1819- 1891 yılları arasında yaşamış olan büyük Amerikan yazarı Herman Melville'in en güzel öykülerinden biri kabul edilen ''Benito Cereno...''
Bir ispanyol gemisinde yaşanan köle ayaklanmasını konu alan ''Benito Coreno''da Melville, denizcilik ve gemicilik deneyimlerinin yanısıra, insanın öykü kurgusu içinde dramatik simgelerle bezenmiş süslü bir edebi dille yazılmış olan öyküde, ikkili ilişkiler göze çarpıyor.Adı Benito Cereno olmayan geminin kaptanı Alaso, Cereno'nun güvertesine geçer. Kendi gemisinden ziyaret amacıyla gemideki herkesin siyah olduğunu fark eder. Beyaz bir kaç insan arar ve uzun uğraşlar sonucu birkaç beyaz insanla karşılaşır.
Roman tarihindeki psikolojik betimlerin en güzel örneklerinden biri olarak görülüyor bu kitap. Okumalısınız, dönemin sosyo boyutunu, siyah ve beyaz ayrımının ne tür bedellere kurban gittiğini, zencilerin yaşantısını, karşılaştıkları zorlukları...
Kitap ile ilgili birkaç eleştiri yapacağım.
Kitapta okumak isteyenler veya okuduklarında zencileri aşağılama, nefret ve kin güdüsü besleme olarak görebilir ve kitaptan, yazardan nefret edebilirler. Aman sakın böyle bir hataya düşmeyin. Herman, 18.yy'da zencilerin yaşayış biçimini, dışarıdan nasıl göründüklerini o kadar iyi bir şekilde yazmış ki, bir an gerçekten yazar da nefret ettiği için mi yazdı diyebiliyorsunuz. Bir tane örnek vereyim, kitapta geçen birkaç örnek;
1-Uyuyan annesinin yüzünü tırmıklıyordu, ''Dişi zenci'' uyanıp çocuğu emzirdi.
Dişi zenci? Düşünebiliyor musunuz? Erkek zenci ve dişi zenci diye hitap ediliyor. Onları insan olarak görmiyor, hayvan olarak görmüyor onları iblis diye nitelendiriyorlar. Can alıcı bir noktaydı. ''Dişi zenci...''
2- ''Zenciler gözü dönmüş cailer olduklarından'' (70)
Bunun yorumunu size bırakıyorum. :)
Keyifli okumalar.
Fok avına çıkmış bir Amerikan gemisi açık denizde perişan durumdaki İspanyol kargo gemisine rastlar. Saldırıya uğramış ve yiyecek sıkıntısı had safhaya ulaşmış gemiye yanaşır Amerikan gemisi kaptanı hasarlı gemiye geçer ve geminin İspanyol kaptanının oldukça rahatsız tayfaların ise epeyce azalmış olduğunu fark eder. Yardım etmek ve hikayelerini dinlemek ister. Olaylar heyecanlı deniz maceralarına gebedir.
Çok sürükleyici olmasa da klasik sayılan eseri tavsiye ederim.
Amerikan Rönesansı
Herman Melville, Amerikan yazarların 1830 ila 1865 yılları arasında (Amerikan İç Savaşı'nın sonuyla aynı zamana denk gelen) ortaya çıkan yazılarını kapsayan Amerikan Rönesansı olarak bilinen dönemin bir parçasıydı. Terim, eleştirmen F.O. Matthiessen (1902-50) tarafından 20. yüzyılda türetildi. Amerikan Rönesansı genellikle iki uç içerik olarak bölünür: iyimser eserler ve kötümser eserler. Henry David Thoreau (1817-62) ve Walt Whitman (1819-92) gibi yazarlar iyimser kanpa girerken, diğerleri Melville, Edgar Allan Poe (1809-49) ve Nathaniel Hawthorne (1804-64) kötümser taraf olarak kabul edilir. Kötümser yazarların çalışmaları genellikle şüphe, travma, belirsiz ahlak ve suçluluk temalarına odaklanır. İyimser yazarlar genellikle maneviyat, doğa ve yaratıcı hayal gücüne odaklanmışlar.
