Ahmet Seven

Ahmet Seven

YazarÇevirmen
8.6/10
30 Kişi
·
68
Okunma
·
1
Beğeni
·
384
Gösterim
Adı:
Ahmet Seven
Unvan:
Türk Şair ve yazar
Doğum:
Samsun, Türkiye, 1 Ocak 1966
Şair ve yazar. 1 Ocak 1966, Göçebe köyü / Kavak / Samsun doğumlu. İlk ve ortaöğrenimini Samsun’da tamamladı. Samsun İmam Hatip Lisesini bitirdikten sonra AÖF "Halkla İlişkiler" Bölümünden mezun oldu. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümünden mezun oldu. Çeşitli işler ve memurluk yaptıktan sonra, 2005’te Samsun İl Kültür Müdürlüğü bünyesinde müze memuru oldu.

İlk şiirleri ve yazıları, öğrencilik yıllarında okulun duvar gazetesinde çıktı. Yeni Devir gazetesinde yayımlanan “Bekleyiş” başlıklı denemesiyle imzası basında ilk defa (1984) yer aldı. Gürses gazetesinde kültür ve sanat sayfası (1985) hazırladı. Daha sonra Zaman gazetesinin “Genç Kalemler” ve “Misafir Kalemler” köşesinde yazıları (1987) çıktı. Hakses gazetesinde yazı ve şiirleri, Sur-Mektep dergilerinde şiirleri yer aldı. Vahdet gazetesinde temsilcilik ve yazarlık (1989) yaptı. Ribat dergisinin sürekli yazarlarından (1987) oldu. Samsun’da yayımlanan Halk gazetesinde de yazılar yayımlamayı sürdürdü. Kendi çıkardığı 19 Mayıs Haber (1989-93) gazetesi başta olmak üzere Yeni Devir, Vahdet, Zaman, Altınova gazetelerinde yazıları yayımlandı.

Samsun’un kültür, sanat ve edebiyat içerikli “Yeldeğirmeni" ve "Yol Haritası " isimli TV. programlarında yapım ve sunuculuk yaptı. Ayrıca radyolarında kültür sanat programları hazırlayıp sundu. 1999’dan itibaren Kanal S televizyonunda “Yel Değirmeni” adlı bir program hazırlayıp sundu. Eğitimle ilgili konularda çok sayıda panellere katıldı. Yazılarında eğitim konuları ağırlık kazanırken şiirlerinde daha çok toplumsal ve mistik temalara yer verdiği görülür. Samsun Eğitim ve Kültür Derneğinin kurucuları arasında yer aldı, başkanlığını yürüttü. Türkiye Yazarlar Birliği ve İLESAM üyesi (Samsun Temsilcisi) oldu. Ayrıca, kurucusu olduğu "Samsun Yazarlar Derneği" (SAY-DER) Başkanlığı görevini yapmaktadır.

ESERLERİ:

ŞİİR: Söz Açılınca (1994).

DERLEME-İNCELEME: Meşhûr Sözler Antolojisi (1996), Tarihin Anlattıkları (1997), Altın Sözler (1999), Sözün Özü (1999), Edebiyat Dünyamızdan Seçme Şiirler (1999), Türk Güreşinin Sembolü Yaşar Doğu (2016).Samsun Yazarlar Derneği Başkanı
"1948'li yıllarda Türklere sayı ile yenilen güreşçiyi tebrik ederlerdi.... Benim Yaşar Doğu'ya 13 dakika dayanmam bile Mısır'da kahraman ilan edilmeme yetmişti."
Son kez söylüyorum. Eğer, dürüst olan ile kabiliyetli olan arasında bir tercih yapmak durumunda kalırsanız, dürüst olanı seçiniz.
Aliya İzzetbegoviç
Ahmet Seven
Sayfa 160 - etüt yayınları 2017
“Bir pehlivan şampiyon olur da madalyasını eline alırsa, iş bitmiş sayılmaz. Madalyayı aldıktan sonra geçmişi unutup, zaferi unutup, sanki hiç bir şey kazanmamış gibi tekrar nasıl şampiyon olacağını düşünürse, işte asıl o adam şampiyondur ve tekrar şampiyon olacağından emin olabilirsiniz. Kazanılan zaferin sarhoşluğuna kapılıp hiçbir zaman işi gevşetmemeli” YAŞAR DOĞU
Ahmet Seven
Sayfa 258 - YD kitap Ahmet Seven-Ceylan Ofset-Samsun
Akif ve ahde vefa
Hiç kimse Akif’in verdiği sözden döndüğünü, hangi şartlarda olursa olsun sözünden bir sapma gösterdiğini görmemiştir. Yine Mithat Cemal anlatıyor:
—Balkan Harbi başlarken, Akif Bey, yegâne geçim yolu olan resmi memuriyetinden istifa etti. Kirada oturduğu evine, bir cuma günü gittim. Beş çocuğundan başka, üç çocuk daha vardı. Bunlar kim? dedim.
—Çocuklarım! dedi. Sonra anlattı.
Akif, Baytar Mektebinde iken Hasan Efendi adında bir arkadaşıyla anlaşmışlar.
—“Kim önce ölürse, çocuklarına sağ kalan baksın!” demişler. Arkadaşı vefat etmiş. Mehmet Akif de, verdiği söze bağlı kalarak anlaşma hükmünü yerine getirmiş.
Mithat Cemal devam ediyor;
Hâlbuki o zamanlar, Akif Bey’in beş parası yoktu; fakat beş çocuğu vardı!”
Ahmet Seven
Sayfa 8 - YD YAYIN
‘Yaşantım boyunca Yaşar Doğu’ya yenilmiş olmanın
keyfini yaşadım’

