Adı:
Billy Budd
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
161
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750800191
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Billy Budd
Çeviri:
Ahmet Seven
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Ülkemizde en çok Moby Dick adlı romanıyla tanınan ABD'li romancı, öykücü ve şair Herman Melville (1819-1891), güney denizlerinde geçen gençliğinin deneyimlerini yansıttığı, insan ruhunun ikilemlerini ve ikiyüzlülüğünü sergilediği yapıtlar vermiştir. Melville, genç yaşta yazı yazmaya başlamış ama eleştirmenlerce beğenilmemiş, hak ettiği üne ancak ölmünden sonra kavuşmuştur.

Billy Budd'ın yazıldığı masanın gözünde iri harflerle "Gençliğin düşlerine sadık kal!" düsturu göze çarpar. Yetmişini aşkın bilge bir yazı ustasının gençliğin yaratıcı düşlerine nasıl uzandığını ortaya koyar Billy Budd. İyi ile kötü, uygarlık ile barbarlık, toplum ile birey karşıtlıkları üstüne kurulmuş olan kitap, belli bir tarihsel plana oturtulmuş olmasına karşın Kutsal Kitap ve mitolojiye ilişkin öğeler de içeren bir epos'tur. Billy Budd güçlü kuvvetli, son derece yakışıklı, saflık derecesinde temiz yürekli, okumadan yazmadan habersiz genç bir gemicinin, doğallığın simgesi olan bir delikanlının öyküsüdür.
(Ön Kapak İçi)
İncelemeye, Herman Melville hakkında önsöz de yer alan bir kaç bilgiyle başlamalıyım.
Herman Melville 32 yaşında tanınmış bir yazardır, New York’ta sıkıntılar içinde geçen çocukluk yıllarından sonra okulu yarıda bırakmış ve çeşitli işlerde para kazanmak zorunda kalmış.1838’de 19 yaşında deniz hayatına atılan Melville 4 yıl balina gemilerinde çalışmış, Güney Pasifik’e yapılan bir balinacılık seferi sırasında Marquesas Adaları’nda gemiden ayrılıp uzun süre yamyam yerliler arasında tutsak olarak yaşamak zorunda kalmıştır.
Güney Pasifik’ten dönüşünde A.B.D. donanmasında görev almış ve bu dönüş yolculuğu sırasında Jack Chase’i tanımıştır. Jack Chase, Melville'in yaşamı boyunca yürekten sevdiği tek kişi olduğu söyleniyor ve Bill Budd Jack Chase'ye ithafen yazılmış ve Melville'in ölümünden 31 yıl sonra yayınlanmıştır.

Billy Budd, okuma yazması olmayan, güzel yüzlü, atletik yapılı, sevecen, masum, becerikli, etrafındaki herkes tarafında büyük içtenlikle sevilen doğallık timsali genç bir adam. İnsanlığın el değmemiş, hırslarıyla, kıskançlıklarıyla, egolarıyla kirletilmemiş en ilkel hali... Etrafımızda az da olsa Billy Budd gibi insanlar vardır mutlaka. Samimiyetleri, doğallıkları, etraflarını çepeçevre saran o kutsal auralarıyla müthiş bir hayranlık uyandırırlar. Değişik bir karşı konulmazlıkları vardır ve onlara baktıkça kendimizden nefret ederiz. İçten içe de onlara haset etmeye başlar ve neden bizlerde onlar gibi değiliz diye sorarız kendimize.
Kabullenemediğimiz bir şeyler vardır ama onların doğallığı, saflığı ya da samimiyeti değildir. Kabullenemediğimiz şey, onlar gibi olamayacak olmamız. Sanki, doğuştan gelen bir gen gibi kodlanmıştır bu mükemmellik o insanlara ve biz ne yaparsak yapalım, yaptığımız her şey onların saçtığı enerji karşısında suni kalacaktır.
İşte Billy Budd, etrafına sinerji yağmurları yağdıran, insanlığın en temiz hali iken ona alçakça iftira atılır. İftirayı atan kişi ise insanlığın en kirlenmiş halidir. Kıskançlığı, bastırmaya çalıştığı öfkesi onu öyle bir kör eder ki, suç ile adı yan yana bile gelmeyecek kişiye iftira atma gafletinde bulunur. Aslında, onun duyduğu öfke ve kıskançlık Billy gibi bir insan olamayacağını anlamış olmasındandır. Bu yüzden en büyük öfkeyi kendine duyuyor ve ona iftira atarak ondan kurtulacağını düşünüyor.

