Okurken kendimi tek bir hikâyenin içinde değil, farklı coğrafyalara savrulan duyguların arasında dolaşıyormuş gibi hissettim. Shubhangi Swarup’un dili oldukça şiirsel; bazen bir cümleyi tekrar okumak istedim çünkü anlamdan çok his bırakan bir anlatımı var.
Kitap, birbirinden uzak görünen karakterleri ve mekânları bir şekilde ortak bir duyguda—hasrette—buluşturuyor. Coğrafya sadece arka plan değil, neredeyse başlı başına bir karakter gibi. Doğa tasvirleri çok güçlü; okurken denizi, toprağı, rüzgârı gerçekten hissediyorsun.
Ama açık söylemek gerekirse, bu kitap herkes için kolay bir okuma değil. Zaman zaman kopukluk hissi yaşadım, hikâyeler arasındaki geçişler biraz zorlayıcıydı. Yine de bu da kitabın ruhuna hizmet ediyor gibi; çünkü zaten anlatılan şey de biraz da dağınıklık, uzaklık ve parçalanmışlık.
Benim için en etkileyici tarafı, insanın bir yere, birine ya da bazen sadece bir hisse duyduğu özlemi bu kadar farklı boyutlarda anlatabilmesi oldu. Sabır isteyen ama karşılığını duygusal olarak veren bir kitap. Bitirdiğimde net bir “hikâye”den çok, içimde kalan bir atmosfer vardı.