·224 syf.····Okunma: 23 Haziran 2026 08:34 O kadar öfkeliyim ki dayanamayıp ilk defa beğenmediğim bir kitaba inceleme yazdım!
Sabahattin Ali’nin kalemine, insan ruhunu işleme becerisine başka eserlerinde hayran kalmış ve gözü kapalı tam puan vermiş bir okur olarak, Kuyucaklı Yusuf’la kurduğum ilişki benim için tam bir öfke patlaması oldu. Belki hayatımın her şeye öfkelendiğim, kötü bir dönemine denk geldi bu kitap; belki de bitiremedikçe içimde büyüyen o gerginlik kitaba yansıdı. Ama emin olduğum bir şey var: Ben bu kitaptan ve özellikle Yusuf karakterinden nefret ettim. Edebiyat dünyasının bu romanı neden bu kadar büyüttüğünü, neden bu kadar beğendiğini asla anlamıyorum. Sabahattin Ali gibi bir yazar nasıl böyle bir karakter yaratmış, hayretler içerisindeyim.
Kitabın sonunda Ahmet Oktay’ın bir yorumu var. Onun yazdıklarından anladığım kadarıyla, Yusuf’un bu halleri "yetim olmasına, üzerinde hissettiği baskıya ve özgür olamayışına" bağlanıyor. Evet, yetim olmasının onda bıraktığı hasarı anlayabiliyorum, buna bir sözüm yok. Ama bana göre Yusuf’un kitapta hiçbir derinliği yok. Karakter bana asla geçmedi; karşımda son derece tuhaf ve içi boş bir figür buldum.
Beni asıl çileden çıkaran ve "Bu kadarı da olmaz" dediğim şey ise Yusuf ile Muazzez arasındaki ilişki oldu. Kitabın başlarında, küçücük hallerini okurken aralarındaki o tatlı abi-kız ilişkisini çok sevmiştim. Hatta okurken içten içe "Umarım bunların arasında bir şey yaşanmaz" diye dua ediyordum. Tamam, öz kardeş değiller ama sen onu kız kardeşin olarak büyütmüşsün. Küçücük bir kızın abisinden hoşlanmasını çocukça bir hayranlık diyerek bir tık anlayabilirim belki. Ama kocaman Yusuf’un, kendi ellerinde büyüyen küçücük bir çocuğa karşı bir anda bir şeyler hissetmeye başlamasını asla aklım almıyor.
Üstelik bu hissetme durumu da tam bir fiyasko. Yusuf, arkadaşı Ali’ye kızı ona vereceğine dair söz veriyor, üstüne bir de adamdan para alıyor. Ortada bir aşk falan yokken, ne zaman ki kız gelip buna bir şeyler söylüyor, Yusuf bir anda "Aaa, ben de seviyorum" moduna giriyor. İyi de sen arkadaşına söz verdin, parasını aldın! Adamı günlerce oyalıyor, resmen kandırıyorsun. Ve en sonunda o adam senin yarattığın bu saçmalık yüzünden ölüyor.
İşin en korkunç kısmı ne biliyor musunuz? Yusuf’ta buna dair en ufak bir pişmanlık belirtisi, bir vicdan azabı yok! Güya seviyordu o arkadaşını. Adam ölüyor, bizimki arkasından tek bir gözyaşı dökmediği gibi, hiçbir şey olmamış gibi gidip kızı kaçırıyor. Arkadaşının ölümüne zerre üzülmeyen, sözünü çiğneyen, bencil bir karakter nasıl edebiyat kahramanı olabilir?
Belki zamanlama yanlıştı, belki de bu kitap gerçekten bana göre değildi. Ancak Kuyucaklı Yusuf, benim için Sabahattin Ali külliyatının en büyük hayal kırıklığı ve kahramanına duyduğum nefret yüzünden asla iyi hatırlamayacağım bir eser olarak kalacak.