Bir cinayet romanında en sevdiğim şey, olayların ilk başta göründüğü gibi çıkmamasıdır. Bir Sırrım Var da tam olarak bunu yaptı. Serinin 12. kitabını bitirmiş olmama rağmen, hâlâ ters köşe olmak beni muazzam etkilemekte...
Kitap, birbirinden tamamen alakasız görünen ölümlerle başlamaktadır. Bir korku filmi yapımcısı, sıradan bir muhasebeci... İlk bakışta bu insanların yollarının kesişmiş olması bile mantıklı görünmemektedir. Ancak Rizzoli ve Isles soruşturmayı derinleştirdikçe, bütün düğümlerin yıllar öncesine uzanan ortak bir noktada toplandığı ortaya çıkmaktadır.
Roman boyunca en çok hoşuma giden şey, Gerritsen'in ipuçlarını acele etmeden dağıtması oldu. Olaylar bir anda pat diye açıklanmamakta. Her yeni bilgi, önceki bölümlere farklı gözle bakmamızı sağlamakta. Özellikle geçmişte yaşananların bugünkü cinayetlerle bağlantısının kurulma şekli oldukça başarılıydı.
Jane Rizzoli ve Maura Isles ikilisini artık serinin bu noktasında eski dostlar gibi okumaya başladım. Bu yüzden sadece cinayetleri değil, onların olaylara yaklaşımını da merak etmekteyim. Kitap boyunca soruşturmanın bilimsel ve polisiye yönü dengeli bir şekilde ilerlemekte.
Benim için Bir Sırrım Var, serinin en çarpıcı kitaplarından biri olmasa da merak duygusunu sonuna kadar koruyan, sağlam kurgulanmış ve kendini rahat okutan bir romandı. Özellikle olayların birbirine bağlandığı bölümlerde gerçeği öğrenme konusunda sabırsızlandım ve kısa sürede bitirdim.