Tekrardan merhabalar. Bugün Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler'in yorumuyla karşınızdayım. İlk olarak konusundan bahsedeceğim. Julia genç bir kızımız hukuk fakültesinden mezun olduğu günün ertesi günü babası bir anda ortadan kayboluyor. Bir daha onu ne kimse görüyor ne de ondan haber alıyor. Bunun üstüne çok düşmüyorlar. Bilerek ortadan kaybolmak istediğini ya da başına bir iş geldiğini düşünüyorlar. Bir gün Julia'nın annesi evi temizlerken bulduğu bir kutuyu Julia'ya yolluyor. İçine bakmadığını ve belki ilgisini çekebilecek bir şeyler olabileceğini düşündüğü için ona yolladığını söylüyor. Bu kutunun içinde ise babasının 40 yıl önce Mi Mi adındaki bir kadına yazmış olduğu aşk dolu bir mektup var. Bu mektup Julia'yı babasını aramaya itiyor. Mektupta olan adrese gitmeye karar veriyor ve babasının memleketine doğru yola çıkıyor. Bu süreçte hiç tanımadığı bir adam ona babasının hikayesini anlatacağını öne sürüyor ve kitap tam olarak babasının hikayesini ele alıyor. Uzun zamandır böyle güzel bir aşk hikayesi okumamıştım. Kitabın içinde ayrıyeten bir gizem olduğu için sıkıcı bir aşk romanı olduğunu ben düşünmüyorum. Çünkü devamında neler olduğunu ve neler olabileceğini merak ettiğiniz için okumaya devam ediyorsunuz ve asla kendinizi durduramıyorsunuz. Karakterlerin her birini ayrı ayrı çok sevdim ve bu kitaptaki en sevdiğim şey, hiçbir karakterin geçmiş hikayesi atlanılmamış. Her birinin geçmişine değinilmiş. O geçmişteki zorluklardan da bir ana fikir çıkarıldığı gösterilmiş aslında. O yüzden bana sadece bir aşk romanı gibi gelmedi. Hayatın her zorluğundan bir kesit aktarılmış gibi hissettim. Okurken sonlara doğru çok az sıkıldım çünkü bazı betimlemeler benim için çok fazlaydı. Bence betimlemeler kötü değildi, yeterliydi ama ben çok fazla betimleme olunca bazen sıkılabiliyorum.
"Kendimizi sevdiğimiz gibi sevilmek isteriz. Başka türlüsü bizi rahatsız eder. Şüphe ve kuşkuyla karşılık veririz. Dili anlamayız. Suçlarız. Karşımızdakinin bizi sevmediğini iddia ederiz. Ama belki de bizi sadece bizim anlayamadığımız kendine özgü bir biçimde seviyordur."
"Bir şeyi aştığımız zaman hayatımıza devam eder, o şeyi geride bırakırız. Ölüleri de geride mi bırakırız peki? Bence onları yanımıza alırız. Bize eşlik ederler. Başka bir halde de olsa, yanımızda kalırlar. Onlarla ve öldükleri gerçeğiyle birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız."
"insanı güzel ya da çirkin yapan burnunun büyüklüğü teninin rengi dudaklarını ya da gözlerinin şekli değildir."
"Peki nedir?"
"Ben söyleyeyim: Sevgidir. Bizi Sevgi güzelleştirir."