·240 syf.····Okunma: 24 Haziran 2026 19:18 Genel hatlarıyla Adler, Aşağılık ve Üstünlük komplekslerini merkeze yerleştirerek çeşitli davranışları örnek vakalar üzerinden açıklamış. Bu da bu davranışların arkasında daha derinlerde cok daha farklı nedenleri göz ardı etmeye neden olmuş, bence. Elbette aşağılık kompleksi- üstünlük kompleksi her insanın hayatında olan gerçeklikler ancak tek perspektiften bakıldığında sığ bir bakış getiriyor.
Ayrıca "bireysel psikoloji" ekolünün kurucusu Adler, insanı sadece kendi iç dünyasına hapsolmuş bir varlık olarak değil, bir "topluluk üyesi" olarak konumlandırmış; insanın ruhsal sağlığını, diğer insanlarla kurduğu bağın kalitesine bağlayarak bireyi bencillikten kurtarmaya teşvik etmiş ve sosyal uyumun altını çizmiştir;
"Sevgi ve evlilik sorunlarının içinden ancak sosyal uyum sağlamış kişiler çıkabilir."
Bazı konularda bütünsel bir perspektiften bakmış insanın davranışlarının aslında genel yaşam üslubuyla ilgili ipucu verdiğini belirtmiş. Örneğin; iş durumuyla ilgili bir şeylerden kaçan/ sorumluluk alamayan/ düzen kuramayan kişinin aslında evlilik için hazır/uygun olmadığını belirtmiş. Tek bir davranışa odaklanmak yerine bunun hayatın ne kadarına yayıldığını görmek açısından güzel bir bakış açısı.
Ve fakat; Toplumun kendisi hastalıklıysa, bireyin o topluma "ilgi" göstermesi onu iyileştirir mi, yoksa onu o çürümüş sistemin bir parçası haline mi getirir?
Adler’in eğitim anlayışındaki en zayıf halka ise, doğum sırasına (ilk çocuk, ortanca, en küçük) verdiği aşırı önemdir. Adler, eğitimi bu "kategoriye" göre şekillendirir. Günümüz eğitim psikolojisi, çocuğun mizacının, nörobiyolojik yapısının ve içinde bulunduğu sosyo-ekonomik ortamın doğum sırasından çok daha belirleyici olduğunu vurgular. Adler’in bu konudaki genellemeleri, öğretmenlerin veya ebeveynlerin çocuklara "etiketler" yapıştırmasına ve onları ön yargıyla eğitmesine yol açabilecek bir risk taşır.
Ayrıca çocuk, kendi bireysel potansiyelini (topluma faydalı olup olmamasına bakmaksızın) gerçekleştirmek yerine, toplumsal beklentilere göre şekillenen bir "toplum vatandaşı" olmaya zorlanır..
Cinselliğin araçsallaştırılmasına da anlam verebilmiş değilim. Adler’de cinsellik, taraflar arasındaki eşitlik ve iş birliğinin bir göstergesi olarak ele alınmış. Her cinsel uyumsuzluğu, bireylerin "toplumsal ilgisinin azlığına" bağlamak, insan cinselliğinin karmaşık, bazen irrasyonel ve bazen de tamamen fiziksel doğasını reddetmektir. Nerede kaldı cinselliğin mistik, biyolojik ve varoluşsal derinliği?
Adler, sağlıklı cinselliği "evlilik kurumu ve çocuk yetiştirme sorumluluğu" ile eş tutar. Onun döneminin muhafazakâr yapısından da etkilenen bu bakış açısı, evlilik dışı ilişkileri veya geleneksel olmayan cinsel tercihleri "yaşam tarzındaki bir hata" veya "toplumsal ilgiden kaçış" olarak kodlar. Bu durum, Adlerci psikolojiyi bir "ahlak felsefesi" konumuna düşürür. Modern psikoloji ise cinsel kimliği ve deneyimi, toplumsal sorumluluklardan bağımsız bir özgürlük alanı olarak değerlendirir. Adler'in cinsellik eleştirisi, bireyi özgürleştirmek yerine, onu toplumsal bir "normalite" içine hapseder.
Peki, hiçbir hedefi olmayan, sadece "olma" hali??? Sanat, estetik haz, derin tefekkür, mistik deneyimler veya hiçbir amacı olmayan oyun; Adler’in rasyonel "toplumsal ilgi" dünyasında kendine yer bulmakta zorlanır. Adlerci bakışta her şey bir işe yaramalıdır; bir amaca hizmet etmelidir. İnsanın sadece "var olmanın tadını çıkarması" veya rasyonel olmayan bir şekilde "akışta kalması", Adler’in pragmatik çerçevesinde bir "kaçış" olarak değerlendirilebilir. Bu da insanın oyunbaz ve irrasyonel tarafını yok saymaktır.
Bilişsel önyargılar, içgüdüler, bilinçdışı mekanizmalar, rüyaların mistisizmi ve gerçekliği; Aşağılık kompleksi- üstünlük kompleksi derken arada hiç olmuş derinliklerden sadece bazıları.
Çok aç bir şekilde yemek beklersin sonra o yemek berbat çıkar ya bu kitap işte öyle bir deneyimdi benim açımdan.