Amerikan Rönesansı yazarları, 19. yüzyılın ilk yarısında Avrupa'nın Romantik yazarları ve sanatçılarından çok etkilendiler. Amerikan Rönesansı ayrıca Amerikan ulusal kimliği ve hayal gücü ifadesine olan ilgiyi de işaret eder. Bu hareketin önde gelen yazarlarının çoğu, Avrupa edebiyatı ve sanatında iyi bilgili zengin New England literatileri topluluğundan geldi ve geleneksel Avrupa kanonuna dayanan Amerikan edebiyatının bir versiyonunu oluşturmak için çalıştılar. Bu grupta yer alan yazarlar arasında Henry Wadsworth Longfellow (1807-82) ve Oliver Wendell Holmes (1809-94) gibi yazarlar vardı. Bu dönemdeki diğer önemli yazar grubu ise transcendentalistlerdir. Bu yazarlar da New England'da bulunuyordu ve diğer New England meslektaşlarından farklı bir alanda yer aldılar. Transandantalistler, kendilerini Avrupa meslektaşlarından model
Don Benito "Francesco iyi bir adamdır." diye ne kusur bulan, ne de övgü yağdıran serinkanlı bir değer biçici gibi, cansız bir karşılık verdi.
"Ee, ben de öyle düşünmüştüm. Gariptir ve biz beyazlar için pek övünülecek bir durum da değildir ama eğer bizim kanımız, birazcık da olsa Afrikalılarınkiyle karıştırılsa onu geliştirmek şöyle dursun, siyah adamın öz suyuna zarar veren üzücü bir etkisi olur, belki rengi düzeltir ama ahlaksal açıdan
olumsuz olur." Herman Melville
, 19. yüzyılda geçen karmaşık, psikolojik ve gerilim yüklü bir deniz hikâyesini anlatır.
Köle yüklü iki gemi, ıssız bir koyda karşılaşır. Amerikalı Kaptan Delano, Benito Cereno adında bir İspanyol kaptanın yönettiği gemiye yardım etmek ve ziyaret amacıyla geçer..
Kaptan Delano, gemiye çıktığında tuhaf bir durum fark eder. Gemideki siyah kölelerin sayısı çok fazladır ve beyazlar azınlıktadır. İspanyol Kaptan Cereno oldukça tedirgin, hasta ve gizemli davranmaktadır.
Psikolojik Çatışma: Delano, gemideki durumun tuhaflığını hissetse de, aklına kölelerin isyan etmiş olabileceği gelmez. Kaptan Cereno'nun davranışlarını kendi zihninde yorumlamaya çalışır ve durumu anlamlandırmakta
güçlük çeker.
Benito Cereno , klasik ve modern tarzın ortasında duran, ırk, kölelik ve algı üzerine psikolojik betimlemelerle dolu sürpriz bir sonla biter.Kısaca, Benito Cereno, görünüş ile gerçeklik arasındaki farkı, kölelik kurumunun yarattığı ahlaki ve insani çöküşü, ustalıklı bir gerilim hikâyesi içinde ele alır.
Buyurun Benito Cereno
Kurgu sağlam temellere oturtulmamış.
Betimsel bir üslup tercih eden yazar, işleri daha da karışık hâle getirmiş.
Denizcilikle ilgili kitapları seviyorsanız bir şans verebilirsiniz.
ilk basımı 1855'te yapılmış bir herman melville romanı. kitap ismini -bence- aslında baş karakter olmayan bir gemi kaptanından alıyor. asıl baş karakterse amasa delano, başka bir gemi kaptanı. bu iki gemi denizde karşılaşır, kaptan delano diğer gemiye bir ziyarette bulunur ve olaylar gelişir.
normalde denizde, gemide geçen hikayeleri severim, okuması keyifli gelir fakat bu kitap bir türlü akmadı bende. kaptan delano'nun iç sesini, düşüncelerini bolca okuyoruz, delano karakterini pek sevmedim oysaki, bununla birlikte hikayenin günümüz dünyasında asla kabul edilemeyecek ırkçı yanları beni rahatsız etti.
eğer melville'i hiç okumadıysanız, moby dick ya da katip bartleby gibi eserleri dururken benito cereno'yu önermem.
melville gibi bir yazarın üslubunu, yazım tarzını eleştirecek, fikir belirtecek değilim zaten o konuda yorum yapmıyorum bile. sadece hikayenin konusu, gidişatı bana hitap etmedi. daha en baştan sonunu tahmin edebildiğim için de okurken sürekli "hadi sadede gel artık" düşüncesiyle okudum.