“Avustralyalı Güreşçi Richard Edward Gerrad, son derece duygulu, bütün spor hayatında Yaşar Doğu ile karşılaşmış ve Yaşar’a tuşla yenilmiş olmakla övünen benzeri az bulunan bir sportmendi. Sydney’de Anzak’larla konuşurken yanımıza gelmiş ağlamıştı…

1970 yılında Avustralyalı güreşçilerin kafile başkanı olarak geldiği Kanada’nın Edmonton şehrindeki Dünya Şampiyonasında Büyük Usta Yaşar Doğu için şu sözleri söylüyordu:

— “Bütün yaşantım boyunca Yaşar Doğu gibi centilmen ve bu tür mücadele dalını iyi bilen başka birisini görmedim. Londra Olimpiyatlarında yaptığımız Final karşılaşmasından sonra göğsündeki Ay-Yıldızı söküp bana armağan eden Yaşar Doğu’yu hiç unutamam. Melbourne döndüğümde eşim Yaşar Doğu’nun armağanı Ay-Yıldızı benim ceketime işledi. Yıllarca ve iftihar ederek Ay-Yıldızlı kokartla dolaştım. Çünkü bu kokartı bana Yaşar Doğu, bütün zamanların en büyük güreşçilerinden biri olan Yaşar Doğu vermişti. Böylesine müthiş bir güreşçiye yenilmiş olmak insana üzüntü değil, keyif vermeliydi. 'Ben, yaşantım boyunca Yaşar Doğu’ya yenilmiş olmanın, hem de finalde yenilmiş olmanın keyfini yaşadım' Başkalarını bilemem…”

Gerrard, Edmonton’da bunları bize anlatırken yanımızda Nuri Boytorun ile Milli Takımımızın Antrenörlerinden Hasan Güngör’de bulunuyordu. Hep birlikte öylesine duygulandık, öylesine duygulandık ki…İşte Yaşar buydu.

Bu büyük şampiyon, aynı zamanda insani ilişkilerindeki becerisiyle eşsiz bir “Sevgi köprüsü” kurmuştu”
(Ali Gümüş-Şampiyonlar Geçiyor - S: 76-77-Türk Güreş Vakfı Yayınları-1994)
Ahmet Seven
Sayfa 184 - Yazar: Ahmet Seven, YD Kitap 2017 Samsun Ceylan Ofset
“Bugüne kadar yüzlerce güreş yaptım. Ve bir o kadar güreşçi ile karşılaştım. Tek derdim rakiplerimi mağlup ederek Milletime şampiyonluklar hediye edip yüzünü güldürmek, Şanlı Bayrağımızı göndere çektirmek ve İstiklal Marşımızı okutmak olmuştur” YAŞAR DOĞU
Ahmet Seven
Sayfa 258 - Yazar: Ahmet Seven, YD Kitap 2017 Samsun Ceylan Ofset
Bazı kimseler, merdivenin tepesine çıktıkları zaman, onun yanlış duvara dayanmış olduğunu anlarlar.
CALGARY ALTA

Etüt Yayınlarından çıkan, Altın Sözler adlı kitabından
Sayfa:19
161 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
İncelemeye, Herman Melville hakkında önsöz de yer alan bir kaç bilgiyle başlamalıyım.
Herman Melville 32 yaşında tanınmış bir yazardır, New York’ta sıkıntılar içinde geçen çocukluk yıllarından sonra okulu yarıda bırakmış ve çeşitli işlerde para kazanmak zorunda kalmış.1838’de 19 yaşında deniz hayatına atılan Melville 4 yıl balina gemilerinde çalışmış, Güney Pasifik’e yapılan bir balinacılık seferi sırasında Marquesas Adaları’nda gemiden ayrılıp uzun süre yamyam yerliler arasında tutsak olarak yaşamak zorunda kalmıştır.
Güney Pasifik’ten dönüşünde A.B.D. donanmasında görev almış ve bu dönüş yolculuğu sırasında Jack Chase’i tanımıştır. Jack Chase, Melville'in yaşamı boyunca yürekten sevdiği tek kişi olduğu söyleniyor ve Bill Budd Jack Chase'ye ithafen yazılmış ve Melville'in ölümünden 31 yıl sonra yayınlanmıştır.

Billy Budd, okuma yazması olmayan, güzel yüzlü, atletik yapılı, sevecen, masum, becerikli, etrafındaki herkes tarafında büyük içtenlikle sevilen doğallık timsali genç bir adam. İnsanlığın el değmemiş, hırslarıyla, kıskançlıklarıyla, egolarıyla kirletilmemiş en ilkel hali... Etrafımızda az da olsa Billy Budd gibi insanlar vardır mutlaka. Samimiyetleri, doğallıkları, etraflarını çepeçevre saran o kutsal auralarıyla müthiş bir hayranlık uyandırırlar. Değişik bir karşı konulmazlıkları vardır ve onlara baktıkça kendimizden nefret ederiz. İçten içe de onlara haset etmeye başlar ve neden bizlerde onlar gibi değiliz diye sorarız kendimize.
Kabullenemediğimiz bir şeyler vardır ama onların doğallığı, saflığı ya da samimiyeti değildir. Kabullenemediğimiz şey, onlar gibi olamayacak olmamız. Sanki, doğuştan gelen bir gen gibi kodlanmıştır bu mükemmellik o insanlara ve biz ne yaparsak yapalım, yaptığımız her şey onların saçtığı enerji karşısında suni kalacaktır.
İşte Billy Budd, etrafına sinerji yağmurları yağdıran, insanlığın en temiz hali iken ona alçakça iftira atılır. İftirayı atan kişi ise insanlığın en kirlenmiş halidir. Kıskançlığı, bastırmaya çalıştığı öfkesi onu öyle bir kör eder ki, suç ile adı yan yana bile gelmeyecek kişiye iftira atma gafletinde bulunur. Aslında, onun duyduğu öfke ve kıskançlık Billy gibi bir insan olamayacağını anlamış olmasındandır. Bu yüzden en büyük öfkeyi kendine duyuyor ve ona iftira atarak ondan kurtulacağını düşünüyor.

