorsa şayet, kendi hayatında söz hakkı olmalı. İşte benim söz hakkım olmadı, su aktı yolunu buldu bu yüzdendir varoluşumu sorgulamayışım. Gelmişiz gidiyoruz işte...

Bunun için kimseyi suçlamıyorum. Kendim de arıyorum hatayı. Neden Katip Bartleby kadar cesur değildim ya da inatçı ya da arsız belki de yüzsüz... Hâlbuki amirim, görevim olmayan sorumlulukları üstüme yüklediğinde "yapmamayı tercih ederim" diyecek kadar cesaret ya da babam şehir dışına okula gidemezsin dediğinde "gitmeyi tercih ederim" diyecek kadar bir kararlılık ya da annem, bir gün evleneceksin, çift çizgi yapma, öğren artık ütü yapmayı dediğinde "öğrenmemeyi tercih ederim" diyecek kadar da yüzsüzlük yeterdi bana.
Katip Bartleby gibi pasif bir direniş yapmam lazımdı ama ben, pasif kısmını aldım direnmeyi unuttum ve amirimin angarya işlerini yapmaya devam ettim, şehir dışına okula gitmedim yaşadığım şehirde okul kazandım, ütü yapmaya gelince de hâlâ çift çizgi yapıyorum bazen üç çizgi olduğu bile oluyor. İnsan, tercih etmediği şeyleri yapmakta pek başarılı olamıyor sanırım. Belki yapmayı tercih ettiğim şeylerde de başarısız olacaktım ama en azından kendi tercihim olmuş olacaktı.

Bu kitap efsunlu demiştim. Öyle bir etki bıraktı ki ben de varoluş sancısı çekiyorum adeta. :) Daha ilk sayfasından büyüsüne kapılıyorsunuz kitabın. İnceden inceye ruhunuza bir şeyler işlendiğini hissediyorsunuz, bazen gülerken yakalıyorsunuz kendinizi, bazen de boğazınız düğümlenmişken suç üstü yapıyorsunuz kendinize. Bazen sinirleniyorsunuz bazen de çaresiz hissediyorsunuz. Ve bunların hepsini 50 sayfalık bir Novella'da yaşıyorsunuz. Bir hikâye kitabı, hayatımın biricik kitabı olmayı başarıyorsa bu kitap efsunlu olmalı diye düşündüm ben de.
Böyle bir etkiyi yıllar önce okuduğum Peyami Safa'nın Yalnızız romanında da yaşamıştım. Üzerimdeki tesiri geçmesin diye aylarca kitap okumamıştım onun üstüne. Şimdi Katip Bartleby'nin üstüne de kitap okumasam mı diye düşünmüyor değilim.

Kitapla alakalı tek pişmanlığım çabucak okuyarak bitirmiş olmam. Okuyacak arkadaşlar yavaş yavaş tadını çıkartarak okusunlar ve acele etmesinler. Aradığınız cevaplar kitabın sonun da sizi beklemiyor. Bu yüzden merakınızı gidermek adına bir an evvel sona gelmek için 1 saatte okuyup bitirmeyin kitabı. Size "yapmamayı" "etmemeyi" "çalışmamayı' " yaşamamayı" söyleyen Katip Bartleby'yi anlamaya çalışmayın, hissedin.

Bir taraftan herkese tavsiye etmek istiyorum bu kitabı diğer taraftan sadece kıymetini bilecekler okusun istiyorum. Kuytu köşelerde kalıp, küflenen kitaplardan olmasına yüreğim el vermez ama ele ayağa da düşmesin, hakkı verilsin Katip Bartleby'nin.

Herkese keyifli okumalar.
50 syf.
·2 günde·9/10
Patronunuz, işvereniniz veya üstünüz size bir işi yapmanızı söylediğinde; "Yapmamayı tercih ederim," diyerek reddedebilir misiniz?

Yazarın deyimiyle; varsayımların değil, tercihlerin adamı Bartleby'nin hikayesi bu kitap. Son derece etkileyici ve pasif direniş konusunun nadide örneklerinden biri.

