1000Kitap Logosu
Resim
Leonid Andreyev

Leonid Andreyev

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.8
2.353 Kişi
6,2bin
Okunma
216
Beğeni
7,1bin
Gösterim
Tam adı
Leonid Nikolayevich Andreyev
Unvan
Rus Yazar
Doğum
Oryol, Rusya, 21 Ağustos 1871
Ölüm
Repino, Finlandiya, 12 Eylül 1919
Yaşamı
Leonid Nikolayeviç Andreyev (Rusça: Леонид Николаевич Андреев, d.9 Ağustos 1871 - ö. 12 Eylül 1919) Ulusal edebiyatta, dışavurumcu hareketin önderlerinden olan Rus Oyun ve kısa hikâye yazarı. 1905 ve 1917 Devrimleri arasında kalan zaman diliminde etkindi. Yaşamı 1871'de Rusya Orel'de doğdu. 1891’de St.Petersburg Üniversitesi’ne girdi, bu sırada çok yoksulluk çektiği için üniversiteyi bırakmak zorunda kaldı, intihara kalkıştı. 1897’te Moskova Üniversitesi’nde hukuk öğrenimini bitirdi fakat sadece bir sene hukukla ilgilendi. 1898’de mesleğini bıraktı. Moskova'da yayınlanan Moskovskiy Vestnik gazetesinde dikkate değer bir haber yapmaksızın mütavazi bir şekilde polis - mahkeme muhabiri olarak çalışmaya başladı. "Fakir bir öğrenci hakkında" isimli ilk hikâyesini yayımladı. Bu öykünün kendi öğrencilik yıllarını temel alan bir konusu vardı. Moskovskiy Kuryer'de James Lynch imzasıyla yayınlanan hikâyelerini Gorki keşfetmeden önce edebi kariyeri başlamamıştı. Kısa hikâyesi "Siste"yi (В тумане) 1902’de yazar. Eserlerinde 1905 ile 1917 devrimleri arasındaki zor döneminin bir yansıması görülür. Çarlık yönetimine karşı 1905 devrimin başarısızlığa uğraması ruhsal bunalımlar geçirmesine neden olur. I. Dünya Savaşı‘ndan sonra, kendini tamamen Anti-Bolşevik oyunlar yazmaya verir. Eserleri bitene kadar kahramanlarının hayatını bizzat yaşar. "Anatema" (1909) eserindeki Yahudi Layzer’i yaratırken, kendisi de bir Yahudi olur, farkında olmadan Ahdi Atik diliyle konuşmuştur. Bir başka eseri "Saşka Jegulyov" (1911) bitene kadar Volga bölgesinden Moskova’ya gelen bir derebeyi olmuştur. Yazınsal tavrı Andreyev’in simgeci tekniklerle yüklü temelde gerçekçi çizgide, kötümserci görüşe dayanan ve insanlık durumunu daha çok metafizik düzlemde çözmeye çalışan oyunları; kimi örnekleriyle pandomim ve müzikten yararlanışı ve grotesk bir anlatım kullanışıyla, deneysel tiyatro özellikleri de gösterir. Ama yazar olarak temel çizgisi doğaüstü, metafizik konulara rahatça yaklaşabilmesidir. Çağdaş yazarlar grubundan bu yönüyle ayrılarak kendi karakterinde bir Dram yazarı olmuştur. Kontes Wielhorska'yla evlenir. Bu evlilikten şair Daniel Andreyev doğar. Anti-bolşevik tavrından dolayı, Bolşevik entelektüellerin eleştirilerine maruz kalır. Hatta 1912’de yayımlanan Rus Fütürist Bildirisinde '“Sayısız Leonid Andreev'lerin yazdığı kitapların pis sümüklerine değen ellerinizi yıkayın.” İfadesi geçer. İlk oyunu 1905 devrimci ruhunu yansıtan "Yıldızlara Doğru"dur (К звёздам, 1905). Bunu, metafızik sorunlan alegorik ve simgesel bir anlatımla ele aldığı çağdaş deneysel oyunlar izler: İnsan yaşamını özetleyen (ve önce Meyerhold, sonra Stanislavski tarafindan sahnelenmiş olan) "İnsanın Hayatı" (Жизнь человека, 1907), aç kitlelerin gözü dönmüş başkaldırısını ele alan "Çar Açlık" (Царь Голод, 1908); yaşam ve deliliğin boyutların zorlayan bir monodram, Çornye maski (Kara Maskeler), felsefi soyutlamalar içeren ve Faustbenzeri bir temaya dayalı bir alegori