Bu iki zıt karakter doğallık ve uygarlığın çatışması olarak yansıtılmış kitapta. Hatta Billy barbar, ona iftira atan Claggart ise uygar olarak sembolize edilmiştir. Barbarlık burada vahşilik olarak düşünülmemeli. İnsanın en katıksız hali olarak görülmesinden dolayıdır bu benzetme. Uygarlıktan kasıt ise kişinin kendi eli ile kendi doğallığını bozup, hırsları ve egolarıyla kendi öz benliklerini kaybetmeleri ve kurdukları yapay düzende yaşama şeklidir. Bir bakıma birey-toplum çatışması hatta toplum ve düzen çatışması da anlatılmaya çalışılmış. Toplum-düzen ilişkisi gemi yönetiminin içinde bulunduğu hassas dönemden dolayı, düzeni koruma amacıyla doğru olanın değil de yapılması gerekenin yapılması üzerinden anlatılıyor.
Bu konuda vereceğim her detay spoiler niteliği taşıyacağından daha fazla bir şey söylemesem daha iyi olur.
Görünürde bu çatışmalar yansıtılmaya çalışılmışsa da doğuştan iyi insan veya doğuştan kötü insan olma durumları da sorgulanmıştır.

Kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. Aslında, Herman Melville okumayı tavsiye etsem daha doğru olur. Çok değişik bir büyüsü var Melville'in. Daha önce okuduğum Katip Bertleby kitabında da kapılmıştım bu büyüye. Bu kitabını da baştan sona o kadar güzel anlatıyor ki, karakterlerden çok anlatıcıya yani yazara bağlanıyorsunuz...
Billy Budd, çok yalın bir kitap olmamasına rağmen Melville tıpkı Dante'ye İlahi yolculuğunda rehberlik eden Vergilius gibi okurun elinden tutup baştan sona rehberlik ediyor ve neyi ne için yazdığını anlatıyor.
Bunlara ek olarak kitapta bolca gönderme olduğunu da söylemeliyim. Olaylar ve diyaloglar çoğu kez bu göndermeler üzerinden anlatılıyor bu yönüyle de beyin yakan bir tarafı var bu yüzden dipnotlarla göndermelerin açıklandığı çevirilerden okursanız sizin faydanıza olur. Ben YKY'den okudum ve bütün göndermeler, dipnotlar şeklinde çok net biçim de açıklanmıştı.

İncelemeyi bitirirken kitabı ve bu babacan yazarı okumanızı şiddetle tavsiye ettiğimi yinelemek istiyorum. Okurken, sanatı karşısında heyecanlandığım nadir yazarlardan biri olmuştur kendisi. Psikolojik buhranlarını kitaplara yansıtan yazarları bir süreliğine kenara bırakıp, bu yazarı tanıyınız lütfen. Herkese keyifli okumalar.
161 syf.
·3 günde·8/10
Dünyanın kuralları (Hangi kuralları, 'yeni' kuralları mı? Belki.) gereği, saf ve gerçekçi olan şeyler uzun bir süre barınamaz. Dünyanın geneli kötü olduğu için o saf olan nadir şeyler de bu genele kapılıp gider. Dünyanın gereği artık maalesef bu olmuştur. Bir çamur yatağı haline gelen dünyada temiz olanlar daima kirli olanlardan daha kirli olarak kabul edilir. İşte Billy Budd'da da karşımıza çıkan konu bu.

Denizcilik ile hayatını devam ettirmeye çalışan saf, genç bir denizcinin öyküsüdür Billy Budd. Denizin insanları delirttiğini söylerler, bu kimi kimseler için geçerli olsa da, deniz bazıları içinse bir sığınma kapısı olmuştur. Çünkü denizde mavi boşluktan başka hiçbir şey yoktur. Deniz, o bazı kişileri dünyanın çamurundan korur ve muhafaza eder. Billy Budd'da bu kişilerden biri. Hayatında ne kötülüğü bilen ne de uygulayan biri. Tamamen saf bir kalbe sahip.

Bana göre bunun geçerliliğini de sorgulamamız gerek. Bir insanın kalbi tamamen saf olabilir mi? Yetiştirilme tarzı ve zeka seviyesine göre değişken bir olgu da olsa bu bizler çevremizde öyle insanlara rastlamıyor muyuz? Kendisi bahsettiğim çamurun içinde değilken herkes tarafından çamurun dibinde olduğu iddia edilen ve gereksiz yere suçlanan kişiler.

Bazı açılardan Billy, Kafka'nın Gregor Samsa'sına, Camus'un Meursault'una benziyor. Sayfalar ilerledikçe şunu daha iyi fark ediyorsunuz; sanki Billy değil de geri kalan dünyanın hepsi suçlu. Bir insan için tüm dünyayı suçlamaya değer mi? Bir savaşta ölen bir çocuk için tüm dünyayı suçlamanın doğruluğu kadar bu suçlamanın da yapılabilmesine hak vardır.