Peki, pasif direniş nedir tam olarak? Pasif direniş, herhangi bir eyleme başvurmaksızın, yalnızca eylemsiz kalarak yapılan direniştir. Bence çok güzel ve anlamlı bir direniş şeklidir. Taksim/Gezi olaylarında hiçbir şey yapmaksızın AKM'ye bakan "Duran Adam"ı hepimiz hatırlarız. İşte bu eylem güzel bir pasif direniş örneğidir.

Kitaba tekrar dönersek, mutlaka her çalışanın ve işveren terörüne karşı yapacağı hiçbir şeyi olmadığını düşünen kişilerin okuması gereken bir eser Katip Bertleby. Umut vaat eder. Şöyle ki; Bartleby isimli katip, kendisine verilen işleri "Yapmamayı tercih ederim." diyerek yapmıyor ve işverenine karşı genel bir pasif direniş içerisine giriyor. Zamanla işvereni tarafından da sempati ile karşılanmaya başlıyor ve pasif direniş müthiş bir şekilde işleniyor kitapta. Bir çeşit sivil itaatsizlik olarak da tanımlanabilir bu durum.

Yazarın hayatını ve işlediği konuları göz önüne aldığımızda Bartleby onun; paraya, yönetime, efendiliğe, otoriteye, itibara, popüler kültüre yani kısaca var olan düzene kişisel direnişidir diyebiliriz.

Kitap çok güzel bir kitap olmanın dışında, okudum bitti gitti diyemeyeceğiniz bir kitap. İnsanı düşünmeye itiyor ve bu yönüyle beni son derece etkilemiş durumda. Herkesin bilmediği o müthiş kitaplardan biri...
76 syf.
"Yaşamın kendisi şiirseldir. Keşke doğru insanlarla karşılaşsak, doğru amaçlar peşinde koştursak ve de doğru ya da yanlış yaşantılardan geçmekten korkmasak." H.Melville

Moby Dick'in de yazarı olan Melville, yaşarken ses getiremedi, bunun ardında Amerikan edebiyatının da tipik amerika insanı gibi aylak olmasına bağlayabiliriz, ama belki de bağlamamalıyız.

Katip Bartleby, Melville'in yarattığı en bilindik karakterlerinden biridir. Klasikler arasında yer almasının nedeni ise görünenin yani zahiri görüntünün ardındaki eleştiriden, insana getirdiği bakış açısından kaynaklanır.
Her bürokratik ve 'katipli' hikayenin şu meşhur sihirli Palto'dan çıktığını bilen okur için Bartleby'e de bu paltoda yer var mıdır? sorusu akla gelir. Kitabın yazılış tarihi 1853, yani Palto'dan 11 yıl sonra. O dönem için bir etkilenim olacak kadar uzun bir süre değil tabi, yanılıyorsam düzeltin.
Bu kısa hikayenin kahramanı Bartleby, her şeyden önce iradenin, özgürlüğün ve bilhassa pasif direnişin bir sembolüdür. Kitabın son sahnesi bize çok mühim bir şeyi sorgulatır; İnsan gerçekten özgür müdür? Kendi olarak kalma özgürlüğü için nasıl ve ne kadar bedel ödemesi gerekir? Bu bedeli ödemek zorunda olmak bizzat özgürlüğün tanımı üzerinde ne gibi bir etki yaratır? Bedel ödeyebilecek kadar 'zengin' miyim?
"Thoreau 'vergi diye kestiğiniz benim paramla Meksikalıları katlediyorsunuz' diyerek vergi ödemeyi reddetmiş ve hapse atılmıştır. Dostu Emerson, Thoreau’yu ziyarete gittiğinde ona “Henry, içeride ne yapıyorsun?' demiş, ancak arkadaşından şu manidar yanıtı almıştır: 'Waldo, ya sen dışarıda ne yapıyorsun?'

İnsan dışında her şey kendinde belirli, oluş-bozuluş ile tutarlı bir yasalılığı içerir, insanda ise bu yasalılık akıl olarak tecelli eder. Yani doğadaki kozmos, insandaki logosa bırakır yerini denebilir.
Bizde uyandırdığı tüm bu düşünceleri bir kenara bırakıp bizde bıraktığı hislenimlere ve başta bahis konusu yaptığımız insana kattığı yeni bakış açısına dönelim.