Bu iki zıt karakter doğallık ve uygarlığın çatışması olarak yansıtılmış kitapta. Hatta Billy barbar, ona iftira atan Claggart ise uygar olarak sembolize edilmiştir. Barbarlık burada vahşilik olarak düşünülmemeli. İnsanın en katıksız hali olarak görülmesinden dolayıdır bu benzetme. Uygarlıktan kasıt ise kişinin kendi eli ile kendi doğallığını bozup, hırsları ve egolarıyla kendi öz benliklerini kaybetmeleri ve kurdukları yapay düzende yaşama şeklidir. Bir bakıma birey-toplum çatışması hatta toplum ve düzen çatışması da anlatılmaya çalışılmış. Toplum-düzen ilişkisi gemi yönetiminin içinde bulunduğu hassas dönemden dolayı, düzeni koruma amacıyla doğru olanın değil de yapılması gerekenin yapılması üzerinden anlatılıyor.
Bu konuda vereceğim her detay spoiler niteliği taşıyacağından daha fazla bir şey söylemesem daha iyi olur.
Görünürde bu çatışmalar yansıtılmaya çalışılmışsa da doğuştan iyi insan veya doğuştan kötü insan olma durumları da sorgulanmıştır.

Kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. Aslında, Herman Melville okumayı tavsiye etsem daha doğru olur. Çok değişik bir büyüsü var Melville'in. Daha önce okuduğum Katip Bertleby kitabında da kapılmıştım bu büyüye. Bu kitabını da baştan sona o kadar güzel anlatıyor ki, karakterlerden çok anlatıcıya yani yazara bağlanıyorsunuz...
Billy Budd, çok yalın bir kitap olmamasına rağmen Melville tıpkı Dante'ye İlahi yolculuğunda rehberlik eden Vergilius gibi okurun elinden tutup baştan sona rehberlik ediyor ve neyi ne için yazdığını anlatıyor.
Bunlara ek olarak kitapta bolca gönderme olduğunu da söylemeliyim. Olaylar ve diyaloglar çoğu kez bu göndermeler üzerinden anlatılıyor bu yönüyle de beyin yakan bir tarafı var bu yüzden dipnotlarla göndermelerin açıklandığı çevirilerden okursanız sizin faydanıza olur. Ben YKY'den okudum ve bütün göndermeler, dipnotlar şeklinde çok net biçim de açıklanmıştı.

İncelemeyi bitirirken kitabı ve bu babacan yazarı okumanızı şiddetle tavsiye ettiğimi yinelemek istiyorum. Okurken, sanatı karşısında heyecanlandığım nadir yazarlardan biri olmuştur kendisi. Psikolojik buhranlarını kitaplara yansıtan yazarları bir süreliğine kenara bırakıp, bu yazarı tanıyınız lütfen. Herkese keyifli okumalar.
Dünyanın kuralları (Hangi kuralları, 'yeni' kuralları mı? Belki.) gereği, saf ve gerçekçi olan şeyler uzun bir süre barınamaz. Dünyanın geneli kötü olduğu için o saf olan nadir şeyler de bu genele kapılıp gider. Dünyanın gereği artık maalesef bu olmuştur. Bir çamur yatağı haline gelen dünyada temiz olanlar daima kirli olanlardan daha kirli olarak kabul edilir. İşte Billy Budd'da da karşımıza çıkan konu bu.

Denizcilik ile hayatını devam ettirmeye çalışan saf, genç bir denizcinin öyküsüdür Billy Budd. Denizin insanları delirttiğini söylerler, bu kimi kimseler için geçerli olsa da, deniz bazıları içinse bir sığınma kapısı olmuştur. Çünkü denizde mavi boşluktan başka hiçbir şey yoktur. Deniz, o bazı kişileri dünyanın çamurundan korur ve muhafaza eder. Billy Budd'da bu kişilerden biri. Hayatında ne kötülüğü bilen ne de uygulayan biri. Tamamen saf bir kalbe sahip.

Bana göre bunun geçerliliğini de sorgulamamız gerek. Bir insanın kalbi tamamen saf olabilir mi? Yetiştirilme tarzı ve zeka seviyesine göre değişken bir olgu da olsa bu bizler çevremizde öyle insanlara rastlamıyor muyuz? Kendisi bahsettiğim çamurun içinde değilken herkes tarafından çamurun dibinde olduğu iddia edilen ve gereksiz yere suçlanan kişiler.

