▪︎Yazarın okuduğum ilk eseriydi ve son eseri olmayacak. Yazarla tanıştığım için çok mutlu olduuum. Kendinden izler taşıyan bir kitap yazmış. Diğer kitaplarını da en kısa zamanda okumayı umut
Söylesene, sizlerden biri bunu ister miydi acaba? Bütün gençliğini özgür ve bağımsız olmaya adamış genç bir insan, tam amacına varmak üzereyken, eşikte dururken, hayata sadece bu yüzden değer verirken; meslek aşkına, sorumluluk aşkına, bağımsızlık aşkına yaşarken? Hayır! Bunu kesinlikle bir yaşam amacı olarak hayal edemiyorum; bir yuva, aile, ev kadınlığı, çocuklar, bu bana çok yabancı, çok, çok!” (s. 57). Özgürlüğü ve idealleri ugruna bir cok kez birçok seyden vazgeçmiş ,mukemmel bir kalemle anlatılmiş, kadinlarin mücadelesinin özeti niteliğinde...
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Bir modern klâsik aşığı olarak kütüphanede görür görmez aldım ama çok da severek okuyamadım. Araya başka kitaplar da almanın etkisiyle elimde süründü de süründü. Oturup bir seferde okunsa belki daha çok keyif alabilirdim. Hikâye Feniçka (Fenya) ve Max Werner ilişkisi etrafında dönüyor. Aksiyon okuyucusu olduğumdan bana tat vermedi. Yine de kadın erkek ilişkileri, sosyal yasam vb konularda okunabilir. Kitapta hiç ara bölüm olmaması da benim için bir dezavantaj, başlıyorsun bitirene kadar hiç es yok, sevimsiz geliyor.
Lou Andreas Salomé. Bazılarına göre erkekleri perişan eden o kadın. Ben Salomé'nin aşk hayatından bağımsız değerlendirilmesini ve hakkında iki üç laf edilmesini daha doğru buluyorum. Bu ismi kime sorsam, en eğitimli kişi bile, salt bu konudan bahsediyor. Aynı kaderi Leylâ ERBİL, Tomris UYAR ve Elsa TRİOLET de yaşamadı mı? Bu kadınların kaç eseri okundu? Hakkında bu konuşmaları yapanların büyük bir kısmının onların bir kitabını bile okumadığı aşikâr değil mi? Edebiyat salt aşk dedikodularından ibaret mi?
Feniçka, Lou Andreas-Salomé'nin bağımsızlık ve özgürlükçü bir kadını sunduğu bir eser. İçinde bulunduğu toplumun katı ahlak kurallarına uymak zorunda olmayı eleştiren bir kadın Feniçka. Bitirme çalışmasını feminizm üzerine yapmış biri olarak eserin feminist bakış açısını tam olarak sunduğunu söyleyemesem de feminist kuram açıdan bazı pasajların önem teşkil ettiğini söyleyebilirim. Eser, yazarın kendi deneyimine dayanır. Sonunu güzel bağladığını düşünmüyorum fakat okunabilir, tavsiye ederim.
FeniçkaLou Andreas-Salomé · İş Bankası Kültür Yayınları · 20219,5bin okunma
Lou Andreas-Salome’nin Feniçka’nın Fenya’sında yarattığı kadın karakter feminist kadındır. Kurallara, kısıtlamalara, ahlak dayatmalarına karşı duran, idealleri söz konusu olduğunda aşklarından vazgeçebilen güçlü kadınlar. Ancak bu sıradan bir feminist yaklaşım değildir. Çünkü bu mücadelede güçlü kadınlar kadar onların yanında olan ve onların bu mücadelesini destekleyen güçlü erkek karakterleri de yaratmıştır. Aslında özlemi duyulan toplum kurallarının kadın ve erkek için eşit uygulandığı bir dünyadır. Max Werner’in de Fenya ile deneyimlediği tam da budur. Kadınlar ile ilgili kalıplarını yıkar ve kadını insan olarak görmeyi öğrenir.
Çok akıcı olmasa da sonunun nereye varacağını merak ederek okudum. Feniçka karakteri üzerinden kadının eğitimini, özgürlüğünü, erkeklerle ilişkisini, aşk hayatını sorgulayan bir
kitaptı. Feminizm temalı olduğunu belirtmeye bilmem gerek var mı?
Kadın erkek ilişkilerinde herkes gibi göreceli bir yaklaşım içeriği var. Konuyu felsefeye uyarlanmış hali gibi. Ben sevdim okunası bir eser keyifle okuyun
Geleneksel cinsiyetler arası ilişkileri pek umursamayan, İsviçre’de doktorasını yapmış Moskovalı bir kadın olan Feniçka'nın bir erkek psikoloğun gözünden anlatılan hikayesini okurken, kadınları her zaman belli şablonlar içinde; ya erkek avcıları ya da salt zihinsel kapasiteleriyle öne çıkan cinsiyetsiz varlıklar olarak değerlendirmekten vazgeçip, insan olarak görmeyi öğrenmeye çalışacağız, tabi hala bunu başaramadıysak....
Herkese keyifli okumalar dilerim....
FeniçkaLou Andreas-Salomé · İş Bankası Kültür Yayınları · 20219,5bin okunma
Evet, sert bir girişle başlamak istiyorum.
Salome hep aynı şekilde tanıtılıyor, bilmiyorum, fark ettiniz mi? Nietzsche’nin evlenme teklifi ettiği kadın... Yahu bu kadının bir tek meziyeti bu adamı kendine aşık etmesi midir? Salome’nin böyle bir adamı kendine aşık etmesi, ruhundaki derinliğin elbette bir tesiri olsa gerek. Fakat ben bu kadın için böyle tali bir tanımlama yapılmasının haksızlık olduğunu düşünüyorum. Ne duyar kasmışsın dediğinizi duyar gibiyim, o yüzden kasmaya devam ediyorum aynı hızla!
Geçmişten beri özgür kadınlara pek yer yok dünyamızda. “Hanım hanımcık, çıtıpıtı, narin...” Bunlar hep bir kadında aranan sıfatlar. Hayır, bir erkek ne kadar kibar olmak zorundaysa, bir kadın olarak biz de o kadar kibar olmak zorundayız. Bizim ekstra bir nezaket göstermek, girdiğimiz her ortamda bir leydi edasıyla süzülmek gibi vazifelerimiz yok. Ayakları yere sağlam basan bir kadın olmak, bir prenses olmaktan inanın daha güzel!
Dünyadaki pek çok kötülük, bastırılmış isteklerden kaynaklanıyor. Ne kadar yasak varsa o kadar kirleniyor insanın zihni. Ne yapmak ve ne yaşamak istediğinden utanç duymak korkunç bir şey. Bir kadın için bu yasaklar çok daha büyük takdir edersiniz ki. En kötüsü de bir kadının saklanmak zorunda kalması. Saklanmak, pek çok şeyden. Toplumdan, aileden, yaşamak istediklerimizden, kendimizden, duyduğumuz hazlardan... Kitabın özü bu saklanma ihtiyacı ve saklanmayı reddediş üzerine kurulu bana göre. Ben anlatmayacağım, Feniçka anlatsın sizlere.
Özgür ruhlu tüm kadınlar ve(varsa) feminist erkekler; buradan hepinize selam ve sevgiler!
FeniçkaLou Andreas-Salomé · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20169,5bin okunma
Yazarın okuduğum ilk kitabı, yazım dili akıcı ve rahat okunuyor. Yazar karşımıza Fenya karakteriyle çıkıyor, Fenya iyi eğitim almış özgürlüğüne düşkün bir karakter. Kitap feminist olarak nitelendirilse de yazar kadın hak ve özgürlüklerinin, aşklarının yada erkeklerle kurduğu dostlukların feminizimle ilgisi olmadığını düşündürüyor, belki de feminizm nedir diye sormalıyız. Kitapta dikkat çeken husus karakterin evlenmemek için sevgisisinden ayrılması ki dönemi düşünürsek çok dikkat çekici bir karar ve kadın erkek dostluğu. Bu kadın erkek dostluğu üzerine o kadar çok tartışıldı ve ön yargılar ortaya konuldu ki insanlar artık dostluktan çekinmeye başladı. Ben hala böyle dostlukların olabileceğine inanıyorum. Lafın kısası ilginç bir hikaye meraklıları tarafından sevilebilir.
Kitapla dolu bir hayat dilerim.
Lou Andreas-Salomé, asıl adı Louise von Salomé olan, ara sıra Henri Lou takma adını da kullanan, gençlik yıllarında ise Lolja von Salomé olarak anılan, Rus-Alman bir aileden gelen, çok seyahat etmiş bir yazar, öykücü, denemeci ve psikanalistti. Din, felsefe ve kültürel çalışmalar alanlarındaki edebî çalışmalarıyla ün kazanmıştır.
Lou Andreas Salome 15 roman ve birçok felsefi, psikolojik çalışmaya imza atmıştır.
Andreas Salomé'nin adı Nietzsche, Rilke, Tolstoy, Paul Rée, Freud gibi alanlarında ünlü isimlerle aşk dedikodularına karışmıştır.
Babası bir Rus generali olmasına rağmen başına buyruk büyümeyi tercih etti. Zürih'te teoloji, felsefe ve sanat okudu. Annesi tarafından Roma'ya gönderildi. Burada annesinin arkadaşı Malwida von Meysenburg ile tanıştı. Malwida'nın evinde kalmaya başladı. Malwida'nın arkadaşı olan Paul Rée ile tanıştı ve onu kendine aşık etti. Fakat Paul'un evlilik teklifini kabul etmedi. 1882 yılının Mayıs ayında tanıştığı Nietzsche'nin aklını başından aldı. Nietszche'ye acılar çektiren ve çok da ilham veren bu tek taraflı aşk hikâyesi, Irvin D. Yalom'un Nietzsche Ağladığında ve Lance Olsen'in Nietzsche'nin Öpücükleri başlıklı romanlarına konu oldu. Nietszche'nin kadınlardan nefret etmesinin sebebi olarak gösterilir. Daha sonra Rilke ile tanıştı. Rilke'yle flört dönemindeyken ansızın Friedrich Carl Andreas'ın evlilik teklifini kabul etti. Ama Rilke ile gizli aşk yaşamaya devam etti. Rilke'nin Tolstoy ile tanışmasına vesile oldu. Bir yandan da Freud ile ilişki yaşamaya başladı.