Her geçen gün 'gerçekte' yapmak zorunda olmadığı ama öyle olduğuna inandığı için hiç de görevi olmayan işleri yapan onlarca insan görüyoruz, kendimiz de dahil olmak üzere. İşte burada içimizdeki Katip Bartleby devreye giriyor ve yapma! diyor. Ama susturuyoruz onu; çünkü sivri biri olmak, birilerinin kendinde bu sivriliği hakaret olarak görmesine sebep oluyor. Patronlar hiçbir zaman görev tanımına dikkat etmiyor. Hükmetme duygusu insanoğlunun gözünü öyle bir kör ediyor ki eğer aynı çalışan 2 gün sonra kendisi patron konumuna geçse aynısını yapma hakkını kendinde görüyor, insanoğlunun en büyük güdüsü olduğu gibi en büyük zaafı da olan güç istencinin bir getirisi olsa gerek.

Günümüz sıradan insanı her gün binlerce uyarana maruz kalıyor; her gün bir cinayet, tecavüz, sefillik, toplumsal eşitsizlik haberiyle yankılanıyor zihni. Öyle ki bunların etkisi birkaç saniye sürüyor ve hemen unutuluyor. Artık neyin önemli neyin önemsiz olduğunu düşünmeye vaktimiz yok, işimiz, ailemiz, kişisel alanımız derken bunca zaman içinde zamansızlık yaşamak kaçınılmaz oluyor.
Bunun önündeki en büyük etken ise kitabın bence en çarpıcı değinisi.
Anlatmaya uğraştığımız şey kitaptaki gibi bir salt eylemsizlik değil, ki halihazırda mümkün de görünmüyor. Neticede zavallı katibimiz çok uç bir örnektir, tabii ki 'güzel hikayeler abartılmayı hak eder.'
Bazı şeylere "Yapmamayı tercih ederim" dememizin vakti geldi,geçiyor. Gerçekte 'kesinlikle' önemli olan şeylere ayıracağımız vakit için, yapmasak da olur dediğimiz şeyleri "yapmamayı tercih etmeyi" yaşama karşı takındığımız bir tavır haline getirmemiz gerekiyor. Doğru amaçlar peşinde koşarak hayatın şiirselliğini kaçırmamak.
Şimdi başladığımız yere, en baştaki alıntıya döndüğümüze göre buraya dek okuyan herkese nitelikli okumalar dilerim.
50 syf.
·1 günde·9/10
Herman Mellville, sabit kalmış, donuk, kimsesiz ve eylemsizliği ilke edinmiş bir katibi işliyor eserinde.


Wall Street isimli avukat, 2 kâtibinin ‘normal kalıplarına sığmadığı’ gerekçesiyle 3. bir kâtip daha alıyor yanına, ismi Bartleby, işte her şey o zaman başlıyor.
Bartleby avukata başkaldırarak emirlerini yerine getirmeye “Tercih etmiyorum” diyerek karşı çıkıyor.
Aksine kâtip avukatı yönetiyor, eline geçiriyor.
Street, hem kâtibin karmaşıklığının cazip gelmesinden hemde Bartleby’nin acınası, kimsesiz olduğunu düşündüğü için pek kalıyor bu duruma ve ne gariptir ki zaman geçtikse Bartleby’e alışmakla kalmayıp ona benziyor,benimsiyor.
O da artık “Tercih etmiyor.”
Donuk hareketleriyle yerilen ve “Deli” diye hüküm giyen kâtip, patronu tarafından saygı duyulacak biri haline geliyor.
Eylemsizlikle bilinen kahramanımızın her hareketi bir eylem aslında, bürodan çıkmaması, büroda kalması, hapishaneye girdiğinde sırf orayı “Tercih etmediği” için aç kalmayı seçmesi seçimlerine ne kadar sadık kalan bir insan olduğunu netleştiriyor.