Bazı açılardan Billy, Kafka'nın Gregor Samsa'sına, Camus'un Meursault'una benziyor. Sayfalar ilerledikçe şunu daha iyi fark ediyorsunuz; sanki Billy değil de geri kalan dünyanın hepsi suçlu. Bir insan için tüm dünyayı suçlamaya değer mi? Bir savaşta ölen bir çocuk için tüm dünyayı suçlamanın doğruluğu kadar bu suçlamanın da yapılabilmesine hak vardır.

Kitabın sonlarına doğru Billy'nin çamura doğru nasıl sürüklendiğini (belki de sürüklenme illüzyonunu..) içiniz acı dolarak okuyor ve bir kez daha tüm dünyanın nasıl bir çamurun içinde yaşadığının bir kez daha farkına varıyorsunuz. Berrak denizler kadar temiz yüreği olan bir insanın nasıl 'kirletildiğinin' sancısıdır Billy Budd.
Billy Budd başlangıçta beni biraz yordu. Kitaba girememekten korktuğumu söylemeliyim. Ancak okudukça hikaye beni içine çekti. Denizcilik terimlerinin sıkça yer alması açıklama kısmını bol bol ziyaret etmenize yol açıyor. Bazen bundan sıkılsanız da yeni şeyler öğrenmek açısından önemli bir nokta. Billy Budd adındaki gencin ticaret gemisinden isteği dışında alınıp, kralın hizmetindeki askeri gemiye gönderilmesiyle başına gelenleri anlatıyor. Betimlemeler müthiş, kendinizi ister istemez onun yerine koyuyorsunuz. İnsanlığınızı sorgulatacak bir kitap. Hele ki deniz ve denizcilik ile ilgili romanlarını seviyorsanız bayılacaksınız.
Okuduklarım içerisinde; ‘en esaslı’sı diyebileceğim kadar esaslı bir denizci öyküsü.
Mitolojik bir çok göndermenin, denizcilikle iç içe geçtiği, ‘Saflık ve Bulanıklık’ arasındaki savaşın, en çarpıcı anlatımlarından biri. Burada ‘iyilik ve kötülük’ tanımını kullanmayı biraz kolaya kaçmak olarak gördüğüm için, saflık ve bulanıklık olarak tanımlamayı, olay örgüsünün detaylandırılması açısından daha doğru buluyorum.
Teknik detaylara gelince, şöyle bir gerçek var kitaba dair; ‘Melville’ kitabı tamamladıktan sonra (ki öyle olduğu varsayılıyor), son düzenlemesini yapamadan ve yayınlayamadan bu dünyaya gözlerini kapatıyor. Kitabın önsözünde (YKY Kazım Taşkent Klasikler Dizisi) belirtilen bu durumda, eserin son nüshasında; sadece yazarın anlayabileceği düşünülen karalamaların olması ve anlaşılması zor bir el yazısıyla kaleme alınması; yazarın, eseri istediği ölçüde tamamlayamadan vefat ettiği düşüncesini güçlendiriyor. Bu dediğimi, kitabı okuyunca anlayacağınızı umuyorum.
Kitabın ilk ve ikinci bölümü arasında, akıcılık yönünden uçurum olduğunu söyleyebilirim. İlk bölümü okumak bir hayli yoruyor. Tabi bunda, kitabın başından sonuna dek; mitologya ve denizcilik göndermelerinin dipnotlarına dönüşün payı da büyük.
Denizci dilini tam anlamıyla kullanmış Melville eserinde, terimleri ve göndermeyi öğrenmeden, okumaya devam etmeye müsade etmiyor, ki bu durum, müthiş bir orjinallik katıyor öyküye.
Sonun, başlangıcı etkilediği; kompozisyonun başlangıcında, kaba hatlara sahip bir ‘taş duvar rölyefi’nin, bitişindeki detaylarla göz yaşarttığı ustalıklı bir yazın.
Yazarın son ve ustalık eseri.
Şimdiden iyi okumalar.
Her türlü yüceliğin, her büyük davranışın akıbeti olan aziz unutulmuşluk sonunda sanki Tanrı' nın takdiriyle tedbirini alır ve her şeyi örter.
Herman Melville
Sayfa 117 - Yky
Öyle bir dünya ki, insanoğlunun masumluğu, gerektiğinde ne zekâsının parlamasına ne de dileklerinin, amaçlarının gerçekleşmesine pek katkıda bulunmuyordu.
“Kolaylıkla saklayabildiği halde,içine yerleşmiş kötülüğü yok edemiyor; iyinin ne olduğunu idrak edebildiği halde,iyi olmaya gücü yetmiyordu.”
Kim gökkuşağında morun bitip kavuniçinin başladığı çizgiyi kesinlikle gösterebilir? Renkler arasındaki farkı açıkça görürüz ama birinin tam nerede öbürüne karıştığını seçebilir miyiz? Delilik ve akıllılık konusunda da durum böyledir. Bariz vakalarda şüpheye gerek olmayabilir ama durumun açık seçik ortada olmadığı, aradaki farkın derece derece değiştiği bir çok vakada pek az kimse sınır çizgisini çekmek gibi bir işe kalkışır.
Herman Melville
Sayfa 101 - Yky
Sis ne kadar yoğunsa, vapur için tehlike o derece büyüktür; buna rağmen çarpışmak pahasına da olsa, makinaya hız verilir. Kamarada oyun masasının başında keyifleri pek yerinde olanlar, seyir köprüsünde gözüne uyku girmeyen adamın sorumluluk duygusundan habersizdir.
Herman Melville
Sayfa 115 - Yky
Yazı yazma konusunda insan istediği kadar ana çizgiden ayrılmama kararında olsun, bazı sapmaların kolay kolay karşı konulmayacak, baştan çıkarıcı bir çekiciliği vardır.
Herman Melville
Sayfa 39 - Yapı Kredi Yayınları
"Bir askerî papaz, savaş tanrısı Mars'ın hizmetinde çalışan Barış Prensi'nin elçilerinden biridir. Bu yüzden varlığı, kutsal Noel sofrası üzerine konmuş bir misket tüfeğinin varlığı kadar yakışıksızdır. Peki, bu adam neden buradadır ? Buradadır, çünkü dolaylı yollardan da olsa, geçerli esasların onayladığı amaçlara hizmet eder; çünkü kaba kuvvetten başka her şeyin kısa yoldan iptal olduğu bir dünyaya dinin tasvibini sunar."
Papaz iyi, ama papazlık berbat. İyilik prangalı, kötülük serâzat. Müesses din, dindar insan için ne büyük tezat !
Yan odadan Leonard Cohen'in içli sesi geliyor:

