·80 syf.··Beğendi
···Okunma: 22 Haziran 2026 13:37 Seyyidhan Kömürcü & Kendinin Ağacı
"herkesin herkesten biraz almak istediği bu çağda / sen birinin / her şeyi olmak istiyorsun / birinin / ama her şeyi"
"güzel yerden kırılmışsın / ses çıkarmıyor güzel yerlerinden kırılanlar"
"tekini kaybetmiş bir şey gibi / tek ama yepyeni kaldım"
"okurunu sakatlamış kitaplar gibiydin / çünkü öldürmez ama / okurunu sakat bırakır bazı kitaplar"
"beni sanki sızılı bir kitabın tam ortasında unutmuşlar"
Kitap öyle güzel dizelerle dolu ki, birini almasam diğerinin gönlü kalır duygusu oluştu içimde. Bu yüzden incelememe, beni en çok etkileyen bazı dizeleri paylaşarak başlamak istedim.
Kendinin Ağacı, ilk bakışta bir sevgiliden ayrılan bir adamın yaşadığı acıyı anlatıyor gibi görünse de aslında karşımızdaki öyle sıradan, alışılagelmiş bir ayrılık hikâyesi değil. Şair; ayrılığı iki insanın birbirinden kopmasından öte, bireyin hayattan, mekândan, anılardan ve hatta parça parça kendinden ayrılması olarak işliyor. Şiirlerdeki o sızı, ayrılığın yaşandığı mekânların adeta üzerimize yıkılmasıyla hissettiriliyor. Bir odada, bir evde ya da bir sokakta bir zamanlar var olan birinin yokluğu, nesneler üzerinden yüzümüze vuruyor. Şair; sevgiliden veya canından aziz bildiği birinden kopmayı, içindeki kadim bir şeylerin kırılmasıyla anlatıyor. Gitmek, sadece fiziki bir mesafe meselesi değil; geride kalan için derin bir "eksilme" ve "hasar" döneminin başlaması demek.
Kitabın adı boşa Kendinin Ağacı konmamış. İnsan büyük bir kopuş yaşadığında, sadece karşısındakini kaybetmiyor; onun yanındaki "eski kendisini" de yitiriyor. Kömürcü’nün şiirindeki o yas havası, bir yönüyle de artık asla geri gelmeyecek olan o eski, yaralanmamış saf benliğin arkasından tutulan, psikanalitik derinliği olan bir yasa dönüşüyor.
Kitabı okurken satır aralarında yoğun bir İlhan Berk havası da hissettim. Berk de kendini, yaşadıklarını, üzüntülerini ve sevinçlerini hep nesneler, yani bir takım arketipler (ev, çatı, pencere, merdiven...) üzerinden anlatırdı. Kömürcü de kitabında tam olarak bu poetik tavrı sergiliyor. Metindeki "Ağaç", "At", "Nar", "Taş" ve "Ev" sıradan birer dekor veya metafor değil; insanlığın ortak hafızasına hitap eden köklü arketipler olarak karşımıza çıkıyor. Şair, tıpkı Berk gibi, insanın derdini alelade kelimelerle değil, doğanın ve nesnelerin diliyle aktarmayı seçiyor. İnsanın kırılganlığı, bir dalın çıtırtıyla kırılmasıyla veya nardan dökülen kan kırmızısı tanelerle eş değer kılınıyor. Nitekim bu arketipsel ve derinlikli dil, kitabın Metin Altıok Şiir Ödülü'ne değer görülmesiyle de taçlandırılmış.
Biçimsel olarak serbest nazımla yazılmış modern bir lirik şiir kitabıyla karşı karşıyayız. Kuramsal olarak ele aldığımızda ise Kendinin Ağacı; varoluşçuluk, psikanalitik eleştiri, dışavurumculuk ve yer yer parçalanmış yapısıyla postmodernizmi bağrında barındıran; her yönüyle okuru bol bol düşünmeye ve sezmeye sevk eden çok katmanlı bir yapıt.
Yavaş yavaş, sindire sindire ve altını çize çize okuduğum bir kitap oldu. Şiirlerin o soylu yalnızlığını seven herkese içtenlikle tavsiye ederim.
Kitapla ve sevgiyle kalın...