·314 syf.····Okunma: 27 Haziran 2026 16:56 Rapunzel uyarlaması ve ben bunu Rapunzel’den daha çok beğendim. Küçükken Rapunzel’i izlediğimde kıza çok kızardım. “Sen bir kraliyet üyesinin tek prensesiymissin, nasıl serseri, ne olduğu belli olmayan Flynn ile olursun?” diye düşünürdüm.
Burada Allah’tan kraliyet olayı yoktu. Çünkü benim bu düşüncem apayrı bir şerefsizlik.
Aslında 8 puan verecektim, aklımdaki puan oydu. Bazı yerlerde sıkıp uzatılsa da sonuçta bir uyarlama kitabı olduğu için çok sorgulamadım. Bizim oğlanın dinlemeden etmeden gitmesine de çok kızamadım Ren’e. Çünkü hepsi izlediğim şeyle aynıydı; tek fark modern bir dünyada geçmesi ve ufak değişikliklerdi.
2 puan kırıp 6 puan vermemin nedenlerinden biri, açıkçası Gloria ile Ren arasında bir yüzleşme beklememdi. Bir de Gloria’nın dilinden dinleseydik olayın iç yüzü bize daha etkili yansırdı. Ortada kulağa şaka gibi gelen ama aslında aşırı iğrenç ve korkunç bir olay var. Böyle bir şey yaşadığımı düşünmek bile beni dehşete düşürüyor.
Anne babasının üvey olmasını geçtim, isimlerinin bile farklı olması ve Ren’in bunu bir anda, çok kötü bir şekilde öğrenmesi… Sonrasında gelişen olaylar aşırı korkunç. Kızın hayatı zaten her şeyden uzak geçmiş; dünyaya karşı sıfır bilgi birikimi var. Annesi ve babası olarak bildiği insanlardan başka kimseyi tanımıyor. Tanıdığı çok az insan da ailesiyle birlikte merkeze gittiğinde uğradıkları dükkân sahipleri.
Hayatında hiç telefon görmediği, herhangi bir teknolojik aletle temas etmediği için Ren’in dünyası minnacık. Ama o küçük dünyasından inanılmaz keyif alıyor. Ve bence çoğumuz o dünyada yaşayamazdık. Teknoloji bağımlısıyız; ne kadar inkâr etsek de artık yapay zekâsız bile yapamamaya başladık. Her şeyin elimizin altında olmasından aşırı zevk alıyoruz. Bu yüzden Ren’in o küçük dünyası aslında inanılmaz bir şey.
Gloria ve Steve’in psikolojik durumlarına çok girilmedi bence; girilmesi gerekiyordu. Hadi Steve öldü ama yaşayan ve suçlu olan Gloria ile bir yüzleşme yaşanmalıydı.
Şiddet uygulamamış ya da taciz etmemiş olabilirler. Kendilerince haklı gördükleri bir neden vardı, Çünkü Ren’i bir nevi “kurtarmak” istemişler, üstlerine vazife olmamasına rağmen. Bildiğin deli insanlar ama işin en garip tarafı, bizim kız onlardan körü körüne nefret edemiyor. Çünkü bir ikilemde. Onlarla büyümüş, hayatta tanıdığı tek insanlar onlar. “Kendilerince beni seviyorlardı ama bu onları haklı çıkarmaz” noktasında kalıyor.
Çok üzülüyorum gerçekten. Yitip gitmiş bir hayat var elimizde. Hem Ren’in biyolojik babası Chris’in hayatı hem de Ren’in kendi hayatı. Tamam, Ren sadece o dünyayı gördüğü için bir şekilde mutlu ve huzurluydu, düşündüğümüz gibi bir vahşet yaşamamış. Ama kaçırılmasaydı nasıl bir hayatı olurdu, bunu düşünmek bile insanın içini parçalıyor.
En çok üzüldüğüm kişi Chris. Gerçekten. Ulu Tanrı kimseye böyle bir şey yaşatmasın. Ufak bir dalgınlık… Sadece ufacık bir an. Çantasından kızına kazak çıkarırken, hemen yanı başındaki çocuğunu alıp götürüyorlar. Ve sonra 20 yıl…
Adam yeni bir aile kursa ne yazar? Başka bir çocuğu olsa ne fark eder? İçinde hep karanlık bir oda kalacak. Işıklar söndüğünde, o kaybolan çocuğunun hayali gelecek. Bu, bir ebeveynin vicdanını parçalayan bir şey. 20 yıl boyunca kendini yiyip bitirmiştir o adam, gölgelerin içinde benim yüzümden diye diye.
Ren hiçbir şey bilmediği için kendi küçük dünyasında mutluydu belki. Ama Gloria ve Steve ne kadar şiddet uygulamasalar da ortada gerçek bir sevgi yok. Ve Chris ile büyüseydi nasıl bir insan olurdu… bunu hayal bile edemiyorum.
Gerçekten çok üzücü. Çok ama çok üzülüyorum Chris'e.
Diğer puan kırma nedenimde, ben son sayfalarda Chris ile daha fazla sahne görmek isterdim. Evet, belki çok şey istiyorum, farkındayım. Belki herkes benimle aynı düşüncede olmayabilir ama bu kitap “herkes mezun oldu, istedikleri bölümü kazandılar, arsa aldılar, bir sürü hayvanları oldu ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar” diye bitecek bir hikâye değildi. Kapanış çok hızlıydı.
Açıkçası bir zaman atlaması bekledim. Ren’in o korkunç olayları atlattığını, Gloria ve Steve’i geride bıraktığını, kendi ayakları üzerinde durduğunu ve babasıyla vakit geçirdiği sahneleri okumak istiyordum. Sonuçta Chris’in de yeni bir ailesi var ve Ren’in bir nevi kardeşi bulunuyor. En azından bir zaman atlamasıyla, Fitz ile birlikte oldukları ve bu yeni aileyle yakınlaştıkları anları görmek isterdim.
Ama olmadı.
Küçücük bir yazıyla “mezun oldular, arsa aldılar, mutlu mesut yaşadılar” gibi bir özet geçilip kitap bitti. Ardından da klasik yazar teşekkür notu geldi. Açıkçası o an ciddi anlamda afalladım.
Kitap genel olarak zevkliydi, okurken içine çekiyor ama benim için yer yer okumak zorlayıcıydı. Ve böyle bir final… bir anda kesilip bitmesi… beni sinirlendirdi. Zaten Chris için apayrı bir üzüntü içindeyim.