Sabahattin Ali’nin 1940 yılında yayımlanan bu ölümsüz romanı, insanın kendi ahlaki zayıflıklarını, korkularını ve eylemsizliğini soyut bir güce yükleyerek sorumluluktan kaçmasını sert bir dille eleştirir. Eser, II. Dünya Savaşı arefesindeki İstanbul’un yozlaşmış entelektüel çevrelerini, idealist fakat zayıf iradeli Ömer ile içsel gücünü korumaya çalışan Macide’nin sancılı ilişkisi üzerinden mercek altına alır.
Ömer, toplumsal değerlerle ve kendi vicdanıyla sürekli çatışan, her hatasından sonra suçluyu kendi dışında arayan modern insanın kusursuz bir prototipidir. Yazar, dönemin sahte aydın çevrelerini, dedikodu mekanizmalarını ve çıkarcı ilişkilerini acımasızca hicvederken, okuru da kendi içindeki o bencil tarafla yüzleşmeye zorlar. İçimizdeki Şeytan, muazzam psikolojik derinliğiyle insanın kendi iradesizliğini ve toplumsal ikiyüzlülüğü yüzümüze vuran zamansız bir başyapıttır.