Kalabalıklar İçindeki Yalnızlık: İnsan, Deniz ve Sait Faik
7/10
·134 syf.··
2026 5. kitabı
Yazıma Kopuş filminden bir alıntıyla başlamak istiyorum: "Hepimiz aynıyız, hepimiz acı çekiyoruz ve hepimizin hayatında kaos var." Ancak biz bunu giderek unutmaya başladık. Her gün kaydırdığımız telefonlarımızda onlarca insanla karşılaşıyoruz; hepsini bir-iki saniyede yargılıyoruz, imreniyoruz veya idealize ediyoruz. Sistemin aynılaştırdığı insanlar artık bizim "normalimiz" haline geliyor. Onların —belki de hiçbir zaman sahip olamayacağımız— hayatlarının, evlerinin, arabalarının ve arkadaşlıklarının bizim içi de normal olmasınu arzuluyoruz. Normali ne kadar çok sevdiğimizi bilirsiniz: Normal bir ev, normal bir hayat, normal bir aile, normal ilişkiler... Nasıl olursa olsun, yeter ki "normal" olsun. Onlardan farklı olan bizler ise kendimizi yalnız, yetersiz ve dışlanmış hissediyoruz. Farklı olmak bizim için adeta bir suç haline geliyor; oysa herkesin de tıpkı bizim gibi kendine has bir farklılığı olduğunu unutuyoruz. Nurullah Ataç’ın da dediği gibi: "İnsanoğlu bencildir. Yalnız kendiyle ilgilenir, kendi kendiyle uğraşır. Başkalarının gerçeklerini kavrayamaz. Bildiğiniz bir kabuğun içine kapanır kalırız. Bu kabuğu dışarıya değmemizi, yani gerçekle temas etmemizi sağlayacak tek şey edebiyattır; gerçekçi edebiyattır." İşte tam burada, Türk edebiyatında normalin dışına çıkarak yazdığı hikâyeleriyle Sait Faik Abasıyanık karşımıza çıkıyor. O; bir elinde kalemi, bir elinde oltasıyla bizi bu "normallik" kıskacından kurtarmaya geliyor. Sait Faik, hiç kimsenin görmediği gizemli şeyleri yazmamıştır; o, herkesin gördüğü ama kimsenin üstüne düşünmediği sıradan şeyleri yazmıştır. Hayatlarımızın "küçük insanlarını" ve gözden kaçan ayrıntılarını gözler önüne sermiştir. Onun dünyasında büyük CEO'lar veya kusursuz influencer'lar yoktur; balıkçılar, işsizler, sokak satıcıları ve o meşhur lüzumsuz adamlar vardır. Her gün önünden geçip gittiğimiz ama yüzüne bakmadığımız, başkalarının hikâyelerindeki birer "yan karakter" olan o küçük insanları, kendi hikâyelerinin başrolü yapmıştır. Çünkü onun için her insan yeni bir dünya, her ayrıntı ise yeni bir hikâyedir. Onun sayesinde; kayda değer hissetmek için tüm hayatımızı internete döküp onay alma uğruna umutsuzca çırpınmamıza gerek olmadığını anlarız. Aksine; yolda rastladığımız insanların yüzlerine dikkatle bakmanın, havlayan bir köpeği susturmaya çalışmamanın, bir yaprağın ağaçtan düşerken çıkardığı o sesi dinlemenin bile tek başına yeterli olduğunu fark ederiz. Değerli dinleyenler, Vedat Günyol’un da belirttiği gibi: "Gerçekte Sait Faik’in bütün yapıtları tek bir romanı oluşturur, o da Sait Faik’in yaşamının romanıdır." Bu yüzden onun yazın hayatına bakarak iç dünyasında ilerlediği çizgiyi görebiliriz. İlk dönemlerinde, kitaplardan insanları sevmek gerektiğini, insanı sevince doğanın, doğayı sevince de dünyanın sevileceğini ve oradan bir yaşama sevinci doğacağını öğrenmiştir. Fakat zamanla, insanların dünyayı kitapların öğrettiği gibi sevmediğini fark eder. Bireysel çıkarların, samimiyetsizliğin hüküm sürdüğü bu düzende hayatı kendi gözlemleriyle öğrenir ve der ki: "Şimdi artık kimi sevdiğimi, kime saygı duyduğumu biliyorum." İşte bu gözlemler, onu kaçınılmaz olarak denize ve yalnızlığa götürür. Sait