Puan vermedi·80 syf.··Beğendi
···Okunma: 22 Haziran 2026 00:00 Geçmişte büyük fırtınalar yaşamamış, hayatın durgunluğuna alışmış otuz yaşlarında bir kadın ve ona hayran yirmi yaşında genç bir delikanlı… Roman, bu iki karakterin etrafında o kadar dolu dolu ve yoğun bir psikolojik dille ilerliyor ki, sayfalar anında akıp gidiyor.
Her şey, otuz yaşındaki bu kadına, kendisinden yaşça küçük olan delikanlının aşık olmasıyla başlıyor. Kadın ilk andan itibaren sürekli devasa ikilemler arasında sıkışıp kalıyor: Toplum ne der? Ya gören, duyan olursa? Bu aşk mantıklı mı? Ancak tüm bu rasyonel korkulara ve toplumsal baskılara rağmen kalbi, onu adeta bir girdap gibi genç aşığına doğru sürüklüyor. En sonunda mantığının sesini susturuyor, ikilemlerine teslim oluyor ve o da gönlünü bu tehlikeli aşka kaptırıyor.
Fakat asıl hikaye ve psikolojik yıkım, bu ikilemlerin ve korkuların çığrından çıkmasıyla başlıyor. Aşkın getirdiği o ilk mutluluk, yerini kısa sürede yakıcı bir güvensizliğe bırakıyor. Kadının zihni, "Ya günün birinde beni kendi yaşlarında genç bir kadınla aldatırsa? Aslında bu onun en doğal hakkı, ne diyebilirim ki?" düşünceleriyle kemirilmeye başlıyor. Bu noktadan sonra kadının gözleri adeta tamamen kör oluyor; aşkı, delice ve hastalıklı bir kıskançlığa dönüşüyor.
Cemil Süleyman, bu aşamadan sonra okuyucuya bir aşk hikayesi değil, kıskançlığın ve yaşlanma korkusunun insan psikolojisini nasıl parça parça ettiğini sunuyor. Kadının iç dünyasındaki bu amansız savaş, onu hem sevgilisine karşı bir canavara dönüştürüyor hem de kendi sonunu hazırlayan bir melankoliye sürüklüyor. "Siyah Gözler", insanın en karanlık dürtülerinden biri olan kıskançlığı ve zamana yenik düşme korkusunu muazzam bir tahlille anlatan, bitirdiğinizde bile sızısı devam eden bir Servet-i Fünun klasiği.