·104 syf.····Okunma: 20 Haziran 2026 18:06 Ana karakterimiz Jean-Baptiste Clamence hayatla tam uyum içinde yaşayan, enerjisi yüksek, insanlarla ilişkileri son derece iyi bir avukat. İnsanlara yardım etmeyi seven ve bununla gurur duyan biri. Hayattaki her şeye karşı duyduğu sevginin ötesinde en çok kendisini seven kendisine aşık bir adam. Ama yaşadığı bir olayda birine yardım etme ihtimali varken bundan kaçması ve o olayı da kimseyle paylaşmamasının Clamence in hayatında bir kırılma noktası olduğunu görüyoruz. Sonrasında yaşamla uyumunu kaybeden artık eski halinden keyif alamayan huzur bulamayan bir adama dönüşüyor. Yaşadığı şehri ve mesleğini bırakıyor. Ve kendini tövbekar yargıç ilan ediyor. Artık hem eski halini hem de tüm insanları eleştiren insanın ikiyüzlülüğünü itiraflarıyla gün yüzüne çıkaran bir adam. Ama bu itiraflarında bile sahici bir pişmanlık ve kendini suçlama var mı emin değilim. Asıl amacı kitapta da dediği gibi kendini yargılamadan başkasını yargılamak mümkün olmadığı için önce kendini suçlayarak aslında bütün insanlığı suçlamak ve tek suçlunun kendi olmadığını herkese göstermek istiyor. Bu itiraflarının sonunda kendi ikiyüzlülüğünün kendisinin de farkında olduğunu görüyoruz. Bundan da utanmıyor. Bulduğu çözümden gurur duyuyor.
Kitap baştan sona monolog şeklinde ilerliyor. Clamence barda tanıştığı bir adama itiraflarda bulunuyor gibi anlatılıyor ama o adamın adı hiç geçmiyor gerçekten öyle biri var mı yoksa Clamence in alter egosu mu bilmiyoruz.
Kitabı inanılmaz başarılı buldum ve sevdim. Elimden geldiğince kitapla alakalı detay vermemeye çalıştım ama ben de düşündürdüklerini kısaca toparlamaya çalışmak istedim. 100 sayfalık bir metnin bu kadar dahiyane yazılabileceğini düşünmemiştim.. Kitabın arka kapağında yer verilen Jean-Paul Sartrenin “Düşüş, Camus’nün muhtemelen en güzel ve en az anlaşılan romanıdır.” sözü bence kitabı yansıtıyor. Bu kitabı okuma keyfini herkese tavsiye ederim.