Rıfat Ilgaz’ın Şeker Kutusu öykü kitabını okumak, benim için edebiyatın o steril, fildişi kulelerinden inip doğrudan mahalle bakkalının, kahvehanedeki emeklinin, ekmek kavgasındaki işçinin, yani o bizim insanımızın sıcak ve dumanı tüten hayatına karışmak gibiydi. Ilgaz, o muzip ama arkasında devasa bir keder barındıran kalemiyle beni öyle içten bir dünyanın içine çekti ki, sayfaları çevirirken yüzümde buruk bir tebessüm, içimde ise o eski, dürüst günlere duyulan derin bir özlem kaldı.
Bu kitap benim gözümde sadece mizahi hikâyelerden oluşan bir seçki değil; Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinin, o yoklukla, bürokrasiyle ve geçim derdiyle boğuşan küçük insanın muazzam bir panoraması. Rıfat Ilgaz, o meşhur toplumsal gerçekçi damarını, ironinin ve mizahın o tatlı şerbetiyle öyle bir harmanlıyor ki, okurken hem ülkenin trajikomik hallerine kahkahalarla gülüyorsunuz hem de o yoksulluğun ortasındaki haysiyetli duruş karşısında boğazınız düğümleniyor. Kitaba adını veren o "şeker kutusu" gibi, hikâyelerin her biri dışarıdan tatlı ve cazip görünse de kapağını açtığınızda içinden hayatın o gerçek, sert ve bazen de mayhoş tatları çıkıyor.
Yazarın o süssüz, yapaylıktan uzak ve halkın içinden süzülüp gelen dili beni en çok büyüleyen şey oldu. O, edebiyatı büyük laflar etmek için değil, sessizlerin sesi olmak için kullanıyor. Memurların evrak labirentlerinde kayboluşunu, esnafın ayakta kalma mücadelesini ve o küçük insanların devasa hayallerini anlatırken asla yukarıdan bir gözle bakmıyor; aksine, onlarla birlikte aynı çayı yudumluyor, aynı kadere omuz veriyor.
Şeker Kutusu’nu bitirdiğimde, içimde hem o eski İstanbul’un, o eski mahalle kültürünün sıcaklığı hem de mizahın asıl görevinin "can yakmak değil, canı yananı ayağa kaldırmak" olduğuna dair sarsılmaz bir inanç kaldı. Bu kitap bana şunu bir kez daha gösterdi: Rıfat Ilgaz sadece Hababam Sınıfı'nın yazarı değil; bu toprakların en dürüst, en vicdanlı ve insanını en içeriden seven o büyük bilgesidir. Eğer siz de hayatın o tüm zorluklarına karşı mizahı bir kalkan yapmak ve o kaybolan insanlığımızın kokusunu yeniden duymak istiyorsanız, bu kutunun kapağını mutlaka aralamalısınız.