Kafka’nın Dönüşüm kitabının Bartleby’den esinlendiği söyleniyor, aynı zamanda Camus’un Meursault karakterinin de Melville ile örtüştüğü aşikâr.
Benim için keyifli ve düşündürücü bir yolculuktu, kısa ama günümüz insanını sorgulatan biçimden.
İkinci defa okumayı ‘tercih ediyorum’ :)
68 syf.
·2 günde·8/10
Kâtip Bartleby, Herman Melville’in zamanında bir dergi için yazdığı öykülerden birisi. Tabi Melville genel olarak o dönem okuyucunun ilgisini çekmediği için bu öyküsü de arada kaynamıştır muhtemelen.

Kimdir bu Bartleby? Onu normal bir insan olarak değerlendirirsek, kendisini sevecek insan pek azdır. Çünkü uyumsuz ve hiçbir şey yapmayan, her söyleneni olumsuzlayan bir karakter. Güya çalışıyor ancak ne yaptığı belli değil. Bir işyeri sahibi olsanız onu en kısa sürede kadronuzdan tasfiye edersiniz. Yahut iş arkadaşınız olsa onunla pek karşılaşmak istemezsiniz. Çünkü takım çalışmasına müsait değil. Genel düzene ve işleyişe aykırı, işyerinin insicamını bozup genel motivasyonu kötü etkilediği için memnun kalınmayacak bir çalışan.

Ancak Bartleby aynı zamanda dürüst, kendi halinde, kimseyle ilgisi olmayan, sakin birisi. Dünya ile bağı o kadar zayıf ki kendi menfaatine yarayacak ama ahlaki olarak yanlış olan bir şeyi yapmasına olanak yok. Dünya’yı çok sevse, canına düşkün olsa; kendi ben’i öne çıkacak böylece yalan, hırsızlık, dolandırıcılık, kendi menfaatini herkesin önüne koyma gibi durumlar meydana gelebilecek ama onun umrunda değil. Bu durum, dürüstlüğüne güven duyulacak bir biçimde yaşamasını, bu konuda herhangi bir yanlışa düşmemesini kolaylaştırıyor.

Peki Bartleby neden Bartleby olmuş? Mesele burada düğümleniyor. Bu soruyu sorduğumuzda Bartleby’i sevip sevmememiz ikinci plana düşüyor. Çünkü öne çıkan şey Bartleby’i anlamak. Tüm nedenler sonuçlara gebedir. Bartleby de bir nedenin sonucu. Umudunu yitirmiş, anlamını kaybetmiş insanı temsil ediyor bana göre. Bir uçurumun kenarına gelmiş ve bulunduğu yeri yavaş yavaş kaybeden, tutunduğu dal yavaş yavaş elinden kayan bir insan metaforunu canlandırın zihninizde. Bartleby işte bu. Tutunduğu dalı; yanında çalışmaya başladığı yaşlı işvereni ve çevresinde oluşturduğu kendi küçük rutini, hayatta kalmasına yarayan da zencefilli çöreği. Ancak onda da hayal kırıklığına uğradığında son daldan da vazgeçip temel içgüdüsünü terk edebiliyor. Eğer yaşamak için gerçek bir neden bulamazsa insan, akan gündelik yaşamın pek bir önemi olmuyor. Bu yüzden artık önüne çıkan eylem her ne olursa olsun, onu yapmamayı tercih ediyor. Bunun genel insanlara itirazdan öte hayata karşı bir olumsuzlama olduğu açık. Çünkü bu seviye gelmiş bir insanın diğer insanlar pek de umrumda olmaz. Akan hayatta inadına durma, hiçbir şey yapmama, onu yaşamayarak kendi tepkisini gösterme, belki kendince hayatı durdurmaya çalışmak.

Olay mekânı olarak Wall Street seçilmiş, yani ticaretin ve finansın merkezi. Yani gökdelenlerin, yüklü işlemlerin, insan kalabalığının çok olduğu, hayatın çılgınca bir hızda yaşandığı merkez. Böyle bir yerde, insanın anlamını kaybederek çıldırmaya yakın gelmesi çok normalken, aynı zamanda bu karşıtlıktan dolayı da kurgusal anlamın pekişmesi bakımından oldukça manidar bir tercih. (Bartleby yoksa bana da mı alıştırdı bu tercih sözünü :)