Kitabın sonlarına doğru Billy'nin çamura doğru nasıl sürüklendiğini (belki de sürüklenme illüzyonunu..) içiniz acı dolarak okuyor ve bir kez daha tüm dünyanın nasıl bir çamurun içinde yaşadığının bir kez daha farkına varıyorsunuz. Berrak denizler kadar temiz yüreği olan bir insanın nasıl 'kirletildiğinin' sancısıdır Billy Budd.
398 syf.
Cihan Pehlivanı Yaşar Doğu, Türk milletinin gururudur ama biz Samsunlular için apayrı bir övünç kaynağıdır. Vakti zamanında adının Spor Salonlarına, bazı mahalle, sokak ve dahi yüksek okullara verilmesi bu hafızanın taze tutulmasına da sebep olmuştur.

Şimdi bilemiyorum, ben size kitabı mı anlatsam yoksa doğrudan Yaşar Doğu’yu mu? Önce kitaptan başlayayım. Ahmet Seven, bu kitapla başta Kavaklılar olmak üzere biz Samsunluların da memleket şerefini kurtarmıştır. Çünkü bu toprakların yetiştirdiği en büyük sporcu olan Yaşar Doğu ile ilgili bugüne kadar iki kapak arasına yerleştirilmiş elle tutulur bir kaynak yoktu. Maalesef bizde tarih yapılır ama tarih yazılmaz!

İşte Seven tam da bu ciddi açığı gidermiş. Kitabın klasik tabirle bir ‘kopyala yapıştır’ olmadığını görmek de beni hayli sevindirdi. Edebiyatçı titizliği ile bölümlenmiş ve adeta bir belgesel hatta bazen roman tadında yazılmış. Bu nedenle hacimce fazla olmasına rağmen kendini okutabilen bir kitap.
Şimdi gelelim Yaşar Doğu’ya. Kitabın bize anlattığı şeylerden yola çıkarak ondan söz edelim.

Yaşar Doğu’nun ataları 93 Harbinde Kafkasya’dan hicret ediyorlar. Dindar bir ailenin ferdi. O doğmadan önce Balkan Harbi için giden babası Osman Çavuş, köye geri döndüğünde oğlu henüz 5-6 aylıktır. Bu sefer de Dünya Savaşı için çağırılır. Muhtemelen Sarıkamış Cephesinde şehit düşer ve geri dönemez. Küçük Yaşar bir şehit çocuğudur –ki yıllar sonra tabiri caizse hem atalarının hem de babasının öcünü Prag’daki final maçında şımarık bir Rus güreşçiden çok acı bir biçimde alacaktır. Çok sevdiği anası ile birlikte Karlı’dan Emirli’ye, baba evine giderler ve orada ilk hocası da olacak olan dedesinin himayesinde büyür.
Herkes güreşçi olur ama herkes pehlivan olamaz düsturu vardır. Bu anlamda güçlü olmak, iyi güreş tutmak yeterli değildir. Nitekim yıllarca hile yapan, çayırda ya da minderde pislik yapan güreşçilerle de karşılaşır. Ancak o mükemmel bir sporcu olduğu kadar mütekamil bir insandır da. Temiz ahlak, iman, edep, haya, centilmenlik, mertlik, yiğitlik… Hepsi bu genç adamın üstünde mümeyyiz olmuştur. Ömrünün sonuna kadar da bu üstün vasıflarını koruyup, taşıyacaktır. Bütün maçlarına iki rekat nafile namaz kılıp çıkar ve Türk milletinin yüzünü güldürmek için dua eder.

Şöyle söyleyeyim, eğer Yaşar Doğu kitabı bir senaryo olsa idi senarist bazı şeyleri yazmaya cesaret edemez, abartılı bulunacağından korkabilirdi. Ancak biz biliyoruz ki, bütün o müsabakalar, o maç öncesi yaşanan talihsizlikler, bazı kötü adamlar, fedakarlıklar, diyaloglar… Hepsi gerçektir.

İşte tam da bu nedenle Batılıların Rocky misali uyduruk kahramanlar ürettiği bir dünyada bizim her şeyiyle gerçek kahramanlarımız var. Evet, sırtının yere gelmemesi de dahil pek çok konuda Yaşar Doğu adeta bir mitoloji kahramanı gibidir. Mesela aynı anda hem serbestte hem de greko romende şampiyon olmaktadır. Yine mesela Dünya güreş tarihinde eşi olmayan bir durum; Celal Atik, Gazanfer Bilge ve Yaşar Doğu, aynı anda üç minderde şampiyonluk mücadelesine çıkarlar. Bir yandan rakipleriyle güreşirken bir yandan da dostlarının maçını seyrederler! Art arda üçü de rakiplerini tuş ederek dünya şampiyonu olurlar. Şimdi bunu bir film sahnesi yapsanız eleştirmenler sizi yerden yere vurur. Ama bu gerçektir işte…

Birkaç küçük notla bitirelim. Genç Yaşar Kavak köylerinde güreşlere gitmek için genelde sabah namazını kılıp evden çıkar. 4-5 saat yol gittiğinde güreşler başlamış olur. Kendisi yayan gittiği için yorgundur. Bu nedenle önce rakibinin altına yatar. 10-15 dakika dinlenir. Sonra da kalkıp, rakibini yener. Bu onun dinlenme taktiğidir.

Boyu 1.68’dir. Irak’taki bir turnuvada Fransız bir doktor kendisinin muayene etmek ister. Doktora göre onun bu fiziki şartlarda ağır sıklette şampiyon olmayı bırakın, güreşmesi bile imkansızdır. Tetkik eder ve ‘buna tıbben imkan yok’ teşhisi koyar. Bizim Yaşar Pehlivan ise sadece tebessüm eder. Çünkü o İran, Mısır, Irak ve Pakistan’ın devasa pehlivanları da dahil rakibi genelde tuşla yenen bir efsanedir.
Yaşar Doğu, fakirlik içinde büyümüş, idman yapmayı kireç ocağında ya da tarlada çalışmak olarak bilmiş biridir. Öyle ballı sütler falan yoktur. Çok iri yapılı da değildir. Ama onda halk arasında ‘acı kuvvet’ denilen Allah vergisi bir güç vardır.

