Kıskançlık, bağımsız bir içgüdü değil, sadece güvensizlik temelli korkunun cinsel alana yansımasıdır. Bir partnerin başkasıyla sevişmesinin korku (kıskançlık) tetikleyip tetiklememesi tamamen o toplumun seksi nasıl tanımladığıyla (mülkiyet mi, yoksa arkadaşlık mı?) ilgilidir. Bir annenin beş çocuğunu birden aynı sonsuz aşkla sevebileceğine, sevginin bölündükçe azalmayan sınırsız bir kaynak olduğuna inanırken; iş erotik aşka ve sekse gelince neden sevginin sadece tek bir kişiye tahsis edilebilecek "kıt bir ekonomik kaynağa" dönüştüğünü varsayıyoruz? Bu varsayım biyolojinin değil, kapitalist mülkiyet ve tekelcilik mantığının zihnimize çektiği ahlaki bir sınır çizgisidir.