Öykünün en dikkat çekici noktalarından birisi de Bartleby’nin tüm karşı çıkış ve tepkilere rağmen kimseyi umursamayarak tek kişilik eylemine, hayatı olumsuzlamaya devam etmesinin ardından etrafını da etkilemeye başlıyor olması. Çevirmen Kaya Genç, yazdığı önsözde bunu Hegel’ci efendi-köle ilişkisi üzerinden görerek kölenin hep öğrenen, güçlenen taraf olarak efendisine karşı irade-iktidar kazanması olarak değerlendirmiş. Ben daha genel düşündüm. Yani evet orada bir irade-iktidar edinerek güç devşirme, o psikolojinin üstün gelmesi durumu var. Ancak genelde de bu böyledir. Kendinden emin ve güçlü duruşu olan kişiler, diğer insanları güçlü duruşları ve psikolojileriyle kendi tavırları hakkında sorgulatıp kuşkuda bırakabilirler. Başta karşı çıkan birisi, muhatabında en ufak bir değişme olmadığında kendini ve düşüncesini sorgular. Çünkü karşısında sarsılmamış bir duruş ve psikoloji vardır. Bu etkileşimde güçlü olan psikoloji üstün çıkıp diğerini etkiler. Bazen tavırlar ve huylar da etkileşime açılır. Baskın olan belki de duyulan gizli saygıdan ötürü yansılanmaya, bilinçsizce de olsa taklit edilmeye başlar. (Metinden örnek: Bartleby’nin “tercih etmiyorum” sözünün ofistekilerce kullanılmaya başlanması ve yine eserden yaptığım alıntılar da buna örnek teşkil ediyor) Burada Bergson’un “Olmak, tesir etmektir” sözü de geldi aklıma.

Melville’in hayatını öğrendiğimde Bartleby’den Melville’i çok öteye koyamadım. Eserler ve içindeki karakterler muhakkak yazarının yaşamında bir yerlere temas ediyordur, buna zaten inanıyorum. Yaşadığı dönemde kimse tarafından pek okunmaması, depoda duran kitaplarının yangında yanması, Amerikan Edebiyatı’nın önemli eserlerinden gösterilen Moby Dick’in o hayattayken üç binlik ilk baskısının on dokuz senede hala daha tükenmemiş olması ve yazarının hayatını kazanabilmek için başka işte çalışmasının gerekmesi, ölümünün ardından bile gazetede ölümü üzerine anma yazısında adının yanlış yazılmış olması… Tüm bunlar genel resme baktığımızda daha fazla anlam kazanıyor ve Bartleby, Melville’e biraz daha yaklaşıyor.

Madem Hegelci anlamda olumsuzlamanın olumsuzlaması bir olumlamayı ifade ediyor, biz de Bartleby’ce olumsuzlamamızı yapalım: Bu kitabı okumamış olmamanızı tercih ederim :)

Not: Diğer baskıları okumadım ama Helikopter Yayınevi’nin baskısı; gerek farklı bakış açısı içeren önsözü gerek çevirisi gerekse de en sonda sunduğu Melville portresiyle oldukça güzeldi, okumayı düşünenlere tavsiye edebilirim.
50 syf.
·Beğendi·8/10
"TEKLİF VAR.. ISRAR YOK..''
https://youtu.be/ke5sm40BBFI