Talihsiz bir insandır çünkü hem minder güreşine geç başlamış hem de gençlik yılları II. Dünya Savaşına denk gelmiştir. Bu nedenle 2 Olimpiyat ve biri sürü uluslar arası turnuva yapılamamıştır. Türk güreşinin efsanevi 1948 Londra Olimpiyatlarında şampiyon olduğunda 35 yaşındadır. Gençlik yıllarında kaçan turnuvalar da olsa muazzam bir altın tablosu olurdu.

Maalesef 48 yaş gibi çok genç bir yaşta kalp krizine yenilmiştir. Ömrünün son 8-9 yılını güreş antrenörü olarak tamamlamıştır. Türk milletine yaşattığı gururlar nedeniyle Cebeci Askeri Şehitliğine defnedilen tek sivildir.
448 syf.
Türk Büyüğü Yaşar Doğu...

Yazarı Ahmet Seven beyefendi ile bir röportaj yapma fırsatı bulmuştum ve kendisiyle dolu dolu bir gün geçirmiştik. Beraber 2 konferansa iştirak etmiş ve iki defa Ahmet Bey'in ağzından Yaşar Doğu'yu dinlemiştim. Sıkılmak mı? Ne mümkün! Kendisi anlatıyor;

"Dünya iki büyük savaştan çıkmıştı ve müsabakalar adeta savaş hükmündeydi. Müsabakayı kazanan isim önemsizdi. Ülke baz alınıyordu. Örneğin Rusya ve Türkiye'nin maçı var... gibi. İşte böylesi bir atmosferde Yaşar Doğu gibi bir civan minderde esiyor ve ülkesine sayısız zafer getiriyordu."

Yaşar Doğu'ya hayran kalmamak elimde değildi. Nitekim maça çıkmazdan evvel "Allah'ım bayrağımı dagalandırma şerefine beni nail eyle, şayet yüz akıyla bu maçı kazanamayacaksam; kolumu - bacağımı kır, mindere çıkmama izin verme!" diyerek dua edişi...

Anadolu'yu koklayacak, Yaşar Doğu'yu tanıyacak, birkaç minderin üzerinde debelenecek, çokça iç çekeceksiniz. En çok göğsünüz kabaracak ve sık sık "vay anasını beee" diyeceksiniz.

Tavsiyem;
Yaşar Doğu'nun müsabakalarının anlatıldığı kısımları okurken nefes almayı unutmayınız.
161 syf.
·Beğendi·9/10
Okuduklarım içerisinde; ‘en esaslı’sı diyebileceğim kadar esaslı bir denizci öyküsü.
Mitolojik bir çok göndermenin, denizcilikle iç içe geçtiği, ‘Saflık ve Bulanıklık’ arasındaki savaşın, en çarpıcı anlatımlarından biri. Burada ‘iyilik ve kötülük’ tanımını kullanmayı biraz kolaya kaçmak olarak gördüğüm için, saflık ve bulanıklık olarak tanımlamayı, olay örgüsünün detaylandırılması açısından daha doğru buluyorum.
Teknik detaylara gelince, şöyle bir gerçek var kitaba dair; ‘Melville’ kitabı tamamladıktan sonra (ki öyle olduğu varsayılıyor), son düzenlemesini yapamadan ve yayınlayamadan bu dünyaya gözlerini kapatıyor. Kitabın önsözünde (YKY Kazım Taşkent Klasikler Dizisi) belirtilen bu durumda, eserin son nüshasında; sadece yazarın anlayabileceği düşünülen karalamaların olması ve anlaşılması zor bir el yazısıyla kaleme alınması; yazarın, eseri istediği ölçüde tamamlayamadan vefat ettiği düşüncesini güçlendiriyor. Bu dediğimi, kitabı okuyunca anlayacağınızı umuyorum.
Kitabın ilk ve ikinci bölümü arasında, akıcılık yönünden uçurum olduğunu söyleyebilirim. İlk bölümü okumak bir hayli yoruyor. Tabi bunda, kitabın başından sonuna dek; mitologya ve denizcilik göndermelerinin dipnotlarına dönüşün payı da büyük.
Denizci dilini tam anlamıyla kullanmış Melville eserinde, terimleri ve göndermeyi öğrenmeden, okumaya devam etmeye müsade etmiyor, ki bu durum, müthiş bir orjinallik katıyor öyküye.
Sonun, başlangıcı etkilediği; kompozisyonun başlangıcında, kaba hatlara sahip bir ‘taş duvar rölyefi’nin, bitişindeki detaylarla göz yaşarttığı ustalıklı bir yazın.
Yazarın son ve ustalık eseri.
Şimdiden iyi okumalar.
398 syf.
·Beğendi·10/10
Türk Güreşinin Sembolü Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu YAŞAR DOĞU'nun Hayatı
YAŞAR DOĞU'NUN HAYATI
KİTAP
Avrupalıların " Artık onu minderde durdurmak imkansız" dedikleri şampiyon,
Türk Güreşinin Sembolü, Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu Yaşar DOĞU'nun
Tüm Yönleriyle Hayatı
Güreşe nerede ne zaman ve nasıl başladı, nasıl yetişti?
Nasıl Yaşar Doğu oldu?
Gayesi, güreşimize katkıları.
Hakkında yazılanlar söylenenler.
Yaşar Doğu'yu nasıl anlaşılmalı?
Hakkında yazılmış şiirler, yazılar röportajlar?
Hakkında bilinenler ve bilinmeyenler?
Prof. Dr. Gazanfer DOĞU'nun takdim yazısıyla?
Tamamı 448 Sayfa
Ederi: 30 TL
Bayrak Millet ve Vatan Sevdalısı Türk Güreşinin Sembolü Dünya ve Olimpiyat Güreş Şampiyonu Yaşar DOĞU'nun tüm yönleriyle hayatı

Doğup büyüdüğü memleketi yöreyi ve insanları yerinde tanıyan bir hemşerisi Gazeteci Yazar Ahmet Sevenin kaleminden?