Herman MELVILLE bu romanıyla okuyucuyu baya zorlamıştır. Denizcilik kültürü sahip olanlar için iyi sayılabilinecek psikolojik tahlillere yer verilmekte. Siyah-Beyaz ırkçılığı kokuyormuş gibi görünen bu eser tam tersine bir mesaj vermek istiyor. Edebi dili uzun ve süslü cümleler barındırıyor. Kahramanların net olmayışı ve ilginç sonu ile eser benden zayıf not aldı.
Aslında Herman Melville'i çok seviyorum, deniz ve gemicilik betimlemeleri bu kitapta da yine çok iyi ama cümleler Moby Dick'teki gibi hatta biraz daha uzun ve dolambaçlı. Karakterlerin psikolojik incelemeleri beni çok eğlendirdi, özellikle Don Benito'nun yardımcısı Babo'yu ve Kaptan Delano'nun düşüncelerinin çok hızlı bir şekilde değişip durmasının aktarılma şeklini çok sevdim. Ama dediğim gibi okuması bana biraz zor bir kitap gibi geldi, gece yatmadan önce veya yolculuklarda okuduğumdan hiçbir şey anlayamadım. Kitaba odaklanıp bir gün boyunca dikkatimi tamamen okumaya verip bitirdim.
''Birinin iyi niyetini suistimal etmek, o iyi niyetin başkasına sunulmasını da yok eder.'' ne güzel demiş Buket Uzuner .
Yıkı dökük viran bir şekilde bir koyun girişine demir atan gemiyi gören Kaptan Alaso, yardım için filikasına atlayıp bu gemiyi ziyaret eder. Geminin Kaptanı Benito ile tanışır. Gemideki beyazların çoğu iskorbüt hastası bütün işleri köle olan zenciler yapmaktadır. Kaptan Alaso gemiye adım atar atmaz bazı gariplikler gözüne çarpar. Tam olarak anlamlandıramadığı bu gariplikleri kendi kafasında kurduğunu düşünmeye başlar.
Gerçekliğin içindeki çelişkiler, bu gerçekliğe inanmak isteyenlerde halüsinasyon ve sanrı benzeri etki yaratır. Ona inandığını söylemek istersin ama mantıksızlık peşini bırakmaz.
Yatırım tavsiyesidir.
Herman Melville ile ilk kez Bartleby kitabı ile tanışmıştım. Oradaki o sakin ama insanı içten içe rahatsız eden atmosferi burada da hissettim. Benito Cereno ise yazarın çok daha gergin, karanlık ve psikolojik tarafını gösteriyor.
Kitabı okurken özellikle gemi ve gemicilik terimlerinin yoğunluğu bana yer yer Jack London hissi verdi. Deniz, gemi düzeni ve kaptanlar arasındaki otorite ilişkisi sadece arka plan olarak kalmıyor; hikâyenin gerilimini de besliyor.
Hikâye, Kaptan Delano’nun gizemli bir gemiye çıkmasıyla başlıyor. Geminin kaptanı Benito Cereno oldukça bitkin, korkmuş ve tuhaf davranıyor. Yanında ise sürekli onun çevresinde dolaşan Babo var. İlk başta her şey normal gibi görünse de zaman geçtikçe gemideki insanların davranışları huzursuz edici bir hâl almaya başlıyor. Özellikle beyazlar ve siyahiler arasındaki sessiz gerilim kitabın her sayfasında hissediliyor.
Kitabın en güçlü tarafı bence sürekli “bir şeyler ters gidiyor diye düşünmeye başladım.Ama bunu kitap sessizce ve küçük detaylarla yapıyor. Bazı bakışlar, bazı suskunluklar ve karakterlerin davranışları insanı sürekli diken üstünde tutuyor.
Anlatım dili yer yer ağırlaşıyor. Özellikle gemicilik terimleri bazı yerlerde okumayı yavaşlatabiliyor. Ama bu da kitabın atmosferini daha gerçekçi yapıyor. Hikâyeyi okurken gerçekten denizin ortasında, kapalı ve tekinsiz bir geminin içinde hissediyorsunuz.
Benim için en etkileyici tarafı ise şuydu: Kitap boyunca korkunun kimde olduğunu anlamaya çalışıyorsunuz ama zamanla güç dengelerinin aslında göründüğü gibi olmadığını fark ediyorsunuz.Sonu şaşırtıcıydı, keyifli okumalar dilerim.
Benito CerenoHerman Melville · Karbon Kitaplar · 2019197 okunma
Herman Melville, Amerikalı yazardır.
