Puan vermedi·134 syf.····Okunma: 22 Haziran 2026 00:00 Bu kitapla birlikte bir kez daha anladım ki, konferans konuşmalarının derlendiği eserler kesinlikle bana göre değil. Sürekli bir konudan çıkıp birden bambaşka bir yere atlayan, sonra bir diğerine geçip tekrar ilk noktaya dönen ve nihayetinde bir önceki başlıkla son bulan bu daldan dala yapı beni yoruyor. Üstelik bazı cümleleri anlamlandırmakta bile güçlük çekiyorum. Yazar, bu konferansların amacının "kitleleri gaza getirmek" olmadığını iddia etse de üsluptaki o coşkulu hava bende ister istemez bu intibayı uyandırdı.
Kitapta Müslümanların, Türklerin, sağın ve solun mevcut durumuna ve kurtuluş reçetesine dair oldukça isabetli tespitler var. Gelgelelim, eserin bir konferans derlemesi olmasından ötürü, anlatılan bazı tarihi hadiseler ile filozofların söz ve düşünceleri biraz havada kalıyor, insanı sorgulamaya itiyor. Örneğin yazar şöyle diyor:
“Bolşevik şairi: ‘Mujik! Senin yeni Vatikan'ın Kremlin'dir!’ diyen gülünç mısralar döküyor; Sovyet rejimi, aklınca, Tevrat, İncil, Kur'ân'a açtığı mücadelede fasılasız devam ediyordu.”
Tarihsel olarak Vatikan’la hiçbir bağı bulunmayan bir Ortodoks Rus (veya eski Ortodoks coğrafyasından çıkan bir Bolşevik), neden kalkıp “Senin yeni Vatikan’ın Kremlin’dir” desin? Bunu söyleyen şair kimdir? Bu sözü Katolik Avrupa’ya mı, yoksa kendi halkına mı hitaben söylüyor? Bu gibi referansların altının doldurulmaması metnin gücünü azaltıyor.
Yazarın bazı görüşlerine, bilhassa Mehmet Akif ve şiiri hakkındaki sert eleştirilerine katılmasam da tüm bunları kendi dönemi ve şartları içinde değerlendirmek gerektiğine inanıyorum. Öte yandan, Necip Fazıl’ın şu sözü, metinde gördüğüm veya görmediğim tüm noksanlıklara rağmen kendisini takdir etmemi sağlıyor:
“Bugün bizim mücadele metodumuzu şeriat adına yerenlerse, o gün, bu mukaddes kelimenin (ş) harfini olsun, dudaklarına alabilmiş midir?”*
Ve elbet, davanın en büyük düşmanı eserde de zikredilen o "kaba softa" profili…
Görünüşte ibadetlerini eksiksiz yerine getiren ama katı kalpli, meymenetsiz, dinin sadece şekil şartlarına takılıp kalmış bir dindar tipi bu. Yalnızca kendisini doğru bilen, Müslümanı daima aşağı çeken ve eleştiren, fakat iş islam düşmanı olan bir kâfire karşı müdafaaya geldiğinde ortalıkta görünmeyen, her türlü yeniliğe düşman bu kaba softa, bugün de İslam’ın karşısındaki en büyük tehlike olarak dikiliyor. Elbette onun tam zıddı olan ve davanın köklerini gevşeten "seküler İslamcılık" da bu kördüğümü iyice içinden çıkılmaz hale getirerek davanın diğer büyük düşmanı koltuğuna oturuyor.