olan Anatema. Andreyev, 1910’dan sonra aşırı simgeci deneyleri bırakarak, gerçekçiliğe dönmüşse de, karışık bir anlatımdan kurtulamamıştır. kendi öyküsünden aynı adla oyunlaştırdığı Mysl (Düşünce), bir Rus aydının son günlerini işleyen Profesör Storitsin, yarı özyaşamsal çizgiler taşıyan ve sirk soytarılığı yapmaya başlamış eski bir aydını anlatan Tot, kto poluçayet poşçeçniy (Tokadı Yiyen Soytarı). Andreyev’in oyunları Sovyet sahnelerinde hiç oynamamıştır. İlk kez 1992’de Yekaterine İvanovna adlı oyunu Moskova’da oynanmıştır. Yedi Asılmışların Hikayesi’ni 1908’de yazar. Yaşamının sonlarında, tiyatronun kurtuluşunu panpsişizmde görür. Ölümü 1919 Finlandiya Repino’da ölür. Savunduğu fikirlere karşı çıktığı halde O’nu en çok destekleyenlerden biri Gorki’dir. 2 ay sonra yapılan ölüm töreninde Gorki Leonid Andreyev’in anılarını okur. Anılar Rus biyografya sanatının en parlak örneklerinden biridir.
80 syf.
·
2 günde
Savaş, seni icat eden görmesin cennet!
“Aaah savaş, seni icat eden görmesin cennet. Aaah, savaş. Şu yeryüzünde canlı koymadı kırdı geçirdi. Gökteki kuşu, yerdeki börtü böceği, sudaki balığı…” (
Yaşar Kemal
) Gerçekten de öyle. Büyük usta Yaşar Kemal’in de dediği gibi savaş icat edildiğinden bu yana yeryüzünde yalnızca insanlar değil, tüm canlılar çok büyük zararlar gördü. Hayvanlardan bitki türlerine, akarsulara, denizlere, ormanlara, börtü böceğe, soluduğumuz havaya, yaşadığımız şehirlere kadar. İnsanlık tarihi boyunca savaşların yeryüzüne verdiği bu korkunç tahribatı, tek başına İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atılan atom bombasının etkilerinde bile görmek mümkün. Nitekim bir sabah vaktinde atılan bombaların etkisiyle yüz binlerce insan ölüyor, sakat kalıyor ve o güzelim kentler yerle bir oluyor. Bu bombalar, en büyük tahribatı ise insan bedenleri ve doğanın yanı sıra insanların ruhlarında yapıyor.   • • • İşte 19. yüzyıl Rus yazarlarından
Leonid Andreyev
de savaşın bu acımasız yüzünü “
Kızıl Kahkaha
” adlı eserinde Rus-Japon Savaşı (1904-1905)’nın* dehşeti içinde bacaklarını yitirmiş genç bir subay ile onun erkek kardeşinin hikâyesi üzerinden anlatıyor bizlere. Bu öyle bir hikâye ki daha kitabın başında bir anda savaşın ortasında buluyorsunuz kendinizi. Patlayan bomba ve mermilerin bir ekin gibi biçtiği kol ve bacaklar; askerlerin acı dolu çığlıkları; ani şok geçirip aklını yitirenler; korkuyla sağa sola kaçanlar ve patır patır ölenler gözünüzün önünde canlanıyor. Hem cephede hem de cephe gerisinde yaşanan acıları, gözyaşları, umutları, umutsuzlukları, özlemleri ve korkuları bütün yüreğinizde hissediyorsunuz. Savaşın ezdiği, insanlıktan çıkardığı ve yok ettiği askerlerin ve insanların hallerini gördükçe kalbiniz burkuluyor ve ruhunuz daralıyor. Yaşar Kemal’in “Ah savaş, seni icat eden görmesin cennet!” sözleri zihninizde yankılanıyor ve durmadan dudaklarınızdan dökülüyor. • • • Tüm bunların yanında savaşta iki bacağını kaybeden genç subayın evine döndükten sonra kendisi ve annesi, kızkardeşi ve erkek kardeşinin yaşadıkları insana daha da acı veriyor. Leonid Andreyev’in “Dünya çıldırdığında işte böyle gülmeye başlar” dediği “Kızıl Kahkaha” kulaklarınızda yankılanıyor. Savaşın yol açtığı bu akıl almaz yıkımı, altüst ettiği hayatları ve insanlıktan çıkıp