Puan vermedi·88 syf.··
2026 4140. kitabı
Bazı kitaplar sadece bir hikâye anlatmaz; insanın içine yerleşir. Gazze'nin Son Kitapçısı da benim için tam olarak öyle bir kitaptı. Sayfalarını çevirdikçe kendimi yıkılmış binaların, toz bulutlarının ve bitmek bilmeyen bir bekleyişin ortasında hissettim. Ama en çok da savaşın, sadece şehirleri değil; insanların anılarını, alışkanlıklarını, umutlarını ve geleceğe dair kurdukları en küçük hayalleri bile nasıl paramparça ettiğini düşündüm. Hikâyenin merkezindeki Nebil karakteri beni en çok etkileyen isim oldu. Etrafındaki dünya yavaş yavaş yok olurken onun kitaplardan vazgeçmemesi, sayfalara gösterdiği özen ve kelimelere duyduğu saygı bana çok dokundu. Kitapçı dükkânı, dört duvardan ibaret bir yer değil; hafızanın, kültürün ve direncin saklandığı küçük bir sığınaktı. O raflarda yalnızca kitaplar değil, bir halkın geçmişi ve kimliği de korunuyordu. Fransız fotoğrafçı Jullien ile Nebil arasındaki diyaloglar kitabın en sevdiğim bölümleriydi. Nebil'in "Bir fotoğraf bir insanı yalnızca bir anın içinde yakalar, peki ya o insanın yaşamı?" sözü uzun süre aklımdan çıkmadı. Çünkü gerçekten de çoğu zaman ekranlarda yalnızca birkaç saniyelik görüntüler görüyoruz. O görüntülerin arkasında ise yıllar, aileler, anılar, kayıplar ve anlatılmayı bekleyen koskoca hayatlar var. Nebil'in "Benim hikâyemi dinlemeye ne dersiniz?" sorusu ise bana göre yalnızca Jullien'e değil, bütün dünyaya yöneltilmiş güçlü bir çağrıydı. Kitap boyunca savaşın bütün ağırlığı hissediliyor ama yazar bunu umutsuzluğu büyüterek değil, insanlığın küçük ama değerli ayrıntılarıyla anlatıyor. Enkazın arasında paylaşılan bir bardak çay, Mahmud Derviş'in dizeleri, kitaplara duyulan sevgi... Bazen insanı ayakta tutan şeylerin ne kadar küçük ama ne kadar güçlü olabileceğini bir kez daha fark ettim. En sevdiğim cümlelerden biri de Nebil'in "Kitaplar kendi okurlarını seçer." sözü oldu. Kitabı bitirdiğimde gerçekten de bu hikâyenin tam da doğru zamanda karşıma çıktığını düşündüm. Sanki bana sadece Gazze'yi değil; belleğin, edebiyatın ve insan onurunun ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatmak istemişti. Son sayfalardaki mütevazı Ramazan sofrası ve geleceğe dair kurulan umut ise boğazımı düğümledi. Kitabı kapatırken tek isteğim Nebil'in yaşamaya devam ettiğini bilmekti. Bazı karakterler kurgu olsa bile insan onları gerçek bir dostunu merak eder gibi merak ediyor. Gazze'nin Son Kitapçısı, savaşın siyasi yönünü anlatmaktan çok, onun insanların gündelik hayatında açtığı derin yaralara odaklanan, duygu yüklü ve sarsıcı bir roman. Okurken birçok kez durup düşündüm, bazı satırların altını çizdim ve kitabı bitirdikten sonra da etkisi uzun süre üzerimde kaldı. Bu kitap bana bir kez daha şunu hatırlattı: Savaş ne kadar acımasız olursa olsun, bir insan hâlâ bir kitabın sayfalarını özenle çevirebiliyor, bir şiiri ezbere okuyabiliyor ve umudu başkalarıyla paylaşabiliyorsa, karanlık hiçbir zaman tamamen kazanamıyor. Bazen tek bir kitapçı, yıkılmış bir şehrin vicdanını ayakta tutmaya yetebiliyor. Bu yüzden Gazze'nin Son Kitapçısı benim için sadece okunmuş bir roman değil, uzun süre unutamayacağım insani bir tanıklık oldu.
Gazze'nin Son KitapçısıRachid Benzine · Beyaz Baykuş Yayınları · 2025196 okunma
·
27 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.