Faik için deniz; onu her şeyiyle kabul eden, içine alan, şefkatli bir kucaktır. Onu asla yargılamayacak olan yegâne dosttur. Lüzumsuz Adam kitabında dile getirdiği gibi: "Kalkayım, etrafıma bakayım; kimseler yoksa denizin içine bırakıvereyim kendimi." Hatta o, denize durup bakmaya vakti olmadığını söyleyen insanları zevksiz bulur. Çünkü denizi anlamayanın, insanı da anlayamayacağını bilir. Ancak deniz, aynı zamanda onun gözünde kocaman bir yalnızlıktır. Tıpkı bir ayna gibi, Sait Faik’in ve tüm insanlığın yalnızlığını yüzüne yansıtır. İstanbul'un arka sokaklarını, iskelelerini ve kahvehanelerini bir sosyolog edasıyla gözlemleyen yazar, kalabalıklar içinde yalnız kalan bireyin trajedisinden dem vurur. Milyonluk şehirlerde yaşayan ama birbirini görmeyen, anlamayan yabancılar olduğumuzu fark eder. Sarnıç kitabında bu durumu sorgular: "Bu dünya insan için yeterliydi. Bu dünya içinde insan en güzel, en büyük, en bahtiyar mahluktu. O halde niçin sokakta çıplak çocuklar, aç gezenler, işsiz delikanlılar, titreyen köylüler, yalnız namazlarını ve torunlarını seven ihtiyarlar var?" Sait Faik, yalnızlığın getirdiği o bencil kabuğa sığınmayı reddetmiş; hem kendi yalnızlığını bastırmak hem de bizim yalnızlığımızı gidermek için yazmıştır. İnsanları sevmek adına daima melankolik köşeler aramıştır. Ne var ki bu yolculukta ilerledikçe, yalnızlığın ezeli ve ebedi olduğunu fark etmeye başlar. Son Kuşlar kitabında bu durumu acıyla belirtir: "Gün olur dost, sevgili, arkadaş, baba, ana, oğul, kardeş hep elimizi bırakıverir." Yolculuğunun sonlarına doğru kaleme aldığı Alemdağ’da Var Bir Yılan kitabında ise artık insanlardan yorulmuş, kırgın bir yazar vardır karşımızda. Semaver kitabında insanı sevmek için büyük umutlar besleyen Sait Faik, zaman geçtikçe insanların anlayışsızlığı karşısında kendi kabuğuna çekilir. Bu derin ve kaçınılmaz yalnızlık, son dönem eserlerinde "Panco" figürüne dönüşür. Bazen bir köpek, bazen deniz, bazen de yazar olan belli bir kimliği olmayan Panco sait faikin o güne dek yok etmeye çalıştığı yalnızlığının ta kendisidir. Sait Faik, nihayetinde bu derin yalnızlığıyla barışır ve şöyle der: "Kalbin üstünde bir şey yok. Yalnızlık. Yalnızlık güzel." Hikâyelerindeki bu dramatik dönüşüm, onun dünyayı gözlemleme biçimini de değiştirir. İlk eserlerindeki realist gözlemcilik, son dönemlerinde yerini bireyin iç dünyasındaki varoluşsal kaygıları yansıtan gerçeküstücü bir anlatıma bırakır. Artık düz anlatımın sınırları ona yetmemektedir. Konuşmamı, yazarın bu yönelişinin ve edebi isyanının arkasındaki nedeni en çıplak haliyle özetleyen Kırlangıç Yuvasındaki Kadın öyküsünden bir alıntıyla bitirmek istiyorum: "Bıktım doğrusu artık; insanoğlunun çektiğini, çekmediğini anlatmaktan. Bıkmaktan vazgeçtim, anlatamadım. Yazdım, beceremedim. Kendi kendimi ne aynada, ne düşte, ne hayalde, ne de fotoğrafta göremedim de, tuttum, sarı saçları vardı, dedim. Gözleri yaradana yan bakardı, dedim. Akşamları iki kadeh içerdi, dedim. Şuna güler, şuna üzülürdü, dedim. Ona çok haksızlık ettiler, dedim… Zengine sövdüm. Fakirine enayi gibi acıdım. Neredeyse dünyaya nizamat vermeye kalkacaktım."
Son KuşlarSait Faik Abasıyanık · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201917,1bin okunma
·
20 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.