Rüya Ev’i elime aldığımda birkaç bölüm okuyup bırakırım diye düşünmüştüm. Ama kendimi gece yarısını geçmiş halde hala sayfaları çevirirken buldum. Açıkçası beni bu kadar içine çekeceğini hiç tahmin etmiyordum.
Adam ve Jess’in hayallerindeki eve taşınmasıyla başlayan hikaye, evde gizli bir oda bulmalarıyla birlikte tamamen farklı bir hal aldı. O andan sonra merakım iyice arttı. Odada bulunan eşyalar, ortaya çıkan mesajlar ve peş peşe gelen detaylar yüzünden kitabı bırakmak istemedim.
Hatta okurken birkaç kez dönüp önceki bölümlere baktım. Çünkü başta önemsiz gibi görünen bazı ayrıntılar ilerleyen sayfalarda karşıma tekrar çıktı. O anlarda yazarın bazı şeyleri en başından beri yerleştirdiğini fark etmek hoşuma gitti.
Kitapta en sevdiğim şey ise kime güveneceğimi bir türlü bilememem oldu. Bir karakterden şüphelenmeye başlıyorum, birkaç bölüm sonra fikrim tamamen değişiyordu. Ben bir şeyleri çözmeye çalıştıkça kitap önüme yeni sorular çıkardı.
Sonlara doğru olanlar da peş peşe gelmeye başladı. Özellikle Jess’in başının belada olduğu bölümlerde kitabı elimden bırakmak istemedim. Bir bölüm daha okuyayım derken sürekli devam ettim.
Bir noktadan sonra ev sadece olayların geçtiği bir yer gibi gelmemeye başladı. Evle ilgili yeni şeyler öğrendikçe merakım daha da arttı. Duvarların arkasında ne saklandığını öğrenmek, karakterlerin yaşadıkları kadar ilgimi çekti.
Gerilim ve gizem okumayı seviyorsanız bence bir bakın derim. Ben okurken sürekli tahmin yürüttüm ama kitap çoğu zaman beni yanılttı. Son sayfaya geldiğimde ise her şey yerine oturmuştu.