Bir Amerikan edebiyat klasiği kabul edilen Moby Dick adlı ünlü romanın yazarıdır. Uzun yıllar boyunca unutulmuş bir yazar olarak kalmış; 1920'li yıllarda yeniden keşfedilip büyük bir yazar olarak kabul edilmiştir.
Yaşamı
1819'da New York'ta dünyaya geldi. Sekiz çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğudur. 1830'da iflas eden babası, iki yıl sonra hayatını kaybedince Herman Melville, çocuk yaşta çalışmaya başlamak zorunda kaldı. Bir yandan okuyup bir yandan çeşitli işlerde çalışarak geçen beş yıl boyunca tarih ve antropoloji kadar Shakespeare'in eserlerini okuyarak kendini geliştirdi.
On sekiz yaşında Liverpool'e giden bir gemide tayfa olarak iş buldu; aynı gemi ile tekrar New York'a döndü. Bu deneyim, ona ileride yazacağı romanlar için malzeme sağlayan seyahatlerden ilkidir.
Bir kaç yıl New York'ta özel ders vererek hayatını kazanmaya çalışan Melville, 1841'de Acushnet adlı bir balina gemisine denizci olarak kabul edildi ve Pasifik'te yeni bir seyahate başladı. On sekiz aylık bir yolculuğun sonunda gemidekilerin kötü tavrından yıldığı için bir arkadaşı ile birlikte Markiz Adaları'nda gemiden kaçtı. Yamyam olarak bilinen Typee yerlilerinin arasında bir ay kadar yaşadı. Adaya gelen bir Avustralya gemisi ile yeniden denizciliğe döndü ancak gemide çıkan isyana katılmakla suçlandığı için Tahiti civarında bir yerel hapishanede birkaç gün tutuklu kaldı. 1843 yazını Tahiti'de yerliler arasında geçirdi. İleride yazacağı Moby Dick adlı romanın düşünsel altyapısı bu sırada oluştu. Bir başka balina gemisi ile Hawaii'ye kadar gitti.
Otuzlu yaşlarında Boston'a döndükten sonra artık deniz seferlerine bir son vermişti; ailesinin teşviki ile kitaplarını yazmaya başladı. 'Tippee' ve 'Omoo' adlarını taşıyan ilk iki kitabı 1846'da yayınlandı. Bu kitapları, yerliler arasında geçen günlerine aitti. 1850 yılında yayınlanan 'White Jacket'ta ise bahriye erlerinin zorlu hayatını anlattı. İlk kitapları onu bir anda hem İngiltere hem Birleşik Devletler'de çok ünlü bir yazar haline getirdi. Bu dönemde eski bir aile dostunun kızı olan Elizabeth Knapp Shaw ile evlendi. Çift, dört çocuk sahibi oldu. 1850'de Massachusetts'te bir çiftlik evi satın alan Melville, çiftlik işleri ve yazı ile uğraşarak 13 yıl boyunca bu evde yaşadı. 'Arrowhead' adını verdiği ev, günümüzde müzedir.
Yazar, en büyük eseri Moby Dick'i 1851'de tamamladı. Başlangıçta, balina avcılığını anlatan bir serüven öyküsü olarak tasarladığı kitabı tamamlamak üzere iken Amerikalı yazar Nathaniel Hawthorne ile tanışıp arkadaş olmuştu. Hawthorne'un tavsiyesi ile kitabını simgesel anlamlarla yüklü bir romana çeviren Melville, eseri dostuna adadı. Ancak kitap yayınlandığında beklediği başarıyı yakalayamadı ve çok olumsuz eleştiriler aldı.
Yayımcısı Harper's bir sonraki romanını basmayı reddedince maddi sıkıntıya giren Melville 1866'da New York'ta gümrük müfettişi olarak çalışmaya başladı. Bu dönemde yazdığı 'Pierre' ve 'Piazza memories' gibi kitaplar ilgi görmedi. Son yıllarında düz yazıyı bırakarak kendini tamamen şiir yazmaya verdi; şiirlerini kendi parasıyla bastırdı.
1888 yılında emekli oldu ve en büyük eserlerinden biri sayılan 'Billy budd'ı yazdı; eseri bastırmaya fırsat bulamadan 28 Eylül 1891'de New York'taki evinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti.
Uzun yıllar boyunca unutulmuş bir yazar olarak kalan Melville, 1920'li yıllarda yeniden keşfedildi ve büyük bir yazar olarak kabul edildi. Eserleri Amerikan Kütüphanesi tarafından toplanıp basılan ilk yazar oldu.