Algernon’a Çiçekler
Geçen ay kitap kulübümüzde okuduğumuz kitaptı. Aradan zaman geçmesine rağmen zihnimde dolaşmaya devam ediyor. Sanırım onun hakkında bir şeyler yazmanın zamanı geldi.
Bazı kitaplar vardır; okurken hikayeyi takip edersiniz. Bazıları ise sizi takip eder. Sayfayı kapattıktan günler sonra bile bir cümlesi aklınıza gelir, bir karakteri içinizden çıkmaz. Algernon’a Çiçekler benim için tam olarak böyle bir kitaptı.
Kitabı bitirdiğimde aklımda tek bir soru kaldı:
Bir insanı değerli yapan şey gerçekten zekası mı?
Charlie ameliyat öncesinde daha mı az insandı? Daha mı az sevilmeye layıktı?
Bence Daniel Keyes’in cevabı çok net: Hayır.
Charlie’nin hikayesini okurken kendimi sık sık rahatsız hissederken buldum. Çünkü kitap yalnızca Charlie’yi anlatmıyor; bizim insanlara nasıl baktığımızı da gösteriyor. Toplum olarak çoğu zaman başarıyı, eğitimi, zekayı ve yeteneği ön plana çıkarıyoruz. İnsan olmanın değerini ise çoğu zaman bunlarla ölçüyoruz.
Oysa Charlie bize başka bir şey öğretiyor.
İnsan olmanın başlangıç noktası zeka değil. Şefkat. Anlayış. Merhamet. Sevgi.
Belki de bu yüzden Charlie’nin en saf hali kitabın en unutulmaz hali olarak kalıyor.
Algernon’a Çiçekler benim için bir bilim kurgu romanından çok daha fazlasıydı. İnsan ruhunun yalnızlığını, kabul edilme ihtiyacını ve sevilmek için ne kadar çabaladığımızı anlatan bir yolculuktu.
Charlie’nin zekasının yükselişini değil, kalbinin kırılışını okudum.
Kitap bittiğinde geriye yalnızca bir hikaye Algernon'a Çiçekler kalmadı. Bir insanın anlaşılmak istemesinin ne kadar evrensel bir duygu olduğunu yeniden hatırladım.
Ve son sayfayı kapattığımda içimden yalnızca şu geçti:
“Canım Charlie… Umarım artık kimse seninle dalga geçmiyordur.”
Ve lütfen, yolunuz düşerse Algernon’un mezarına birkaç çiçek bırakın.