"Zarların hileli olduğunu
Herkes biliyor
Parmakların üçkağıt yaptığını
Savaşın bittiğini herkes biliyor
İyilerin savaşı kaybettiğini
Zaten savaşın da hileli olduğunu
Yoksulun yoksul kaldığını, zenginin zengin
Böyle gelmiş böyle gidiyor
Herkes biliyor."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Billy Budd
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
161
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750800191
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Billy Budd
Çeviri:
Ahmet Seven
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Ülkemizde en çok Moby Dick adlı romanıyla tanınan ABD'li romancı, öykücü ve şair Herman Melville (1819-1891), güney denizlerinde geçen gençliğinin deneyimlerini yansıttığı, insan ruhunun ikilemlerini ve ikiyüzlülüğünü sergilediği yapıtlar vermiştir. Melville, genç yaşta yazı yazmaya başlamış ama eleştirmenlerce beğenilmemiş, hak ettiği üne ancak ölmünden sonra kavuşmuştur.

Billy Budd'ın yazıldığı masanın gözünde iri harflerle "Gençliğin düşlerine sadık kal!" düsturu göze çarpar. Yetmişini aşkın bilge bir yazı ustasının gençliğin yaratıcı düşlerine nasıl uzandığını ortaya koyar Billy Budd. İyi ile kötü, uygarlık ile barbarlık, toplum ile birey karşıtlıkları üstüne kurulmuş olan kitap, belli bir tarihsel plana oturtulmuş olmasına karşın Kutsal Kitap ve mitolojiye ilişkin öğeler de içeren bir epos'tur. Billy Budd güçlü kuvvetli, son derece yakışıklı, saflık derecesinde temiz yürekli, okumadan yazmadan habersiz genç bir gemicinin, doğallığın simgesi olan bir delikanlının öyküsüdür.
(Ön Kapak İçi)

Kitabı okuyanlar 36 okur

  • Melis Kılıçdoğan
  • şafak kökkılıç
  • Nuray Çimen
  • Ezgi Çelik
  • SihirliFlut
  • Macit
  • Barış Ağca
  • Engin Abalı
  • Onur Özkan
  • Rahime

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.3
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%15.8
25-34 Yaş
%36.8
35-44 Yaş
%26.3
45-54 Yaş
%15.8
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%27.6
Erkek
%72.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19 (4)
9
%28.6 (6)
8
%38.1 (8)
7
%4.8 (1)
6
%4.8 (1)
5
%4.8 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0