Tercih etme..ya da tercih etmeme..
İşte bütün mesele bu..
bir tercih bir insanın hayatında ne kadar rol oynar..ya da hep kendi tercihlerimizi mi yaşıyoruz.. peki tercihlerimizin sonuçlarına katlanmak hepimiz için de kolay mı??
Kâtip Bartlebi yi okurken tercih etme lüksünüzü sorgularken buluyorsunuz kendinizi.. kim bu kâtip filan neyi tercih etmiş yada etmemiş bunu anlatmayacağım..yani anlatmamayı tercih ediyorum :)
Rahime hanımcığımın o naif incelemesi vesilesiyle ilk fırsatta aldığım bu kitabı Üzgünüm ama tavsiyesine uyamayarak bir iki saatte bitirdim.. olayları okurken 1800 lü yılların son yarısında Amerikada bi avukatlık bürosundan bir kesiti okumak değişikti gerçekten.. katiplik yani şimdinin fotokopi makinası müessesesi.. açıkçası makina ne zaman icad edildi acep desem de üşenip araştırmadım :)
yaz Allah yaz ..kâtip ..okuyup da katip mi olacan başımıza diyen okuma düşmanı ebeveynlere selam :)) ki duymuşluğum var.. hoş gerçi katip değil mimar olduk iyiki katip olmamışız yani :))
Ha bir de avukata yani büro sahibi patrona biraz hayran kaldım diyebilirim sabırlı ve insani duyguları olan bir patrondu şimdi Allah için.. onun gözünden anlatılıyor olaylar.. bu açıdan ilginç bir okuma deneyimiydi hani katibin gözüyle sistem eleştirisi gariban edebiyatı filan beklemeyin diye söylüyorum :).. ve ara ara dedim bu kitabı patronlar, amirler, müdürler vs okumalı.. işini sevmeyerek ve tercih etmeyerek yapan ama kâtip kadar bile direniş göstermeye cesaret edemeyen elemanların garip davranışlarını belki anlarlar.. Akşama kadar oturduğu yerden çay kahve söyleyip çaycıyı akşama kadar fır fır dönderten tiplere köpük yerine tükürüklü kahve mis gibi gider mesela :) (ayar olmuş ama pasif direniş de gösterememiş hayın çaycı kafası tabi bu :)) kesinlikle tercih etmem.) şahsen işyerimde çaycının kaç kez çay ocağında tepsiyi mepsiyi tezgaha çarptığını bardakları suya tutup temiz süsü verdiğini gördüğümden beri çayımı kupaya kendim doldurmayı, kahvemi kendim yapmayı ve bardağımı kendim yıkamayı tercih ediyorum nemelazım :) hele o saçını lavaboya tarayanlara , peçeteyi yere atanlara tuvaleti pis bırakanlara temizlememeyi tercih ederim diyemeyen temizlikçinin söyledikleri oooo... duymayı hiiç tercih etmezsiniz eminim..
Bi konuma gelince bazılarının bazılarına üstünlük taslamak gibi bazı zaafları oluyor değil mi ..stajyeri poğaça aldırmaya göndermek, memuruna evinin faturalarını yatırtmak, arabasını yıkatmaya göndermek ha bi de fiş yazdırmak filan vardı eskiden :) bizim amirin gücü yettiği çocuklara haftasonu bahçesine ağaç diktirttiği de vaki.. Adam bildiğiniz ben senin amirinsem ve işinden olmak istemiyorsan mantığında kendine 24 saat köle bellemişti bazılarını..
İnsan değildi canım inanın :))
İnsan olun yahu insan azcık diyesi geliyor insanın bu tiplere ya da sıkıyorsa kâtip gibi az öz benliğinizi koruyun diyesi geliyor bu modern kölelere bu benim görev tanımımda yok yapmayı tercih etmiyorum diyerek. ..
Peki bu katip niye böyle biriymiş ne olmuş da neyi tercih etmiyormuş diye soranınız var mı????
Sanmam :)
Nitekim bu katip bu anlattıklarım gibi de değil...okurken katibi anlamaya çalışmaktan ziyade ya da bazı yaptıklarına uyuz olmaktan olsa gerek hayatında ne oldu da bu böyle olmuş diyemedim..
O patronun gözüyle baktım heraldeki uyuzluğa varan bu tercih etmeme kumkuması katibin sonu ne olacak diye merak ettiğimden bu neden böyle olmuş meselesi hiç gelmedi aklıma taa ki sonunu okuyana kadar :((

Ahh insanlık..

Yazar da bu cumle ile bitiriyor zaten. .
Evet ahh insanlık.. çoğu zaman karşıdakinin neyi tercih ettiği hiç umurumuzda bile değil değil mi..
asıl bencillik bu olsa gerek. .

Tercihe saygısız ısrarcı tipler..

Hele de bu onun iyiliği için mantığında her çöpüne kendi karar veren anne babaların tercihsiz robot çocukları ..

ya da her şeyi karşıdakine bırakan hayatı boyunca tercih etmeden yaşayan bağımlı bireyler...!!!