Bu eser Yaşar Doğu'nun Doğup büyüdüğü memleketi yöreyi ve insanları yerinde tanıyan bir hemşehrisi Gazeteci Yazar Ahmet Seven tarafından kaleme alınmış ve
Doğduğu Samsun/Kavak İlçesi - Karlı Köyü ve askere gidinceye kadar yaşadığı Emirli köyünden başlayıp ayağını bastığı, havasını aldığı, güreş tuttuğu köyleri ve harmanlarının tozunu yuttuğu topraklar tek tek gezilip görülerek yazılmaya çalışılmıştır.
208 syf.
·Beğendi·10/10
Yıllarca Pontus Devleti hayaliyle yaşayan Rumların Yunanlıların İzmir'i işgaliyle başlattığı saldırı ve baskınlar daha da artmış, bu baskınların gerçekleştiği köylerimizden birisi de Dağköy olmuştu.

Dağköylü bir yiğit Kadın Kahraman Fatma Yalçın (Fatma Çavuş)

Erkekleri askerlik ve seferberlik görevi için çeşitli cephelere giden köyün savunması kadın çocuk ve yaşlılara kalmıştı. Bu baskınlar neticesinde her iki tarafta çok sayıda zayiat vermişti. Bunların içerisinde Fatma Yalçın (1897-1963) (Fatma Çavuş) isimli kadın büyük yararlıklar göstermiş, Türk kadını adına adeta destan yazmıştı. Köylüler Fatma Çavuşun öncülüğünde devletin kendilerine verdiği silahlarla ve öğrettiği savunma taktikleriyle çeteleri püskürtmüş bölgeye de örnek olmuştu.
Çocuğu olmayan bu kahraman kadın eşinin seferberliğe gidip bir daha dönmemesi üzerine vefat edinceye kadar bir daha evlenmemiş, uğruna canını ortaya koyduğu milletinin varlığıyla gurur duyarak Dağköy'de yaşamıştı.

Fatma Yalçın'ın kahramanca mücadelesi dikkate alınmış, Cumhuriyetin ilanından sonra bilhassa Gazi M. Kemal Atatürk'ün isteğiyle T.B.M.M tarafından Çavuşluk Unvanı verilmek üzere Ankara'ya davet edilmiş ancak günün şartlarında Ankara'ya gidememişti. Kendisine takdir edilen Çavuşluk unvanını vefat (1963) edinceye kadar onurla taşımıştı. Son nefesine kadar Fatma Çavuş olarak anılmış, çevresi tarafından bu unvanla anılmıştı.

Onunla ilgili anlatılan ve hepsi de bir kahramana yakışan çok sayıda vesika vardı. Samsun'da kutlanan Milli Bayramlara davet edildiği, burada giydiği milli kıyafetle atının sırtında geçit merasimlerine katılarak halkın arasından bir gurur abidesi gibi geçit merasimlerinde yer aldığı unutulmamakta ve hala o günkü heyecanla anlatılmaktadır.
Savaşla birlikte çete baskınlarıyla da etkilenen Dağköylüler, Anadolu'muzun birçok vilayetinde olduğu gibi büyük kıtlık çekmiş, mısır somaklarını el değirmenlerinde öğüterek yemek zorunda kalmışlardı.

Rum Köylerinden toplanan vatandaşlar tarafından oluşturulan çeteler tarafından defalarca baskına uğrayan Dağköyün evleri ateşe verilmiş, hayvanları telef olmuştu. Tarihi bir mücadeleye sahne olan köyde halk kahramanca savunma yaparak destanlar yazarken tarihlerinin yazılmasına fırsat bulamamışlardı.
Bu destani savunma o günden bugüne hala dilden dile anlatılmaktadır. Kime sorsanız o yıllara dair söyleyecek birkaç sözü, hele sitayişle söz ettikleri Fatma Çavuşa dair hatıraları vardı.

Dağköylü çocuk kahraman Ali Asal

Milli mücadelenin devam ettiği günlerde çete reisini vurarak çetelerin cesaret ve gücünün kırılmasına, dolayısıyla baskınların da çehresinin değişmesine sebep olan (o günlerde çocuk yaşlarda olan) Dağköylü Ali Asal'ın (Rumi.1317-M.1983) Milli Mücadelenin çocuk kahramanları arasında yer aldığı tarihi bir gerçektir.

Bu savunma sırasında ismi bilinenlerin yanı sıra ismi bilinmeyen kahramanların da varlığını ifade etmeliyim. Köyün Muhtarı Musa Türker (1881-1938) ve Köyün İmamı Mehmet Şenol'da isimleri zikredilenler arasında yer almaktadır.

Yıllarca dinlediğim hatıra ve aldığım aldığım notları "söz uçar yazı kalır" gerçeğinden yola çıkarak kahramanlarımızın mücadelelerini kitap haline getirmeye karar verdim.