deliliğe sığınanların trajik hikâyesini okurken, yine Yaşar Kemal’in “Savaştan geriye kalmış her insan sakattır, yarı ölüdür. Savaşmış her kişi savaştan önceki kişi değildir. Yıpranmış, sakatlanmış bir kişidir” sözlerinin ne anlama geldiğini daha iyi kavrıyorsunuz. • • • Elbette kitabın bu etkileyici özelliklerinin yanında eleştirilmesi gereken bazı yönleri de var. Andreyev, savaşın insanların ruhlarında bıraktığı bu acımasız ve korkunç etkiyi anlatırken cephede yaşananları genç subayın, cephe gerisinde yaşananları ise erkek kardeşinin dilinden aktarıyor. O nedenle kitabı okurken iki farklı bölüm okuyormuş hissine kapılıyorsunuz. Ayrıca olay ve mekân tasvirlerinden daha çok insanların “korku ile delilik” arasında yaşadığı duygularının anlatıldığı bu kitap, roman ya da hikâyeden ziyade bir günlük havasında kaleme alınmış. Tam bir kurgusu olmadığı için de kitap, düz bir çizgi şeklinde ilerlemiyor. Bu yüzden olsa gerek kitabın parçalarını ard arda okurken, bölümler arasında bir kopukluk olduğu hissi yaşıyorsunuz. Ancak kitabın sonuna geldiğinizde bu parçalar bir araya gelerek zihninizde bir anlam kazanıyor. Ama her ne olursa olsun “Kızıl Kahka”yı okurken savaşın acımasızlığına, insanların ruhlarında ve bedenlerinde bıraktığı tahribata, toplumun yaşadığı psikolojiye bütün boyutlarıyla şahit oluyorsunuz. Bu itibarla, “
Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok
”** adlı eserde olduğu gibi savaş gerçeği ve psikolojisini en iyi yansıtan kitaplardan biri olan bu kısa eseri, ilgi duyan tüm okurlara tavsiye ederim. Sınırlarımızın hemen ötesinde bir savaşın ve insanlık dramının yaşandığı şu günlerde M. Kemal Atatürk’ün sözleriyle, “Bir milletin bağımsızlığı tehlikede olmadıkça savaş bir insanlık suçudur” deyip incelememi sonlandırırken... Tüm kitap dostlarına keyifli okumalar dilerim! ………………………………………………................................ *1904-1905 yılları arasında Rusya ve Japonya arasında geçen savaş için bknz. tr.m.wikipedia.org/wiki/Rus-Japon_Sava.... **Kitabın incelemesi için bknz. #158662753.
Kızıl Kahkaha
8.1/10 · 2.980 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
88 syf.
Yarı Kurgu Yarı Gerçek Bir Hikaye; İhanetin Öyküsü
Yahuda İskariot; İsa'yı ele vererek ölümüne sebep olan kişi, çirkin havari, sadık öğrenci, sevgi ve öfke bileşiminin vücut bulmuş hali... Zavallı hain Yahuda!.. Hz. İsa, Hristiyanların peygamberi, İncil kitabının elçisi, İsrailoğullarına gönderilen son peygamberdir ve bir öğreticidir, öğretmendir. Yahuda ise onun, çirkinliği ısrarla vurgulanan, biraz yalancı fakat oldukça özverili, eğlenceli, sıradanlığa muhtaç öğrencisidir. Bir havaridir. Havariyi bilmeyenler için tanımlayalım hemen; 1. Hristiyanlıkta, Hazreti İsa’nın, İncil’i, inancını ve öğütlerini yaymakla görevlendirdiği on iki yardımcısından her birine verilen ad. 2. Bir öndere bağlı ve onun öğretisini yayan kimse. Yahuda, diğer havariler tarafından sevilmeyen, dışlanan, Hz. İsa'yı hak etmediği düşünülen aykırı bir öğrencidir. İsa bile, bir peygamberden beklenen barışçıl, adaletli, bütünleştirici tutumuna aykırı davranarak ona, diğer öğrencilerine davrandığı gibi, yakın ve sıcak davranmaz. Yahuda, İsa'ya hem çok yakın hem de çok uzak olan tek havaridir. Onun seçimi, tercihi ya da 'suç'u olmayan çirkinliği yüzünden gerekli sevgi, ilgi, şefkat ve yakınlığı göremeyen; ağzıyla kuş tutsa takdir görmeyen; İsa'nın ağzından çıkacak sıcak bir sözcüğe, samimi bir bakışa ya da tatlı bir tebessüme muhtaç Yahuda'nın süreğen mutsuzluğu zamanla öfkeye dönüşür. Fark edilmenin ve ilgi görmenin yolunu başka şekillerde aramaya başlar kızgın Yahuda. Tıpkı, ailesinden tüm iyi huylarına rağmen ilgi görmeyen, fakat ne zaman ağlamaya başlasa kucağa alındığını, kafasının okşandığını, kendisiyle konuşulduğunu fark eden çocuğun, ilgi görmek istediği zamanlarda bir bahane bularak ağlaması gibi... Oldukça komik bir para karşılığında düşmanlarına satar İsa'yı Yahuda. Fakat hiçbir zaman ölümünü istemez içten içe. İhanet ettiğini zımni de olsa itiraf eder diğerlerine ve İsa'ya. Onları defalarca uyarır hazırlıklı olmaları konusunda. Hatta silah bile çalar onlara, İsa'yı korumaları için. Fakat engel olamaz kendi başlattığı ölüme... Hangimiz en iyi öğrenciyiz, hangimiz İsa'yı en çok seviyoruz diye birbirini yiyen öğrencilerden hiçbiri bir şey yapmaz korkunç ölümle baş başa bırakılan İsa için. Hiçbiri ölüme engel olmaya çalışmaz ve hatta öğretmenleri öldüğü için yeterince duygulanmazlar bile. Ölümün ertesi günü dönerler dünyevi zevklerine. Önce İsa'ya ihanet ederek ölümüne sebep olan, sonra da İsa'yı satmak üzere anlaştığı askerlere ihanet ederek ölüme engel olmaya çalışan, aldığı paraları askerlerin yüzlerine fırlatan Yahuda, artık herkes için bir hain olmuştur ve artık ait olduğu hiçbir yer kalmamıştır. Hayatta en değer verdiği insanın ölümüne, acılar içinde ölümüne tanık ve sebep olan Yahuda'ya, yaşamak ağır gelmiş ve şefkatli bir karşılamanın arzu ve özlemiyle İsa'nın peşinden gitmiş, intihar etmiştir. Öğretmenlerinin ölümünü engellemeye çalışmayan havariler değil, İsa peygamberin kolları ve bacaklarından tahtaya mıhlanmasını ve göğe yükseltilmesini ilgiyle izleyen halk değil, İsa'nın öğretilerini anlamayarak yüzyıllardır haçı kutsal kabul ederek öpen insanlar değil Yahuda mı haindir bu hikayede sadece? Biraz düşünün isterim. Son zamanlarda okuduğum kitaplardan en etkilendiğim bu olsa gerek. Bir süre etkisinde kalmak istiyorum, tadı damağımdan silinmesin bir süre. Sizlere de mutlaka tavsiye ediyorum okumanızı. Okur kalın.
Yahuda İskariot
7.6/10 · 1.032 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
88 syf.
Yaptım ama hele bir sor bakim niye yaptım? Adı ihanetle özleşen Yahuda İskariot'un İsa' ya olan sevgisinin ihanete dönüşmesini anlatıyor. İsa'nın öldürülürken sadece kendisinin yanında olacağını ispatlamak ister. Kaçınılmaz son geldiğinde diğer öğrenciler yanında değilken, gerçeğin anlaşılması için sadece Yahuda bekliyor.Bu durumda onu yakalatıp ihanet eden Yahuda mı, yoksa sessizce saklanan diğer öğrenciler mi? Okurken çok keyif aldığımı söyleyemem açıkçası. Sıkıldığım yerler de oldu ama yarıda bırakma huyum olmadığı için okumuş bulundum. Aç karnına okumuştum belki o yüzden sevemedim bilemiyorum. Elinizde varsa okuyun bir şey kaybetmezsiniz. Çok merak uyandıran bir kitap olmadı benim için. "...Ve herkese karşı hassas ve harikulade bir çiçek, hoş kokulu bir Lübnan gülüyken Yahuda'ya sadece sivri dikenlerini bırakıyordu." (15)
Yahuda İskariot
7.6/10 · 1.032 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.