Herkese selam, öncelikle bu kitabı okumak için biraz geç kalmış gibi hissediyordum. Çünkü bir zamanlar çok popülerdi, ben de o zaman almıştım ama rafımda duruyordu. Ve dedim ki ben bunu neden okumuyorum? Kitaba başlarken ilk sayfaları sıkıcıydı. Neden bilmiyorum ama bir önyargı ile yaklaştım ve hiç sarmayacakmış gibi hissettim. 30. Sayfalardan sonra işler değişti. Hep bir anda aşırı hızlı akmaya başladı. Yer yer sıkıldığım kısımlar yine oldu ama konusu o kadar içine çekti ki hızlı hızlı okudum. İçeriği ve konusu o kadar güzeldi ki.. kısaca bahsetmem gerekirse: Alice Sun diye bir ana karakterimiz var. Kendisi Çin'in en önde gelen okullarından birisi olan Airington'da yarı burslu bir öğrencidir. Kendisi okulun en başarılı iki öğrencisinden birisidir ve tek yarı burslu öğrencidir. Yıllardır kendisine ezeli rakip olarak gördüğü Henry ile birinciliğini paylaşmaktan çok sıkılmıştır. Bir gün yine Henry ile ödül paylaştığı bir ödül töreninden çıkarken aniden görünmez olduğunu fark eder. Buna bir çare ararken bir yandan orta durumlu ailesi zengin ve soyluların rahatça erişebildiği bu okulun masraflarını artık karşılayamaz duruma gelir. Okulunu bırakmak istemeyen ve görünmezliğiyle başa çıkmaya çalışan Alice, akademik rakibinden bu konuda yardım ister. Görünmezliğini kullanarak okuldaki en ulaşılamaz kişilerin bile sırlarına erişebileceği bir konuma gelir. Öncelikle Alice tamamen bendim. Uzun süredir bir ana karakterde kendimi böylesine görmemiştim. Akademik başarı açısından mükemmel olmaya çalışması çünkü bunun elindeki tek kozu olmasını iliklerime kadar hissettim. Çünkü herkes kendisinden binlerce adım önde. Birisinin model olan bir annesi, diğerinin ona miras olarak bir şirket bırakacak babası var. Alice nihayetinde Henry ile aynı ödülü alsa da aynı değeri ve övgüyü göremiyor. Tüm ilgi odağı bunlarken Alice bir köşede sessiz kalmak istemiyor. Başarısıyla parlamak, gururlanmak istiyor. En önemlisi de ailesine iyi bir hayat sunmak istiyor. Bu kaygılarını çok, çok iyi anlıyorum. En ufak bir başarısızlıkta ne kadar incindiğini ve kendinden ölesiye nefret ettiğini anlayabiliyorum. Ayrıca fantastik bir unsurun arka planda ilmek ilmek işlenmesi ve göze çarpmaması çok hoştu. Gündelik hayatta kimse görünmez olmaz ama o kadar olağan ve doğal anlatılıyordu ki, hiç gözüme çarpmadı. Bu tarz fantastik unsurlara bayılıyorum. Sadece görünmezlik olayının nereden, neden kaynaklandığını öğrensek fena olmazdı. Konunun ilginçliğine kapıldım gittim resmen. Kitabın içinde kayboluyorsunuz bir süre sonra zaten. Oradaki öğrencilerden birisi oluyorsunuz. Bir kitabın böylesine içine çekebilmesi önemli bir unsur. Şimdiii, gel gelelim Henry ile olan ilişkiye. Bu kitapta Henry'nin ağzından yazılan bonus bölüm maalesef yok. Ama ben internetten okumuş bulunmaktayım. Henry'nin kişiliğinin böylesine katman katman açılmasını okumaktan çok keyif aldım. Kendisini öyle güzel alıştırdı ki Alice'e. İlişkileri slow burndı ve Alice başlarda o kadar nefret ediyordu ki - zamanla beni de ettiriyordu az kalsın- asla aralarında bir şeyler gerçekleşebileceğine ihtimal vermemiştim. Henry'nin aslında platonik olarak bir şeyler hissediyor olabileceğini düşünmüştüm. Henry'nin yeşeren sevgisini tavırlarından böyle görebilsekte Alice'nkini pek göremedik gibi hissettim. Onun açısından her şey çok ani gelişti sanki. Ama bunu da anlayabiliyorum çünkü onun aklında her şey oldukça belirsizdi. Kendi duygularını anlayamıyordu daha. Ben aralarındaki romantizmin birazcık daha önplanda olmasını isterdim. Onun dışında her şey harikaydı. Bir kitaba kolay kolay 10 puan vermem. Ama 10 puanı çok hak etti gibi hissediyorum. Duyguları bana büsbütünüyle hissettirebilen ve ana karakterde kendimi gördüğüm bir kitap oldu. Sonunda verdiği mesaj da çok anlamlıydı. Ek olarak, Henry seni çok seviyorum.