Hatıralarını bizzat kendilerinden dinleyip kaleme aldığım yaşlı insanların çoğu bugün aramızda yoklar. Artık bu bayrağı devralma sırası üçüncü kuşakta. Aktardığımız bilgilerin kuşkusuz eksik veya fazlası vardır. Umarım eldeki bu bilgiler yeni araştırmalara ışık tutar, böylece yeni eserlerin kaleme alınmasına vesile olur.

Pontus Devleti hayali

Bu durumu şöyle özetleyebiliriz; Türk ve Rum köylülerinin birbirleriyle kurdukları dostane komşuluk ilişkilerinin bir anda bozulmasına sebep kuşkusuz Rumların Pontus Devleti hayali olmuştu. Büyük bir gizlilik içerisinde örgütlenen Rumlar ansızın Türk köylerine karşı saldırmaya başlamışlar, önlerine ne gelirse yakıp yıkmışlardı. Beklenmedik bir şekilde ihanete uğrayan Türk Köylerinden birisi de bölgenin tek Türk Köyü olan Dağköy'dü. Köyün yetişkin erkeklerinin askere ve seferberlik görevine gitmiş olmaları da bulunmaz bir fırsattı. Karşılarında kadın çocuk ve yaşlılardan oluşan savunmasız bir köy vardı. (Dağköyde seferberliğe aynı günde 105 veya 111 kişinin gittiği söylenmektedir) Bu durumda kadınlar erlerinin yerini almış öleceklerse eğer düşmana karşı vuruşarak ve dövüşerek ölmeyi tercih etmişlerdi.

İfade etmek gerekir ki; Yunanlıların İzmir'i İşgali ve bilhassa Pontus Meselesi bilinmeden Rum ve Ermeni çetelerin isyan ve baskınlarının içyüzünü anlamak güçtür. Yunanlıların İzmir'i işgal etmeleriyle daha da şımaran Rum ve Ermeni çetelerin M. Kemal Atatürk'ün Samsun'a ayak basmasıyla hevesleri yarıda kalmış, Türk Köylüleri bundan aldıkları cesaret ve güvenle teşkilatlanmaya, başlamışlardı.

Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde aynı kaderi yaşayan halk artık kendi köylerini bir avuç insanla savunmak zorundaydı. Yoksulluk ve imkânsızlıklara rağmen savundular da... O yıllarda bilhassa memleketini kahramanca savunan Türk Kadınının ismi öne çıkmış oluyordu.

Anadolu'nun dört biryanında binlerce Türk Kadını, Nine Hatunların açtığı çığırdan yürümüş, savaş sona erdiğinde ancak birkaçının ismi duyulabilmişti. Oysa savaş süresince adı sanı bilinmeyen binlerce Anadolu kadını düşmana karşı kahramanca mücadele vermişti. Elbette isimlerinin bilinmemesi meçhul kahramanların unutulduğuna işaret değildir. Onlar bu milletin gönlünde hep yaşamış yaşatılmış ve yaşatılmaya da devam etmektedir.
161 syf.
·8/10
Billy Budd başlangıçta beni biraz yordu. Kitaba girememekten korktuğumu söylemeliyim. Ancak okudukça hikaye beni içine çekti. Denizcilik terimlerinin sıkça yer alması açıklama kısmını bol bol ziyaret etmenize yol açıyor. Bazen bundan sıkılsanız da yeni şeyler öğrenmek açısından önemli bir nokta. Billy Budd adındaki gencin ticaret gemisinden isteği dışında alınıp, kralın hizmetindeki askeri gemiye gönderilmesiyle başına gelenleri anlatıyor. Betimlemeler müthiş, kendinizi ister istemez onun yerine koyuyorsunuz. İnsanlığınızı sorgulatacak bir kitap. Hele ki deniz ve denizcilik ile ilgili romanlarını seviyorsanız bayılacaksınız.
161 syf.
·Puan vermedi
Bir insan doğuştan iyi yada doğuştan kötü olabilir mi?

İnsanlığın kıskançlık, kibir, egoizm gibi düşünceyi karmakarışık hale getiren özelliklerden uzak kalması ne kadar mümkün?

Peki böyle saf, masum, doğal, sevecen, doğanın ilk el halde sunduğu özellikleri barındıran bir insan topluma zararlı mıdır?

BILLY BUDD tam da bu özelliklerinden dolayı çağının/çağımızın düşünüş ve yaşayış tarzına uygun olmayan bir masumiyetle "zararlı" olarak nitelendiriliyor.

İngiliz donanmasına gönüllülerin dışında emir ile gönderilen bir tayfa olan Billy Budd, atandığı geminin üstlerinden biri tarafından iftiraya uğrar ve bunun sonucunda cereyan eden mahkeme süreci idama mahkum edilir. İftiracının, gemideki kaptan dahil tüm üstleri ve tayfaları dahil herkesin sevdiği Billy Budd'a olan kıskancı, bir toplumun yaşayış tarzı olan doğruyu uygulama ve onu vurgulamaya olan yaklaşımı gibi olur. Billy kendisine atılan iftiraya ani tepki verir çünkü duygularını iftiracı gibi soğukkanlılıkla dile dökemez.

Yaşanılan olaylar sonunda kurulan mahkeme sürecindeki işleyiş tarzı, yasalar ve kesin emirlerin her türlü insani duyguyu hiçe saydığı bir yöntemle uygulanmaya doğrudur.

Ahlak, vicdan, masumiyet bilindiği, görüldüğü halde, idari yasalar/askeri yasalar göz önünde tutulur ve insanın tüm doğallığı hiçe sayılır. Bu bir toplumun vicdanını yansıtır ayrıca. O vicdan artık yasadan ve emirlerden oluşan vicdandır artık.

