·224 syf.····Okunma: 19 Haziran 2026 17:22 Yıl 1826
İstanbul 2.Mahmut dönemi
30 yıldır zindanların şeyhi kabul edilen hapisteki usta bir hırsız ekibini toplayıp Kaşıkçı Elmasını çalmak için plan yapar. Güvene dayalı bu planda isimler yerine birbirlerine hayvan isimleri ile seslenirler. Planı kuran aslan, eski arkadaşları bukalemun ve tuti ile aralarına yeni katılan ceylan ve porsuk. İşi veren ve kimsenin bilmediği tilki , porsuğun aşkı sarayda hizmetçi tavşan.
2. Mahmut dönemi Yeniçeri ocağının kaldırılması, batıda Yunan isyanları, Mısır'da Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı sorunları, halkın değişime reformlara verdiği tepkiler, asayiş ve düzenin isyanlar ile karmaşa içinde olduğu bir zaman.
Tüm bu kargaşa devrinde aslında dürüst ama hırsız, güven ve kuşku arasında, plan plan içinde, sırlar ve gizli intikam planları arasında geçen bir hikaye.
Kitabın ortasından sonra hızlanıp akıp gidiyor.
Kullandigi kelimeler, dönemin hayatına dair, geleneklerine dair anlatılarıyla zaman yolculuğuna çıkarıyor yazar. Ayrıca tarihi bilgilerimi de şöyle bir tekrar edeyim demeden geçemiyor insan.
Kitabi okurken araştırdığım bilgiler
Kaşıkçı Elması, 86 karatlık büyüklüğü, armudi kesimi ve etrafını çevreleyen çift sıra 49 adet pırlantasıyla Osmanlı'nın en değerli hazinelerinden biridir. Günümüzde İstanbul'daki Topkapı Sarayı Müzesi'nde sergilenen bu eşsiz taşın kökeni ve saraya nasıl geldiği hakkındaki rivayetler şunlardır:
1. Eğrikapı Çöplüğü Rivayeti (Halk Efsanesi)
Tarihçi Reşad Ekrem Koçu'nun da aktardığı en yaygın hikayeye göre; 1699 yılında İstanbul'da bir kâğıt toplayıcısı, Eğrikapı çöplüğünde parlak, yuvarlak bir taş bulur. Değerini bilmeyen bu kişi, taşı bir sokak satıcısına sadece 3 tahta kaşık karşılığında verir.
Satıcı taşı bir kuyumcuya gösterir. Kuyumcu taşın çok değerli bir elmas olduğunu anlar ama kimseye belli etmez, diğer kuyumcu arkadaşlarıyla paylaşır.
Aralarında kavga çıkınca durum saraya kadar ulaşır. Sadrazam elması bu kişilerden satın alarak devlet hazinesine kazandırır. Taşın adını, onu bulan kağıt toplayıcısının mesleğinden aldığı söylenir.
2. Tepedelenli Ali Paşa Rivayeti (Tarihi Kayıtlar)
Tarihsel kayıtlara ve araştırmalara dayanan bir diğer ihtimal ise elmasın Osmanlı'ya gelişinin Fransız bir subay ve Tepedelenli Ali Paşa üzerinden olduğudur.
1774 yılında bir Fransız subayının taşı Hindistan’dan Fransa’ya kaçırdığı ve bir dönem Napolyon’un annesinin eline geçtiği iddia edilir.
Bir süre sonra Fransa'da satışa çıkarılan bu elmas, Osmanlı'nın Yanya Valisi Tepedelenli Ali Paşa tarafından satın alınarak Osmanlı topraklarına getirilir.
Padişah II. Mahmud döneminde, Tepedelenli Ali Paşa'nın devlete isyan edip idam edilmesi üzerine, elmas diğer mallarıyla birlikte saray hazinesine el konulmuştur.
Sultan II. Mahmud, 1808-1839 yılları arasında hüküm sürmüş ve Osmanlı İmparatorluğu'na modern bir çehre kazandırmıştır. Merkezi otoriteyi güçlendiren Alemdar Mustafa Paşa sayesinde tahta çıkan padişah, "Vaka-i Hayriye" ile Yeniçeri Ocağı'nı kaldırarak Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusunu kurmuştur.II. Mahmud, gerçekleştirdiği köklü dönüşümlerden dolayı "İmparatorluğun Büyük Reformcusu" olarak anılır.
Müderris ; Arapça kökenli bir kelime olup "ders veren, öğreten kişi" anlamına gelir. Tarihte, medreselerde veya yükseköğretim kurumlarında ders okutan icazetli (diplomalı) âlimlere verilen unvandır. Günümüzdeki profesörlük unvanının Osmanlı ve Selçuklu dönemlerindeki tam karşılığıdır.
Mücellit; basılı veya yazılı formdaki dağınık sayfaları (kitap, dergi, defter vb.) bir araya getirerek diken, kapaklayan ve estetik bir şekilde ciltleyen ciltçi veya cilt ustası anlamına gelir. Ayrıca bu mesleğin icra edildiği, onarım ve ciltleme işlemlerinin yapıldığı matbaa veya atölyelere de mücellithane adı verilir
Tuti, kelime kökeni Farsça olan ve "papağan" anlamına gelen bir kelimedir. Tarihsel ve edebi kaynaklarda aynı zamanda "dudu" veya "dudu kuşu" olarak da bilinir.
Klasik Türk edebiyatında ve günlük dilde aşağıdaki anlamlarda da kullanılır:
Geveze veya Tatlı Dilli Kişi: Çok ve güzel konuşan, tatlı dilli kişiler için bir benzetme olarak kullanılır.
Kulaktan Dolma Konuşan: İşittiği sesleri ve kelimeleri papağan gibi tekrarlayan kimseleri ifade etmek için mecazi anlamda kullanılır.
Tuti kelimesi divan şiirinde genellikle bülbül, şeker ve gül ile birlikte anılır.
Cündi, Arapça kökenli bir kelime olup temel olarak "asker" veya "hünerli at binicisi (süvari)" anlamına gelir.