Bazı kitaplar sizi ismiyle çağırır. Kayıtsız kalamaz mutlaka kitap raflarından alıp en azından bir bakınırsınız. Derya Şafak’ın Uzaktan Sevmek Kudüs kitabını elime aldığımda, sadece bir roman okuyacağımı değil, ruhumun derinliklerinde bir sızıya dönüşen o kadim şehrin tozlu sokaklarında bir vefa yolculuğuna çıkacağımı biliyordum. Bu kitap, benim için sadece kâğıttan bir eser değil; Kudüs'ü doğrudan görmese de onu kalbinin en derin köşesinde hissedenlerin, ecdadın mirasına duyulan o büyük özlemin bir yansıması oldu.
Okurken içimden şu mısralar geçti: "Girmeden tefrika bir millete düşman giremez. Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez!". İşte yazar, silinen hafızalarımıza inat, "kim olduğumuzu" hatırlatmak ve zalimin zulmünü yanlarına kâr bırakmamak için bu satırları kaleme almış. Ben de bu satırları, hırsızın ev sahibine baskın çıktığı bu düzende, kendi ismim, cismim ve insicamımla o sokaklarda yeniden var olmak için okudum.
Kitaptaki Muzaffer, Merve Lina ve Burak karakterleri benim için çok özel bir yere sahip. Yazar, Asr suresini bilen iki gencin ismini bu karakterlere vererek, aslında isimlere karakterleri değil, o güzel isimlere Kudüs bilincini yüklemiş. Burak zaten evvelden Kudüs yolcusuydu; bizler de onun gibi o kutlu emanete sahip çıkacak olan "Burak Ordusu" nun birer neferi olduğumuzu bu sayfalarda yeniden idrak ettik.
Kitabın her satırında bir özür ve bir söz var: "Aksa'nın şanlı yiğidi! Affet!.. Sana özgür Kudüs'ü miras bırakmak yerine, Kudüs'ü özgür kılmayı miras bıraktığımız için...". Biz şikâyet etmiyoruz; biliyoruz ki bu toprakların imtihanı Peygamberlerin imtihanı gibi ağırdır. Yusuf gibi kuyuya atılsak, Yakup gibi ihanete uğrasak, hatta Zekeriya gibi biçilsek de bedeller ödeyerek direnmeye devam ediyoruz. Peygamber Efendimizin sırtına deve işkembesi boşaltan o zihniyet bugün de değişmedi; gittikleri her yere hala lağım taşıyorlar. Ancak biz biliyoruz ki, liyakat nehirlerinden geçip zulme taş atan Davutlar mutlaka yetişecektir.
Yazarın önsözde belirttiği "Kudüs'ü en yakını olabilelim diye en uzaktan yazmaya başladım" deyişindeki o samimiyet beni çok etkiledi ve kitabı bir önce okumak için heyecan duymama sebep oldu. Yazar kitapta da bahsedildiği üzere tarihten süzülüp gelen üç emaneti; bir anahtarı, bir taşı ve Iğdırlı Onbaşı Hasan'ın mirasını bugüne, bizim omuzlarımıza bırakıyor. Kanuni’nin Babü'l-Halil kapısına vurduğu o muazzam mühür gibi: "La İlahe İllallah İbrahim Halilullah"… Bu mühür, sadece bir taş üzerine kazınmış bir yazı değil; İslam’ın engin hoşgörüsünün ve tüm inananlara duyulan saygısının bir ilanıdır. Çünkü inanıyoruz ki; "En büyük fetih kapısı gönüllerin kapısıdır" ve zaferleri kalıcı kılan sadece güç değil, merhamettir.
Bu kitapta Kudüs’ün analarını gördüm. Evlatlarına kıyılacağını bile bile geride bir "Musa" kalsın diye onları dünyaya getiren, kendi içlerinde birer "Hacer" saklayan o vakur anaları... Yükleri ağır, cefaları çok ama sefaları ahirete saklı olan o yüreği yangın yerlerini hissettim. Ve şunu yazarın da kitapta bahsettiği üzere bir kez daha anladım: "Hakkın rızası, ananın rızasında saklıdır; anaya hürmetimiz de Aksa'ya olan muhabbetimiz kadar Hak'tandır".
Son olarak, bu kitabı okurken hepimizin içine bir çığlık gibi düşen şu çağrıyı duydum: "Heyy... Müslümanım diyen herkes! Bizim Kudüs diye bir emanetimiz, Mescid-i Aksa diye bir kıblemiz var!". Eğer siz de bu davanın bir neferi olmak, "Uzak Mescit" olan Mescid-i Aksa’yı kalbinizde en yakına taşımak istiyorsanız, ebediyete uzanan SÖZ ‘ün izinde giden bu eseri mutlaka okumalısınız. "Elhamdülillahi alâ külli hâl" diyerek, her halimiz için şükredip bu kutlu direnişin bir parçası olmaya davetlisiniz. Unutmayın; "Hoş sözün ayrılığı uzun, vuslatı tatlı gelirmiş...".
Uzaktan Sevmek KudüsDerya Şafak