Sınıflaşmış bir toplumda üst sınıfa, rütbeye mensup kişilerin avam tabakasına/astlara oranla daha ayrıcalıklı sayılması, herhangi bir suçla itham edilen kişilerin yargılanmasında mevki makam uyarınca dezavantaj olmuştur. Billy'nin başına gelen de budur. Onun basit bir tayfa olması üstlerine karşı eylemlerinde hiçbir haklılık barındırmaz aksine yasalarca suçlu bulunur. Hangi toplumda bu yoktur ki? Hangi toplumda Billy Budd örneği yaşanmamıştır ki?

Billy gibiler barbar, vahşi sayılırlarken, daha üst sınıfa mensup kişiler uygar sayılır ve hürmet görürler.

Billy Budd; iyilik-kötülük, toplumsal-bireysel vicdan, yasa-düzen romanıdır.

Bireye, topluma ve yasalarca ya da zorlamaya dayalı kabullendirmelerle üst tabaka kişilerine ağır eleştiridir.
208 syf.
·Beğendi·10/10
Arş. Yazar Ahmet Seven'in TARİHTEN BİR DEMET isimli kitabı yayınlandı. Kitapta dünden bugüne onlarca tarihi vesika belge ve şeref sayfası yer alıyor.
Kitapta dünden bugüne onlarca tarihi vesika belge ve şeref sayfası yer alıyor. 208 sayfadan oluşan kitap özellikle gençlerimize tarih sevgisini aşılamak bakımından önemli bir yere sahip bulunuyor.
Ashab-ı Kiram, Selçuklu, Osmanlı, Türkiye ve Dünya Tarihinden çeşitli örneklerin sunulduğu kitaba yoğun ilginin olduğu görülüyor.
Arş. Yazar Ahmet Seven TARİHTEN BİR DEMET isimli kitabıyla ilgili olarak yaptığı açıklamada; " Gençlerimize tarih sevgisini aşılamak milli görevlerimiz arasındadır. Milli şuurun kazandırılması, ruh dünyamızda yeni bir dirilişe ışık yakılması bakımından kitabı önemli görüyorum. Bu kitabı özellikle gençlerimize hediye ederek hem insani hem de vatani görevimizin yerine getirilmeye çalışılacağı kanaatindeyim. Tarihimize ve ecdadımıza karşı onları tanıyıp anlama sorumluluğumuz bulunmaktadır. Eğer bu kitap böyle bir çağrıya davetiye olarak görülebilirse kendimi bahtiyar hissedeceğim" dedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Seven
Unvan:
Türk Şair ve yazar
Doğum:
Samsun, Türkiye, 1 Ocak 1966
Şair ve yazar. 1 Ocak 1966, Göçebe köyü / Kavak / Samsun doğumlu. İlk ve ortaöğrenimini Samsun’da tamamladı. Samsun İmam Hatip Lisesini bitirdikten sonra AÖF "Halkla İlişkiler" Bölümünden mezun oldu. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümünden mezun oldu. Çeşitli işler ve memurluk yaptıktan sonra, 2005’te Samsun İl Kültür Müdürlüğü bünyesinde müze memuru oldu.

İlk şiirleri ve yazıları, öğrencilik yıllarında okulun duvar gazetesinde çıktı. Yeni Devir gazetesinde yayımlanan “Bekleyiş” başlıklı denemesiyle imzası basında ilk defa (1984) yer aldı. Gürses gazetesinde kültür ve sanat sayfası (1985) hazırladı. Daha sonra Zaman gazetesinin “Genç Kalemler” ve “Misafir Kalemler” köşesinde yazıları (1987) çıktı. Hakses gazetesinde yazı ve şiirleri, Sur-Mektep dergilerinde şiirleri yer aldı. Vahdet gazetesinde temsilcilik ve yazarlık (1989) yaptı. Ribat dergisinin sürekli yazarlarından (1987) oldu. Samsun’da yayımlanan Halk gazetesinde de yazılar yayımlamayı sürdürdü. Kendi çıkardığı 19 Mayıs Haber (1989-93) gazetesi başta olmak üzere Yeni Devir, Vahdet, Zaman, Altınova gazetelerinde yazıları yayımlandı.

Samsun’un kültür, sanat ve edebiyat içerikli “Yeldeğirmeni" ve "Yol Haritası " isimli TV. programlarında yapım ve sunuculuk yaptı. Ayrıca radyolarında kültür sanat programları hazırlayıp sundu. 1999’dan itibaren Kanal S televizyonunda “Yel Değirmeni” adlı bir program hazırlayıp sundu. Eğitimle ilgili konularda çok sayıda panellere katıldı. Yazılarında eğitim konuları ağırlık kazanırken şiirlerinde daha çok toplumsal ve mistik temalara yer verdiği görülür. Samsun Eğitim ve Kültür Derneğinin kurucuları arasında yer aldı, başkanlığını yürüttü. Türkiye Yazarlar Birliği ve İLESAM üyesi (Samsun Temsilcisi) oldu. Ayrıca, kurucusu olduğu "Samsun Yazarlar Derneği" (SAY-DER) Başkanlığı görevini yapmaktadır.

ESERLERİ:

ŞİİR: Söz Açılınca (1994).

DERLEME-İNCELEME: Meşhûr Sözler Antolojisi (1996), Tarihin Anlattıkları (1997), Altın Sözler (1999), Sözün Özü (1999), Edebiyat Dünyamızdan Seçme Şiirler (1999), Türk Güreşinin Sembolü Yaşar Doğu (2016).Samsun Yazarlar Derneği Başkanı

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 68 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 100 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.