Kendimi de sorguladım çok bu konuda..iyilik olsun diye mi yoksa alışkanlık mı ne artık bilmiyorum.. arkadaşlarla da çok muhabbeti döndü bu gün.. ''bi çay daha yada illa kahve de yapayım..'' '' bu börek bitmeden olmaz ama..'' '' şunun da tadına baksaydın..'' o tabak bitecek haa..'' '' yok bunu yeme sana dokunur.. ''
velhasıl suflör olmaya ne de çok meraklıyız değil mi..
yahu bi bırakın insanların tercihleri nedir bi sorun..

motto şu olmalı aslında "teklif var, ısrar yok" ..
en mantıklı saygılı olan da bu olsa gerek..

Tercih.. tercih..tercih..
Derin konu Velhasıl ...
50 syf.
50 sayfalık hikayeden 50 sayfalık önsöz/sonsöz yazdıracak bir kitap! Bir saat ayrılıp, bir zamanlık katık olabilir düşünce hayatınıza. Etkileyici bir mottosu var. 'I would prefer not to'

Jean-Jacques Rousseau'nun özgürlük tanımı hepimizin üstünde hemfikir olduğudur sanırım: İnsanın özgürlüğü; istediği her şeyi yapabilmesinde değil, istemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda olmamasındadır. Peki yapmak istemediğimiz hiçbir şeyi yapmıyor muyuz? İşte, okulda, evde kısacası mecburi hizmetlerimizi sürdürdüğümüz yerlerde özgür değiliz hiçbir zaman. https://1000kitap.com/lwoH un bu incelemesi zaten hislerime tercüman olmuştu zamanında. #27367868 Mecburiyetleri olduğu gibi kabul edip uygulamak da 'düzgün' ve 'sistemin devamını sağlayan' yetişkin olmanın önemli bir şartı.

Bartebly 'Yapmamayı tercih eden' bir katip. Belki bir pasif direnişçi, belki sistemdeki bozuk bir çark. Geçmişini bilmediğimiz, meraklandıran, bende ilk başta bir 'Raif Efendi', bir 'Meursault' çağrışımı yapan, daha sonra büsbütün özgünlüğünü gösteren bir hayali kahraman.

Anlatıcı, tanımaya çalışıyor, şefkatle yaklaşmaya ve saygı duymaya çalışıyor olmuyor. Diyor ki: "Ciddi bir insanı, pasif direniş kadar çileden çıkaran başka bir şey yoktur. Bu direnmeyle karşılaşan kişi insanlıktan uzak değilse, direnen ise pasifliğinde zararsızsa, ilki, en iyi zamanda tüm yardımseverliğiyle elinden geleni yapacak, hayal gücünü kullanarak aklıyla çözmesi olanaksız olanı anlamaya çalışacaktı.'' Anlamaya çalışıyor, Edwards'ın İrade Üzerine Görüşleri ile Priestly'nin Mecburiyet Üzerine Görüşleri'ni okuyor işaret ediyor bize, birikiminizi artırın da daha nitelikli yorumlayın diyor adeta.

Yine Rousseau diyor ki: "Yazar ele aldığı nesnenin en yetkin imgesini verme amacını gütse bile, hiçbir zaman herşey anlatmaz, söylediği şeylerden daha fazlasını bilir hep." Herşeyi anlatmayı bırak herşeyi bize bırakmış Melville bence. Sonunu bile anlatıcının kendi kendini ikna etmesi için varsayımlara dayandırmış, Palto'nun sonunu çağrıştırdı bana.
50 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bu incelemeyi yapmamayı tercih edebilirdim ama ben yapmayı tercih ettim. Elli sayfada anlatılan Bartleby bana yetmedi. Kime yetti ki?

Nereden çıktı bu "yapmamayı tercih eden " adam. Neden gitmiyor ve insanlar ona neden "hayır" diyemiyor , neden başından atamıyor?

Yazıhanenin sahibi bu katibe derin bir yakınlık duyuyor, onunla adeta katibin haberinin olmadığı -ki umurunda da olmadığı- bir arkadaşlık kuruyor. Başta içindeki iyilik yapma dürtüsünün bir ürünü olarak gördüğü Bartleby daha sonra tanımlayamadığı bir şeye dönüşüyor. Bu dönüşüp, değişen şey vicdan olabilir mi?

