Gianrico Carofiglio’nun "Sabahın Üçü"romanı,
baba-oğul ilişkisini sessiz,sade ama derinden işleyen çok özel bir metin.
Roman,epilepsi tedavisi gören genç Antonio’nun,iyileştiğini anlamak için 48 saat boyunca uyanık kalması gereken iki gün iki geceyi anlatır.Fakat bu uykusuzluk süreci sadece tıbbi bir bekleyiş değil; yıllardır birbirine mesafeli duran bir baba ile oğlun birbirini yeniden tanıma yolculuğuna dönüşür.
Marsilya sokaklarında geçen sohbetler;müzikten aşka,felsefeden matematiğe kadar uzanırken aslında en temel meseleye dokunur:İnsan bazen en yakınına bile ne kadar uzak kaldığını çok geç fark eder.
Kitabın en güzel tarafı,büyük cümlelerle değil,küçük anlarla insanın içine işlemesidir.Baba ve oğul arasında dramatik patlamalar yoktur;daha çok suskunlukların arasından gelen bir yakınlaşma,geç kalmış bir anlama çabası vardır.
“Kimi zaman vazgeçilmez olduğunu zannedersin… ama sonra vazgeçilmez olmadığını fark edersin” düşüncesi, romanın en çarpıcı yerlerinden biridir. Çünkü insanın olgunlaşması biraz da kendi önemini abartmadan, hayatın bizsiz de akabileceğini kabul edebilmesidir.
"Sabahın Üçü", bir hastalık hikâyesinden çok;zamanı, babalığı,gençliği, kırılganlığı ve insanın kendi hayatındaki yerini sorgulatan dingin ve dokunaklı bir roman.
“Vazgeçilmez olmamak hiç de fena bir şey değil.”
Bazen insan bunu fark ettiğinde küçülmez;aksine özgürleşir.Hayatın bütün yükünü kendi omuzlarında sanmaktan vazgeçmek,insana hem huzur hem de tevazu kazandırır.
Çok sade ama çok derin bir cümle değil midir?