Bazı kitaplar okunduktan sonra bütün ayrıntılarıyla hatırlanmaz; fakat geride bıraktıkları duygu uzun süre zihinde yaşamaya devam eder. Elif Şafak’ın İskender romanı da benim için böyle bir eser oldu. Geçtiğimiz günlerde Elif Şafak’ın hangi kitabını okusam diye düşünürken, İskender’i yıllar önce okuduğumu hatırladım. İlginç olan, olay örgüsünün tüm ayrıntılarını unutmuş olmama rağmen kitabın bende bıraktığı olumlu hissin hâlâ canlı olmasıydı. Bu durum, romanın üzerimde güçlü ve güzel bir etki bıraktığının en somut göstergesi sayılabilir.
İskender, yalnızca bir aile hikâyesi anlatmıyor; göç, aidiyet, gelenek, kimlik ve toplumsal baskılar gibi birçok önemli meseleyi de okuyucunun önüne seriyor. Elif Şafak, farklı kültürler arasında sıkışıp kalan bireylerin yaşadığı çatışmaları başarıyla işlerken, karakterlerinin iç dünyalarını da etkileyici bir şekilde yansıtıyor. Özellikle aile bağları ve bu bağların bireyler üzerindeki etkisi, romanın en dikkat çekici yönlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Bu kitabı bir tavsiye üzerine okumuştum. İyi ki de okumuşum; çünkü aynı zamanda Elif Şafak ile tanışma kitabım oldu. Bir yazarla ilk karşılaşma her zaman önemlidir. Okuyucunun yazara dair ilk izlenimi, sonraki eserlerine yönelmesinde belirleyici olabilir. Benim için de öyle oldu. İskender, Elif Şafak’ın anlatım gücünü ve karakter oluşturmadaki başarısını görmemi sağlayan ilk eserdi.
Aradan zaman geçmiş olsa da romanın temel konusunu ve bende uyandırdığı duyguları hatırlıyor olmam, kitabın kalıcı bir iz bıraktığını gösteriyor. Okuduğum dönemde olduğu gibi bugün de, aile ilişkilerini, kültürel çatışmaları ve insan ruhunun karmaşıklığını konu alan romanları sevenlere İskender’i tavsiye edebilirim. Çünkü bazı kitaplar yalnızca okunup bitirilmez; hafızanın derinliklerinde sessizce yaşamaya devam eder. Elif Şafakİskender