İnsanların ona sırtını dönmesinin kolay olmadığı vicdan. Ondan yaptıklarınızı unutmasını, sineye çekmesini, gün yüzüne çıkarmamasını istediğinizde bunu "yapmamayı tercih eden" vicdan olabilir mi? Geceleri bizi uyutmayan , tam sesinden kurtuldum derken tekrar beliren ve en sonunda onun haklılığını kabul ettiğimiz, iç sesiyle bizi çileden çıkaran ayaklı vicdan Katip Bartleby olabilir mi?

Ben kitabı bitirdiğimde Bartleby eşittir Vicdan, dedim kendi kendime . Bana bunu çağrıştırdı. Normalde istenilmeyen bir insandan kurtulmak çok basitken bir vicdan azabı gibi Bartbley hep oradaydı. Nerede istenmiyorsa orada ... Sadece zencefilli kekle beslenen bir vicdan azabıydı Bartleby ve sesini duyurduğu kişiye azabını çektirmeye devam ederek , yok oluşuyla bile konuşarak geçti belki de ona hayatında arkadaşlık gösteren tek insanın yaşamından...

Kimdi bu katip, ölü mektuplarını okumak onu ne kadar etkiledi, kendisi de bir ölü müydü ? Zencefilli kek yiyerek beslenen bir ölü? Baş belası bir ruh? Buna karar vermek oldukça güç, bence herkes bu katibe bir rol verebilir , kimi de katip Bartleby gibi bunu yapmamayı tercih edebilir. Ancak ben ona bir vicdan azabı demeyi , Bartleby'i zencefilli kek yiyen bir vicdan azabı olarak görmeyi "tercih ediyorum".
64 syf.
Unutulmaz kitap karakterlerinden Kâtip Bartleby.
Şüphesiz okuyan herkesçe bilinen ve kitap hakkında konuşacak olsak söyleyeceğimiz ilk cümle ‘yapmamayı tercih ederim’ olur.
Peki Bartleby’in neden yapmamayı tercih ettiğini ve onu anlamamızı sağlayan cümle hangisi?
Bence; “Gövdesi için yardımda bulunabilirdim ama ona acı veren gövdesi değildi, ruhundan çekiyordu ve ben ruhuna ulaşamıyordum." antikahramanımızı en iyi anlatan satırlar. Herman Melville Katip Bartleby
Ama öyledir, bağnaz kafaların sürekli baskısı daha cömert olanların tüm kararlılığını yer bitirir.
Herman Melville
Sayfa 37 - İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Katip Bartleby
Alt başlık:
Babil Kitaplığı 8
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
76
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059658447
Orijinal adı:
Bartleby The Scrivener
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Melville'in engin imgeleminin ürünü, şöhretini borçlu olduğu kahramanı, Nantucket'in kaptanı Ahab, Beyaz Balina tarafından sakat bırakılmış ve intikam almaya karar vermiştir; olayların geçtiği yer dünyanın tüm denizleridir. Wall Street'te, bir avukatın yazıhanesinde kâtip olan Bartleby ise bir tür alçakgönüllü inatçılıkla çalışmayı reddetmektedir.

Melville, yarım yüzyılı aşkın bir süre önce, yalnızca tüm mantık kurallarına aykırı hareket etmekle kalmayıp aynı zamanda çevresindekileri şaşkın suç ortakları olmak zorunda bırakan Bartleby'nin tuhaf davasını işlemiştir.

Bartleby, ustalığın ya da düşsel imgelemenin uçarılığının ötesindedir; her şeyden önce evrenin gündelik ironilerinden biri olan gerçek faydasızlığı gösteren üzücü ve gerçek bir kitaptır."
-Jorge Luis Borges-

Kitabı okuyanlar 3.880 okur

  • Berat Ünal
  • Ekim Tozun
  • Uğur biber
  • Melsa
  • İrem
  • Zeliha şahin
  • Hazal Aksoy
  • OkudumSanmıştım
  • Merve
  • Beyza AYDOĞDU

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.7 (24)
9
%1.7 (25)
8
%2.8 (41)
7
%1.1 (16)
6
%0.6 (8)
5
%0.3 (4)
4
%0
3
%0.1 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları