! Spoiler içerebilir !
Siz sevdiği kitapları tekrardan okuyanlardan mısınız bilmiyorum ama ben değilim. Ne kadar sevsem de elim bir okuduğuma bir daha kolay kolay gitmiyor benim. Biraz herhangi bir yerde kıpırdayamaz hale gelecek şekilde kök salmamak için biraz da daha okumamış olduğum kitaplardan yayılan bilinmezliğin, farklı bir düşüncenin, cümlenin, karakterin cazibesinden sanıyorum. Başka nedenleri de olabilir. Yalnız birkaç seferdir okuduğum kitapları daha bitirmeden tekrar okumanın hayalini kurarken buluyorum kendimi. Kitaba daha onu bitirip bir kenara atmadan tekrar çekiliyorum. Feniçka da bu duyguyu iliklerime kadar hissettiğim bir kitaptı bir süredir. Çok kısa bir zaman önce okumama rağmen tekrar elime aldım onu.
İlk okumamda çok etkilenmiştim. Sürekli bir sonraki sayfanın heyecanı içinde bazı yerleri çok da anlamasam da geçmişim. Bunu çok net fark ettim. Tekrar okuduğumda mekanlar diğer kişiler vs. ye dair şeylere çok daha dikkat etme fırsatım oldu.
Salomenin hayatını çok daha iyi bilerek okuyunca içinde kendi hayatına dair daha çok şey gördüm. 8. Sf'da hem yazarına hem karakterine ait ortak özellikler göze çarpıyordu:
•Moskovada doğmuştu. (St. Petersburgda doğdu)
•Eski bir askeri doktor olan babasıyla (Salomeninki de rus general) birlikte daha küçük yaşlarda İsviçreye gitmiş, burda üniversite öğrenimine başlamıştı.
•Babasının ölümünden sonra (17 yaşında kaybetmiş Salome de babasını) bir yığın çaba gerektiren uğraşlarl, ders vererek, her türden çeviriler yaparak azimle eğitimini sürdürmüştü.
•Anlaşılan Zürihte (Salomenin okuduğu yer) arkadaş olduğu pek çok erkekle birlikte okuyordu.
Bunlar yakalaması kolay benzerliklerdi ama dediğim gibi ben kitap boyunca bunları gördüm. Eğer Salomeyi Nietzsche'nin evlilik teklifini reddeden kadın olarak tanıyorsanız onun da aslında nedenini bu kitapta bence görebiliyorsunuz.
Sf. 45'te Max'ın Fenyayı otelden çıkarken gördüğü bir sahne var. Kimse tarafından görülmek istemeyeceği bir anda görülmesinin getirdiği bir takım yoğun hislerle artık Fenya aşık olduğu bir adam olduğunu Max'e itiraf ediyor. Aralarındaki konuşmada Max bu adamın nasıl biri olduğunu anlamaya çalışırken üniversitede tanıştığı erkeklerden biri olduğunu sanıp Rus değil herhalde diyor. Bunu demesinin nedeni çok genç yaştan beri orada onlarla birlikte okuyup onlarla yakın olmuş olması. İşte bu noktada Fenya buna şöyle bir cevap veriyor:
•"Evet, tanıştım, birlikte okudum!" diye onun sözünü kesti Fenya. "Ve o zamanlar ben de şöyle düşünüyordum: İnsan bu kadar çok şeyi paylaşıyorsa aşk da böyle dostane bir yakınlığın en üst düzeyde devamından başka bir şey değil herhalde."
•"Fakat onlardan hiçbirine âşık olmadınız, öyle mi?"
•Fenya başını salladı. "Hayır. Hiçbir zaman. Bu yüzden uzaklaşıp giden bazıları için üzülüyorum. Fakat bu neyi değiştirir ki? Dostluğun içimde aşka kadar yükselmesini bekledim. Ara sıra yükseldiği de oldu, giderek daha yukarılara doğru, fakat aşka ulaşmadı, yükseldikçe inceldi, sivrildi ve her
defasında günün birinde ucundan
kırılıverdi."
Aşkın, dostluğun ne olduğuna, nerede başladığına ve bittiğine dair düşündüren bir nokta.
Kitabı ilk okuduğumda Max'la beraber ben de Fenya'dan etkileniyordum ve okuma deneyimimin büyük bir kısmını o hissin ucundan tutarak geçirmiştim. Tekrar okuduğumda ise bambaşka bir yerde buldum kendimi. Daha analitik bir çervevede deneyimledim kitabı. Ne ilk okuduğumdaki gibi Fenya'dan etkilendim ne de Max'la sürekli duygusal bir yakınlık kurdum.
İki türlü de kitap çok güzeldi. Ama bu şekilde iki farklı şekilde kitabı okumuş olmak bir başkasının aynı kitabı ne kadar farklı deneyimleyebileceğine dair hiçbir fikrimin olmadığını öğretti. İlk okuduğumda sorsanız biraz zorlayan tarafları var üslubun derdim. İkinci okuduğumda kendime hiç katılmadım her şey çok açık ve net gibi geldi.
60. Sf'da Maxın düşündüğüne geldim:
•Kendisinin Irmgard için başından beri, şu an bir erkeğin Fenya için taşıyabileceği anlamdan cok daha fazlasını ifade etme talihine sahip olduğunu düşündü.
Bunun öncesinde Fenya aşk ve evliliğin ayrı tutulabileceğini aşık olduğu halde evlenmek istediğinden emin olmadığını söylüyor. Max böyle bir şeyle hiç karşılaşmadığını hem erkeklerde olsa dahi kadınlarla erkeklerin çok farklı hissettiğini kadınların daha duyarlı daha derin olduğunu söylüyor.
•"Aslında siz kadınlar süreklilik ve tam bir aidiyet istiyorsunuz, inan bana; bunları beni seven kadından biliyorum, Fenya."
Fenya onu daha önce hiç düşünmediği biçimlerde onu düşünmeye zorluyor, sürekli. Ve Max'ın üzerinde bunun garip bir etkisi oluyor. Her geçen gün kendini ona biraz daha aşık hissetmesi ve onun pek çok açıdan tekinsiz sevgisi; sevgilisi Irmgard'a daha sıkı sıkıya tutunma arzusunu güçlendiriyordu.
Irmgard Fenyanın düştüğü derin düşünce kuyularına asla düşmeyecekti, ve onu seviyordu.
Fakat burada çarpıcı olan şey sevgilisinin onu o denli sevmesi nasıl onu toparlıyor ona iyi geliyorsa (kendisi sevgilisini o denli çok sevmese de) bir kadının (Fenya) da aynı şekilde onun hissettiği gibi bir toparlanma dinlenme duygusunu bir adamda bulabileceğiydi. (O adamı türlü fedakarlıklar yapacak, onun için yaşayacak kadar sevmese de.) Ki bu da kadınların doğası ve erkeklerin doğası dediği şeyle baştan çelişiyor.
Bence sapasağlam bir kitap. Bu son meseleyi kadın erkek doğasından çıkarıp bakarsak hiçbir şeyin anlamı birisi için olduğu şekliyle, etkisiyle bir başkası için değildir. (Ortada kişilerden bağımsız nesnel bir anlam olsa dahi kişiler devreye girdiğinde hiçbir önemi kalmıyor bunun.) Kimileri için Feniçkayken kimileri için Irmgard olacaksın esasında kim olursan ol.
Ne açıdan baktığına göre gördüğünün değişmeye çok müsait olduğu bir kitap Feniçka.
İyi okumalar,